YÜCE BİR DÜŞÜNCENİN KANATLARINDA-RAMTHA-(BEYİN)-14


Değişme Cesaretinin Şerefine

Günün her anında, daima varlığınızın Tanrısının kabul ve tasdik edin ki onu hayata aktarabilesiniz.

Sevgili Tanrım,
seni selamlıyorum.
Gizemli Varlık,
senin ortaya çıkmanı
ve öğrendiğim şeyi
tezahür ettirmeni istiyorum
ki anlayış kazanabileyim.
Sevgili Tanrım,
bana değişebilmem için
cesaret ve güç ver.
Seni çok seviyorum.
Öyle olsun.

Orta-beyin: Bir Düşünceyi Önceden Plânlayarak Realiteye Dönüştürmek

“Eğer siz düşünmeyi ve tepkiyi uyarması için sadece çevreye bağlıysanız, çok nadiren orta-beyne geçebilirsiniz. Orta-beyin yaratım yeridir. O, bilinçaltının daha derin düzeylerine kolayca erişilen yerdir. Sizi duygusal iblislerinizden koruyan yerdir, yüce ve yüksek yenilenmenin yeridir. “- Ramtha

Şimdi sizin için önemli olan iki konuyu ele alacağız. Onlar el ele çalışır ve siz o terimleri bilseniz de, onlar daha derin anlamlara sahiptir.

Çoğunuz sabır sözcüğünü bilirsiniz, ama onun ne anlama geldiğini anlamazsınız. Sabrın uzun süre acı çekmeye dayanmak anlamına geldiğini, zaman anlamına geldiğini düşünürsünüz. Sizin sabır sözcüğünü kullanmanız, ama onun ne anlama geldiğinden gerçekten emin olmamanız ilginç değil midir? Peki, hipnotik sözcüğünün ne anlama geldiğini düşünüyorsunuz? Sabır, hipnotik yetenek ve analojik zihin aslında aynı şeydir. Sabır bir erdem olarak adlandırılır, ama gerçekte o tamamen yeni bir boyutu açıklar. Sabır, terminolojide, kendini ebedi bir yerde tutan bir boyutu açıklamak için ortaya konulmuş olan bir sözcüktür.

Beyin diyagramına bakacak olursanız, sizce beynin hangi bölümü ebedi bir yeri barındırıyor olabilir? Sabır beynin neresinde yer alır? Neokorteks, orta-beyin ve beyincik beynin unsurlarıdır ve hepsi sabır kapasitesine sahiptir. Ancak, neokortekste ve hipotalamusta uzun vadeli anıları depolama konusunda sabır yer almaz. Uzun vadeli bellek, deneyimlenen belleğin yapısı olacaktır. Başka bir deyişle, neokorteks depoladığı anılarla ilgili bir yargıya, nihai bir analize sahiptir.

Size soruyorum, beyninizde depoladığınız hangi anıya bir yargı eşlik etmez? Siz bir tutum nöronetini (sinir-hücresi-ağını) ya da anıyı depodan çıkarıp ön loba getirdiğinizde, o kendisiyle birlikte bir tutum, bir yargı taşır. Siz o yargıya olağan analiz, düşünme ve o düşünce kalıbına, o nöronete bir sonuç ekleme yoluyla varmış ve o anıyı o yargıyla depolamışsınızdır. Eğer bir anıyı ortaya çıkaracak olsaydınız, o anının bir sınırlama içerdiğini görürdünüz. Bu sabır değildir. Sabra sahip olmanın nöronetle ve onun -kaydedip depoladığınız- nihai değerlendirmesiyle hiçbir ilgisi yoktur.

Öyleyse sabır nedir? O, ârafta tutulan bir kavramdır. Aktif beyinde böyle bir kavrama olanak verecek tek bir yer vardır. Bir örnek olarak, siz deneyimlemek ya da gerçekleştirmek istediğiniz bir vizyonu, bir imgeyi ön lobunuzda tutup onun üzerinde büyük bir niyetle odaklanırsınız. Bu durumda, o imgeyi neokorteksten orta-beyne aktarıyor olursunuz.

Orta-beyin psişik beyindir. O düşünmez ve analiz etmez. O, beynin analitik bir veçhesi değildir. Orta-beyin gönderici ve alıcıdır. O, sizin uzaktan-görme ve gönderme-ve-alma disiplinlerinde yapmayı öğrendiğiniz gibi, bilgiyi saf bir biçimde, yargısız olarak alır. Bilgiyi saf bir biçimde alır ve size sunar. Ancak, o size sunulduktan sonra, siz 0 bilgiyi analiz eder, tartar, yargılar ve bir anı olarak depolarsınız. Orta-beyin düşünmez. O saf veri alır; kızılötesi ve görünür ışık bantlarının düşük ve yüksek alanları vasıtasıyla beyne gelen saf düşünce-formlarını alır.

Bir düşünce-formu beyninize girdiğinde, o sadece belirir. Uzaktan-görme ve gönderme-ve-alma disiplinleri size, orta-beyne gelen bilginin, neokorteksin ve kişiliğinizin dışında bulunan bir bilinç akımından geldiğini öğretir.

Düşünceleri bilinç ağı yoluyla ileten orta-beyin yargısız bir düşünce iletmektedir. Eğer yargı varsa, 0 iletilen imgenin değiştirilmesinden kaynaklanacaktır. Başka bir deyişle, orta-beyinden aktarılan imge, aktarıcısı tarafından değiştirilmiş olacaktır. Değiştirme, siz bir imgeyi alıp analiz ettiğinizde neokortekste meydana gelir. Peki, siz onu neyle analiz edersiniz? Siz onu -bilginizin deneyimine ya da toplamına dayanarak- anılarınızla, nöronetlerinizle analiz edersiniz. Bir kez imgeyi kendi analizinize göre şekillendirip oluşturduğunuzda, eğer onun üzerinde odaklanırsanız, o zaman 0 sınırlı, şekillendirilmiş imge iletilir. Ama orta-beyin yargıyı iletmez, o sadece yargıyla arıtılmış imgeleri iletir.

Siz realiteyi yarattığınızda ve o günlük düşünüşünüzün etkili bir parçası olduğunda, düşünürken üzerinde durduğunuz o anlar, sizin düşünce süreçlerinizde sonuç oluşturucu bir özete, bir birikime eriştiğiniz anlardır. İşte o duraklama anında bilgi orta-beyin vasıtasıyla iletilip aktarılır. Çoğunuz, düşüncelerinizin ve sözlerinizin bir düşünce sürecinin nihai değerlendirmesi olduğunun bilincinde değilsiniz. Siz 0 düşünce üzerinde bir analize erişmedikçe, düşündüğünüz şey üzerinde asla duraklamazsınız.

Şimdi, düşündüğünüz ve üzerinde durduğunuz düşüncenin, o düşünce sürecini her nasıl sona erdirdiğinizin, orta-beyne giden nihai değiştirme olduğunu anlayabilirsiniz. Bu, orta beyin ve onun yoğunlaşan ve -kişisel çevre için çok önemli olan realiteyi yaratan yüksek ve düşük bantları yoluyla olur.

Her gün oturup odaklanmanız yeterli değildir. Günde üç kere oturup disiplinleri uygulamanız yeterli değildir. Siz, destekleyici olabilecek ve her gün düşünme süreçlerinizi yönlendirebilecek bir listeye sahip olmalısınız. O listeye sahip olmalısınız ki o duraklamayı yaptığınızda, o arayı verdiğinizde, nöronet tarafından yaratılmış olan düşünce sürekli olarak bilince ve dolayısıyla enerjiye aktarılacak bir düşünce olabilsin. Sizin disiplinleri uygulamanız, odaklanma çalışması yapmanız, ama onları günlük ifadede tamamıyla göz ardı etmeniz mümkündür. Bu, pazar günleri kiliseye gidip, cumartesi gecesinin tüm günahlarının affedilmesi için dua etmeniz ve pazartesi sabahı aynı şeye tekrar başlamanız gibidir.

Olağan Düşüncenin Olağandışı Gücü

“Tüm gün boyunca realiteyi yaratan şey sizin olağan düşüncenizdir ve onu –düşündüğünüzün farkında olmasanız bile- nasıl düşündüğünüzdür. ” – Ramtha

Siz olağan düşüncenizin farkında olmadığınızda, içinizdeki düşmanın hiç farkında olmazsınız. Tüm gün boyunca realiteyi yaratan şey sizin olağan düşüncenizdir ve onu -düşündüğünüzün farkında olmasanız bile- nasıl düşündüğünüzdür. Yüce zihin, genişlemiş bilinçli zihin olağan düşünce kadar olağan olamadıkça, sizin her günkü düşüncelerinizden kaynaklanması gereken mucizeleri yaratmak için çok çalışmanız gerekir.

Bir üstat sabah uyanıp gününü yaratan biridir. Bu ne anlama gelir? Bu, insanın kendini sadece sınırsız, genişlemiş ve yüce düşüneceği bir hale girmeye zorlaması anlamına gelir. Üstat, gününü o yasa ile yaratmalıdır ve onun yapması gereken ikinci şey, sadece o yasaya göre konuşmaktır. Başka bir deyişle, gün esnasında 0 kendisine ya da başkalarına zorluk, kısıtlama, engelleme ve yoksunluk getirecek hiçbir şey düşünmemeli ve söylememelidir. Siz gününüzü böyle yaratmaya çalıştığınızda, gününüz, olağan düşüncenin bilinçsiz yaratımdan değil, bu yaratımdan kaynaklanabileceği bir biçimde gelişir. Siz sadece pazar günü Tanrının inayeti için çok çalıştığınızda, pazartesiden cumartesine kadar o inayet olmadan tökezlediğinizi görürsünüz.

Orta-beyin, gönderen-ve-alan psişik beyindir. Burada zihin süreklilik içinde bulunur. Sizin çevrenizin bilinç ağına ve sosyal yapısına kattığınız şey, yaydığınız her düşüncenin yaşayacağınız bir düşünce olmasıdır. O sizin kişisel deneyiminizin kalıbı olur ve onu nasıl deneyimlediğiniz birçok insanı etkiler.

Sizin Büyük Çalışma’daki yolculuğunuz, insanı tekâmülde (evolüsyon sürecinde) zorlayan o kalıcı yoksunluk hissini alt etmektir. Yoksunluk, deneyimi zihnin tekâmülüne, ruhsal bilgeliğe ve çevresel değişim için hazırlanmış fiziksel intibaka doğru ateşleyen motordur. Yoksunluk, yol boyunca inanç kavramıyla karıştırılmıştır. İnanç, Büyük Çalışma’nın zihninde var olan bir terim bile olmamalıdır. İnançsızlık ve kuşku da o zihinde bulunmamalıdır. Kuşku ve yoksunluk birbiriyle bağdaşmaz. Yoksunluk sizi deneyime zorlar, kuşku ise onu engeller.

Olağan düşünce -ve gün boyunca duraklayan o olağan düşüncenin farkında olmak- fiziksel ve çevresel intibak için o imgeleri aktarmaktadır. Zamanın onun değişim tezahürü ile hiçbir ilgisi yoktur, ama neokorteks ile her türlü ilgisi vardır, çünkü insan neokorteks vasıtasıyla geleceği tasarlar ve plânlar. Eğer siz düşünme sürecinde hiç zamana sahip olmasaydınız ve orta-beyne zaman içermeyen kavramlar iletebilseydiniz, kendinizi zamansız bir imgeler hali içinde bulurdunuz. Bir zaman akışına ya da zaman sürekliliğine dayanmayan bir imge gönderildiğinde, bir tarih olmadan işlemden geçirilen bir imgeye sahip olursunuz. Yaratıcı bir düşünceye zaman eklemek onu değiştirir ve sınırlar.

Sabır boyutsal bir sözcüktür ve zaman boyutu işaret eder, ama bir sabır boyutunda zaman yoktur. Sabır, zamanın ifade edici momentumundan yoksun olan bir varoluş halidir.

Sabırlı olmak basitçe hoşgörülü olmak değildir. Sabırlı olmak, bilinçli olarak oluşturulmuş bir paradigmayla -bir düşünceyle, bir arzuyla- analojik olarak yaşamak ve o arzuyu beynin belirli bir bölümünde herhangi bir değiştirme olmadan tutabilmektir. İstediğiniz bir şeyi yaratmaya çalışırken, onu zamansız olarak (“şu sürede gerçekleşsin” şeklinde bir zaman koymadan) yaratmalısınız. İsteğiniz üzerinde böyle odaklandığınızda, o andan itibaren o düşünce kutsal toprak olur. Bu, odaklandığınız düşüncenin hiçbir şekilde olağan yargı ya da değiştirme düşünüşüne bağlı olmaması gerektiği anlamına gelir.

Siz zamanı, değiştirmeyi ve yargıyı aşan bir düşünceye sahip olduğunuzda, neokorteksten orta-beyin bölgesine, o güçlü gönderici-ve-alıcıya geri dönüyor olursunuz. Siz bir düşünceyi neokortekste kusursuz formda, yani analiz etmeden tutamazsınız. Bu durumda siz onu durağan bir sabır pozisyonunda tutmamaktasınızdır. Gerçekleştirmek istediğiniz düşünce zamana, sınırlamaya, değiştirmeye bağlı olmadığında ve tam olarak istediğiniz gibi, değişemez olduğunda ve onu öyle görmeyi öğrendiğinizde, siz onu neokortekste  tutamazsınız. Öyleyse kesinlikle saf olan inançlı bir düşünce-formuyla ne olur? O, otomatik olarak, orta-beyne geçer. O, onun bulunabileceği tek yerdir ve orta-beynin yerine sabır denir.

Uzaktan-görme ve gönderme-ve-alma disiplinleri size, bir düşünce gönderildiğinde -o düşünce üzerinde zamansız bir biçimde odaklanıldığında- onun yöneltildiği 0 kişi, şey, yer, zaman ve olay tarafından anında alındığını gösterir. Dahası, bu okulda gönderme-ve-almanın olağanüstü örnekleri yaşanmış, gönderici bir imgeyi alıcıya göndermeyi düşündüğünde, daha o imgeyi bir bloknota çizmeden, çok odaklanmış olan alıcı tüm imgeyi algılamıştır.

Sizin uzaktan-görme ve gönderme-ve-alma disiplinlerinde öğrenmeye çalıştığınız şey, sihirli bir halin bulunduğu ve o halin iki garip özelliğe sahip olduğudur: Birincisi, o düşünmez, analiz etmez ve yargılamaz. İkincisi, eğer 0, gerektiği gibi, zamansız bir sabır hali içinde tutulursa, hemen alınıp algılanır.

Bir an bunun üzerinde düşünün. Siz listeniz üzerinde odaklandığınız ve sahip olmak istediğiniz şeyi yarattığınız her seferinde, istediğiniz şeyin imgesini (onu ifade eden bir görüntüyü veya sözcüğü) çok net bir biçimde imgelemişsinizdir. Siz böyle saf bir biçimde odaklandığınızda, odaklandığınız şey her ne olursa olsun, onu yaratırsınız. Cennet âleminde hiçbir sınırlama yoktur; berraklık ve saflıkla, yargıdan ve analizden ari olarak, 0 düşünce artık düşünen neokorteksin bir parçası olmayacak, hemen gönderilecek ve hemen alınacaktır. Tanrı, en hızlı posta sisteminden daha hızlıdır. Siz bir düşünce üzerinde saf bir biçimde odaklandığınız anda, 0 düşünce alınır ve aktifleşir. O, alındığında aktifleşir. Siz onu gönderirsiniz ve 0 bir anda alınır.

Öyleyse zamanın istediğiniz şeyi tezahür ettirmekle ne ilgisi vardır? Zamanın yavaş tezahür sürecinde bir rol oynamasının tek yolu, zamanın imgeye katılmasıdır. Bu katma ne kadar süptildir? Siz bir odaklanmayı defalarca tekrarladığınızda, bir şey üzerinde defalarca odaklandığınızda, yol boyunca kuşku analizi yapmışsınız demektir. Bir şey üzerinde odaklanırken, aynı zamanda gelecekte gerçekleşmesini istediğiniz 0 olayla ilgili beklentilerinizi, onun nasıl ve ne zaman gerçekleşeceği, ne anlama geleceği ve sizin ne zaman hazır olacağınız ile ilgili düşüncelerinizi ön lobunuzdan geçirmişsinizdir. Böylece, tüm bu analiz gönderdiğiniz o mesaja dâhil olur.

Siz ne kadar sık olarak müthiş bir arzu üzerinde odaklanmış, ama sonra kendinizi onu elde edemeyebileceğinizi yada ona lâyık olmadığınızı düşünürken bulmuşsunuzdur? Böyle odaklandığınızda ve onu bir değersizlik düşüncesi ya da bir zaman çerçevesi ile desteklediğinizde, siz tezahür ettirmek istediğiniz şeyi analiz etmiş ve sınırlandırmışsınızdır ve o sadece o şekilde gerçekleşebilir.

Sizin moraliniz bozuk olduğunda ve kendinizi çok kötü hissettiğinizde, istediğiniz şeyin birden tezahür etmesi şaşırtıcı değil midir? Tanrı siz o halle boğuşana dek beklemiş midir? Bu sizin bir potansiyeli cennet âleminden gerçekleştirebilmek için düşmeniz gereken düzeymidir? Hayır. Ama kim bunu böyle kurmaktadır?

Siz o arzu üzerinde odaklanırken, o arzu hakkında düşünüyordunuz. Başka bir deyişle, onu -size onu elde edecek kadar değerli olmadığınızı, iyi olmadığınızı ya da onu gerçekleştiremeyeceğinizi söyleyen- nöronetinizden geçiriyordunuz. Aranızda, yoksunluk sözcüğünü inançsızlık ile karıştıranlar vardır. Sizin yapmış olduğunuz şey, gönderdiğiniz ve hemen alınan o düşünceyi hızla geri döndürmektir; siz kendinizi ona lâyık hissetmediğiniz için o düşünce gerçekleşmeyecektir.

Sizin realitenizin esas yaratıcısı olmanız, hiçbir şeyin çatlaklardan kayıp gitmemesi ve dışlanmaması anlamına gelir. Harika neokorteks -beyninizin üstünde yer alan o büyük madde parçası- bilgelik idrakini işlemden geçirmek ve meydana getirmek için oradadır. Siz kendinizi koşulsuz olacak şekilde koşullandırmanız gerektiğini anlamalısınız. Her neyin üzerinde odaklanırsanız, bu koşulsuz ve zamansız bir odaklanma olmalıdır,çünkü böyle yaptığınızda, onu hemen elde edersiniz.

Tıpkı gönderme-ve-alma ve uzaktan-görme eğitiminde olduğu gibi, imgeler bir anda meydana gelir. Siz, elde etmek için üzerinde odaklandığınız herhangi bir şeyin de bir anda gerçekleşmeyeceğini neden düşünüyorsunuz? Bu prensip hepsi için geçerlidir. Daha yüksek ve daha düşük dereceler yoktur. O daha yüksek ve düşük dereceler sadece sizin istediğiniz şeyle ilgili bilinçli analizinizde yer alır. Başka bir deyişle, sizin hayalleriniz onları yarattığınız koşullarda tezahür eder.

Odaklanmaya başlamanın kutsal ve saf bir yere girmek olduğunu anlayın. Siz yaratırken, istediğiniz şeyi kuşku, inançsızlık, değersizlik, yoksunluk -ve zamanla ilgili hiçbir koşul- olmadan yarattığınızdan emin olmalısınız. Onu tam olarak böyle yaratabildiğinizde, o anında alınıp kabul edilecektir.

Öyleyse ben sizin sabırlı bir şekilde odaklanmanız, tezahür ettirmek istediğiniz listeyle ilgili olarak sabırlı olmanız gerektiğini neden söylüyorum? Çünkü sabır sizin listeniz üzerinde hoşgörüyle odaklanmanız gerektiği anlamına gelmez. Sabır, güzel bir sabah sizin o imgeyi hiçbir koşul olmadan ve en net biçimde odaklanarak yaratacağınız anlamına gelir. Ve o berraklık anında, siz düşünen beyinden otomatik olarak orta-beyne geçeceksiniz. Orada hiçbir analiz, hiçbir düşünce sürüp gitmeyecek. Orada sadece, istediğiniz şeyin o saf, koşulsuz kavramı olacak. Orada, bedeninizi dolduran enerjinin, havaya yükselmeye benzer bir enerji olduğunu da fark edeceksiniz.

Mucizelerin ve İyileşmenin Doğal Olarak Meydana Geldiği Hal

“Bir anda meydana gelen fiziksel bir mucize sizin düşünceniz saf ve sınırsız olduğunda ve değersizlik, mağdurluk, kendini-reddetme, öfke hissetmediğinizde başınıza gelir. Düşünce saf ve bütün olarak ortaya çıktığında ve öyle tutulduğunda, mucize meydana gelir.”- Ramtha

Siz orta-beyin bölgesine geçtiğinizde meydana gelen bir biliş hali vardır. O hal içinde odaklanırsınız ve odaklandığınız şey bir anda alınır. Günün geriye kalan kısmı, o sabah net, basit ve mucizevi bir biçimde tezahür ettirdiğiniz şeyin gözler önüne serilmesi olacaktır ve cennet âleminin doğal düzeni budur. Sizin odaklanma üzerine koyduğunuz tüm kısıtlamalar sadece onunla ilgili düşünme biçiminizdir. Arzu ettiğiniz şeyin üzerine, hayat boyunca taşımaya koşullanmış olduğunuz kısıtlamalarınızı, güvensizliklerinizi ve yoksunluklarınızı sermeniz, sizi kumanda etme ve gerçekleştirme hali yerine, bir itaat etme hali içine sokar.

Sağlıkla ilgili olarak, sizin bedeninize kusursuz bir sağlık imgesi yollamanız ile gönderme-ve-alma uygulamasıyla partnerinize kusursuz bir şiir yollamanız arasındaki fark nedir? Arada hiçbir fark yoktur. Beden de mesajı bir anda alır.

Bedeninizde yaratmış olduğunuz o kötü hastalığı iyileştirmek için ne yapmalısınız? Hastalığın kendisi size tutumunuzun doğasını ve olağan düşüncenizin doğasını söyler. Tüm hastalıklar insanın olağan düşüncesinin tutumuyla açıklanabilir. O hastalık, her gün yaşattığı rahatsızlık ve acıyla, size kim olduğunuzu ve nasıl düşündüğünüzü hatırlatır.

Hastalıkla ilgili olarak nasıl sabırlı olabilirsiniz? Siz, iyileşmeye hangi koşulları koyarsınız? Bunun üzerinde düşünün. İş bedeninizi iyileştirmeye geldiğinde, hastalık hakkında -onunla birlikte fiziksel acıyı ve zihinsel yabancılaşmayı taşımadan saf, kusursuz bir beden düşüncesini orta-beyne taşımaya muktedir olamayacak kadar çok düşünür müsünüz? Hastaysanız ve acı çekiyorsanız, sağlık düşüncesini -onu hastalığa hiç bağlamadan- saf bir biçimde o kutsal yere taşıyabilir misiniz? Hastalık düşünen zihin midir ve düşünen zihin o kusursuz sağlık imgesini değiştirmeden, saf bir netlikle orta-beyne gönderemez mi?

Bedeniniz beyninize acı çektiğini, hasta olduğunu söylerken, sizin oturup kusursuz bir sağlık düşüncesi üzerinde odaklanmanız, o enerjinin sizi yükselttiğini hissetmeniz ne kadar zordur? Siz her an düşündüğünüz düşünceleri nasıl alt edebilirsiniz?

Hepinize yenilmez bir irade verilmiştir. Büyük Çalışmaya katılmış olanlarınıza 0 iradeyi anlamanızı sağlayacak eşsiz bir eğitim, bir armağan verilmiştir. Ama siz yaratıcı olduğunuzda, ayakkabılarınızı çıkarıp, başlarınızı meshedip, Tanrı ile birlikte olacağınız kutsal bir tapınağa girmeniz gerektiğini henüz açıkça göremiyor musunuz? Siz o odaklanmanın kutsal bir yer olduğunu ve orada nasıl bulunduğunuzun oradan çıktığınızda nasıl olacağınızı belirlediğini henüz idrak etmediniz. Tanrı’ya gitmenin, Tanrı olmak olduğunu henüz anlamadınız. Eğer siz Tanrıysanız ve kendinizi sakat, hasta, tehlikede görüyorsanız, eğer siz Tanrınız adına öyleyseniz, 0 zaman 0 kutsal yerden acı ve ıstırap içinde deforme olmuş olarak çıkarsınız.

Kendini kurban olarak, mağdur olarak görmenin iyileşmede hiç yeri yoktur. Sizin büyük rahatsızlığınızı kaydeden beyinden daha büyük olmanız gereken o irade dolu an yaşanmalıdır. Siz hipnotik hale gelmeli ve kendinizi hipnotize ederek bir iyilik hali içine sokmalısınız. O kutsal yere erişmek, sizin -başka hiçbir şey değil- olmayı arzuladığınız şey olabileceğiniz anlamına gelir. Eğer bedeniniz acı içinde feryat ederken siz o sağlıklı ve sınırsız ha] üzerinde yeterince uzun bir süre odaklanabilir ve iyi olma iradesini gösterebilirseniz, o kusursuzluk imgesi orta-beyne geçecektir. Bunun bir sonucu olarak, bedeni kuşatan ve hücrenin iskelet yapısını bir arada tutan karbuleleri besleyen biyoenerji bir anda tümüyle farklı bir frekansa geçecektir.

Bilinç ve enerji bir anda yaratır. Onlar hiçbir yere gitmez, onlar orada mevcuttur. Siz o saf, bütün vizyonla bu kutsal yere girdiğinizde ve o vizyonu orada tutabildiğinizde, bedene mesaj hemen gönderilir. Bedenin elde edebileceği en büyük ilaç odur. Beden 0 ilacı hemen alır, çünkü beden beyne kendisine dikkat göstermesi, ilaç bulması, onu ıstırabından ve rahatsızlığından kurtarması için çağrıda bulunmaktadır. Beden, sakatlandığında, beyinden ona yardım etmesini ister.

Öyleyse büyük ilaç nasıl iletilmelidir? Bütün, saf ve sabırlı olan ve üzerine bir yük yüklenmemiş olan düşünceyle. O düşünce nasıl tutulmalıdır? Siz 0 düşünceyi tuttuğunuz sürece, o ta bedene iletilecek ve beden hemen iyileşmeye başlayacaktır.

Sonuçta, mucizevi iyileşmeler, bir anda meydana gelen o şifalar nedir? Mucizevi bir iyileşme fiziksel aşkınlığın mutlak kabulüdür. Bu, düşüncenin saf olarak alınması ve bedenin hemen aşılması anlamına gelir. Bir anda meydana gelen fiziksel bir mucize, sizin düşünceniz saf ve sınırsız olduğunda ve değersizlik, mağdurluk, kendini-reddetme, öfke hissetmediğinizde başınıza gelir. Düşünce saf ve bütün olarak ortaya çıktığında ve o halde tutulduğunda, mucize meydana gelir.

Tanrı’nın âleminde sağlık için bir bekleme zamanı yoktur. Sağlığınıza kavuşmanın koşulunu ve yolunu belirleyen sizlersiniz, sevgili varlıklar. Ama eğer rahatsızlığınızın acısını hissederken iyilik imgesini orta-beyninize aktarırsanız, o imge acıyı birlikte taşıyacak ve onu yeniden onaylayacaktır.

Siz hiç ayak başparmağınızı bir taşa çarptınız mı ve onun ne kadar acıdığını düşündüğünüzde başparmağınızın daha çok acıdığını hissettiniz mi? Siz hiç ayak başparmağınızı bir taşa çarptığınızda acıyı kasten yok saydınız mı ve o zaman acının hemen geçtiğini hissettiniz mi? Evet, bu anında işe yarar.

Sizin sağlığınızın koşulları nelerdir? Fiziksel iyileşmeye yüklediğiniz koşullar nelerdir? Belki hastalığınız size 0 kadar iyi hizmet etmiştir ki siz ona alışmışsınızdır ve bu sizin olağan düşüncenizin nöroneti haline gelmiştir.

Hiç kimse sizin zihninizi değiştiremez. Sonuçta, o sizin zihninizdir. Onun yaratıcısı ve yok edicisi Sizsiniz. Realitenizin yasa yapıcısı sizsiniz ve her düşünce önemlidir; evet, her düşünce önemlidir. Siz, realitenizi herkesten daha acımasız ve katı bir biçimde yargılarsınız. Böyle yargıladığınızda, sizi yargılayanları da sizin kadar acımasız ve duyarsız bulacaksınız. Onlar ancak sizin olmalarını emrettiğiniz gibi olabilirler.

Bir Saf Biliş Hali Olarak Sabır ve Hipnotîk Yetenek

“Transa girmek, duygudan çıkıp bir olma haline, bir saf berraklık haline girmektir. Orta-beyinde hiç duygu yoktur, çünkü orada hiç düşünme yoktur. Ve siz duygunun dışına çıkıp berraklığa girdiğinizde, bir sabır hali içinde olursunuz. ” – Ramtha

Ben sabırdan söz ederken, bir mecazdan, yeni bir anlayış paradigmasından söz ediyorum: Düşünce boyutsal olsa da, o ayrıca zamansız bir donmuş-görüntüdür. O ne kadar büyük yada küçük olursa olsun, hayalinizi kusursuz bir biçimde yarattığınızda -her an, onu hiçbir koşula bağlamadan, sadece o düşünceyi barındırdığınızda- o zaman siz bir sabır hali içine girersiniz. Sabır, zamanların, yerlerin, kişilerin, şeylerin ve olayların dışında var olur ve siz düşünceyi barındırırken onu asla bu şeylerin bağlamında barındırmamalısınız.

Bunu nasıl yaparsınız? Sizin, önce, ne istediğiniz ve onu nasıl şekillendirdiğiniz konusunda ciddi olmanız gerekir. Bir kez imgeyi oluşturup onun üzerinde odaklandığınızda, onu değiştirmemelisiniz. Gün esnasında onu olağan düşüncenizle düşündüğünüzde, ona bir yargı ya da beklenti katmamalısınız. Sadece o düşünceyi tutmalı, onu barındırmalısınız.

Gün esnasında hayaliniz üzerinde birçok kez düşünmeniz ve böylece orta-beyne geçmeniz mümkündür. Bu ne kadar önemlidir? Siz orta-beyne geçtiğinizde, hipnotik bir transta olursunuz. Peki, bir hipnoz hali nedir? O bir orta-beyin olma, tamamen orta-beyin olma halidir.

Hipnozda düşünme yoktur. O bir alma ve gönderme halidir. O yükselmiş bir haldir ve onun enerjisi ve kuvvet-alanı neokorteksin düşünme halinden çok daha çarpıcıdır. Siz kendinizi hipnotik olarak o sabırlı düşünceye soktuğunuzda, eğer o düşünceyi doğru biçimde oluşturmuşsanız, gün esnasında o transa defalarca girersiniz. Transa girmek, duygudan çıkıp bir olma haline, bir saf berraklık haline girmektir. Orta-beyinde hiç duygu yoktur, çünkü orada hiç düşünme yoktur. Ve siz duygunun dışına çıkıp berraklığa girdiğinizde, bir sabır hali içinde olursunuz.

Bir sabır hali içinde ne olur? Zaman durur ve hayaliniz ne kadar aşırı olursa olsun- hemen gerçekleşir. Sağlık durumunuz ne kadar kötü olursa olsun, iyileşme hemen gerçekleşir. Değişim-dönüşüm zihinsel ve fiziksel aşkınlık yoluyla meydana gelir. Sizin hemen yarın iyi olmanız mümkün müdür? Sizin yüce ve güzel olmanız ve koşulsuz olarak sevmeniz mümkün müdür? Evet, gerçekten mümkündür.

Siz buraya Büyük Çalışma’yı öğrenmeye gelirsiniz. İnsanlık adi metalini alıp onu Mesih altınına dönüştürmekten daha büyük bir çalışma yoktur. Bundan daha büyük bir çalışma yoktur, ama sizin onun üzerinde çalışmanız gerekir. O, ödülün, insanın her gün hissettiği yücelik ve özgürlük olduğu bir çalışma olmalıdır. Bir zamanlar cehaletin olduğu yerde şimdi bilgi vardır ve 0 bilgi temeliyle insan çok daha becerikli olabilir, daha büyük ve sınırsız bir bilgelik sergileyebilir ve kendisinin gerçekten realitesinin yaratıcısı olduğunu anlayabilir. Realite sizin olağan biçimde düşündüğünüz şeyi size geri yansıtır.

Orta-beyin, bir üstadın kendi beyin zamanının en büyük bölümünü harcadığı yerdir. Orta-beyin, insanın -adeta uyuşturulmuş gibi- kişiliğini hissetmediği yerdir; o yüksek bir hipnotik yetenek halidir. Bu yeteneğe sahip olanlar bedenlerini hastalıktan parlak bir sağlığa yönlendirebilir, hayatlarında mucizevî şeyler yaratabilirler. Onlar tekâmülün çocuklarıdır. Var olan herkes, bir bedende bulunan tüm varlıklar bu yeteneğe sahiptir. Ancak, insanların çoğu kişiliğe kapılmış haldedir. Kişilik neokortekstir, yüksek zekâ verimi oluşturması gereken düşünme mekanizmasıdır. O aynı zamanda çoğu insanı -onları kısır bir döngü içinde tutan- bir tutumlar nöronetine bağlayan bir mekanizmadır. O insanlar olağan düşüncelerindeki bilgi üzerinde nadiren orta-beyinden herhangi bir fark yaratacak kadar uzun süre duraklarlar, çünkü onlar çevrenin onları uyarmasına bağlıdırlar. Eğer siz düşünmeyi ve tepkiyi uyarması için sadece çevreye bağlıysanız, çok nadiren orta-beyne geçebilirsiniz.

Orta-beyin yaratım yeridir. O, bilinçaltının daha derin düzeylerine kolayca erişilen yerdir. O sizi duygusal iblislerinizden koruyan yüce bir yenilenme yeridir.

Siz dünya için -ve dünyanın bir yaratığı olarak- yaşadığınızda, dışarıdan içeri doğru ilham aldığınızda, içinizdeki kutsal yerle nadiren karşılaşacaksınızdır, çünkü çevrenin bir yaratığı olmak için ihtiyaç duyduğunuz tek mekanizma neokorteksin sahip olduğu eğitilmiş tepkilerdir. Zekâ örneği oluşturanların, düşüncenin ve dilin yollarını ve karmaşıklıklarım anlayanların bu yetenekleri sadece çevreden gelen bir tepkiye dayanarak kullanmalarının nedeni budur. Onlar çevrenin kendisini yeniden aktive etmemektedirler.

Neokortekste olağanüstü bir biçimde zeki bir varlık olmak yine de mümkündür. Ama son derece zeki varlıklar çok nadiren dâhiyane ve eşsiz işler başarırlar. Dâhiyane ve eşsiz bir iş sadece çevrenin yerine kendi yeniden-yaratımım geçirebilen bir varlık tarafından yapılabilir.

Bazı psişik insanlar, genetiklerinden dolayı, bilinçaltından ve orta-beyinden gelen bilginin ön loba ulaşmasına izin veren zayıf bir talamusa sahiptirler. Kafalarına ya da omurgalarının dibine ağır bir darbe almış olanların talamusları genellikle böyle zayıflar. Bu varlıklar kazadan kısa bir süre sonra her şeyi bilir görünürler. Onlar hastalıkları iyileştirme, uzaktan-görme ve duru-görü yeteneklerine sahip olan psişik varlıklardır.

Büyük Çalışma, değişim-dönüşüm için önemli olan bu en güzel ve eşsiz yere ulaşma eğitimidir. Siz odaklanma üzerinde çalıştığınızda, o odaklanma sizi hiçbir düşüncenin olmadığı bu yere götürecektir. Orta-beyinde daha yüksek verimli bir frekans içinde oturup size gönderilen İzlenimleri, idrakleri ve düşünceleri almak ile düşünmek arasında bir fark vardır. Düşünmek ile sezgi arasında büyük bir fark vardır. Sezgi bir biliştir, düşünmek ise oluşturulmuş bir formattır.

Siz orta-beyinde kalmayı öğrendiğinizde, bileceksiniz ve duygu olmadan bileceksiniz. Zayıflık ve korku olmadan yaratabileceksiniz. Bu yerde Büyük Çalışma hayatınızda en büyük etkisini yapar.

Siz oraya nasıl ulaşırsınız? Size öğrettiğim ve uyguladığınız her odaklanma disiplini, eğer onu doğru bir biçimde yapar sanız, sizi bu yere götürür. O yerde siz saf bir tapınak bulursunuz ve orada bir düşüncenin gönderildiği anda -doğanız tarafından etkilenmeden- alındığını bilirsiniz.

Büyük Çalışma’yı yapmak için bu yeteneğe sahip olmalısınız ve ona ancak uygulama ile sahip olabilirsiniz. Hayatınızın her gününün olağan biçimde mucizevi olmasının tek yolu, sizin her sabah gününüzü yaratmak için odaklanabilmeniz, düşüncelerinizi daha yüce bir âleme taşıyabilmeniz ve bir üstat gibi konuşabilmenizdir. Bir üstat, kararsız, güçsüz, olumsuz bir biçimde, yoksunluk ve mağdurluk içeren bir biçimde konuşmaz; o, olağan konuşmasında bile bir yasa-yapıcı olarak konuşur.

Gününüzü öyle bir şekilde yaratın ki eğer en nihayet iyi olmaya hazırsanız, iyi olacağınız sabah o sabah olsun. Hastalığı,ölümü düşünerek iyileşmeyi daha fazla ertelemek yerine, bir sabah, kusursuz bir sağlıktan başka bir şey olmamaya kararlı olarak uyanın. Bunu yaptığınızda ve bu imgenin gitmesi gereken yere (orta-beyne) gitmesine izin verdiğinizde, o gün yenilenme başlar. Bir anda meydana gelen mucizeler, şekillendirilmeyen ve zaman, sınırlama, koşul içermeyen odaklanmalardan kaynaklanır.

Bu sanatı öğrendiğinizde, deneyiminizin size çok iyi öğretmiş olduğu gibi, gönderdiğiniz şeyi aldığınızı  Bunu iyi yapabildiğinizde, kendinizi koşullandırmayı bırakacak ve daha sınırsız bir biçimde kabul etmeye başlayacaksınız. Bilincinizin bolluğunun altı ayda tezahür ettiğini ya da bir iyileşmenin iki yılda gerçekleştiğini değil, onun, öyle olduğuna karar verdiğiniz anda meydana geldiğini göreceksiniz.

Bu önemli bir öğretidir. Sabra sahip olmak, hayalinizi karmaşıklık olmadan, berrak bir biçimde barındırmanız ve ona zaman, sınırlama ve koşul katmadan odaklanmanız anlamına gelir. Onun üzerinde düşünmek ve odaklanmak, onu her gün göndermektir. Sabırlı olmak, orta-beyin olmak anlamına gelir. O, bilmek anlamına gelir… Sizin bilişi bulduğunuz yer orasıdır.

Yüksek hipnotik yetenek, tümüyle sabırlı olmakla ilgilidir. Siz o hale girdiğinizde ve kuşkunuzu, zavallılığınızı, sınırlamalarınızı geride bıraktığınızda, kudretli şeyler yapacaksınız. Ölü katırlarınızı geride bırakın ve kendinizi Büyük Çalışma’ya, kendinizi dönüştürmeye adayın ve değişmeye, tekâmül etmeye hazır olun.

Yüce Bir Düşüncenin Peşinde Bir Hayat

“Hiç kimse size yüce bir düşüncenin peşine düşmeyi öğretmemiştir. Hiç kimse sizi sıradanlığınızın, alışkanlıklarınızın, hayatta-kalma bilincinizin ötesini düşünmeye teşvik etmemiştir. Hiç kimse sizi programın o sınırlarının ötesine geçmeye teşvik etmemiştir. ”- Ramtha

İnsan beyni gizemli bir organdır, o sizin sahip olduğunuz en eterik organdır. O genel olarak sulu bir maddedir. Onun dokusu 0 kadar ince ve 0 kadar suludur ki bir kasa ya da kirişe sahip değildir ve kendini bir arada tutmaktan acizdir. Eğer siz beyni kafatasının dışına çıkaracak olsaydınız, o etrafa dökülür ve kendini toplayamazdı. Bu organ, eterik olduğundan, bedenin sahip olduğu hiçbir hisse sahip değildir ve acıyı duyumsayamaz. Sizin beyin dokunuzu kesebilirler, ama siz o saldırıyı hissetmezsiniz, çünkü beyin hissiz bir alıcıdır.

Suyu kimyasal olarak anlamalısınız; su-bazlı kimyasallar elektrik enerjisi için büyük bir iletkendir. İnsan bedeni elektrikli bir makinedir. Hiç yoktan ortaya çıkan bir düşünce bu makinenin en düşük bölümüne kadar yankılanır. Tıpkı suyun daima kendi seviyesini araması gibi, düşünce daima haddinde,yani tam olarak tezahür eder. Eğer biz düşünceyi en düşük düzeyine götürürsek, o beynin bir sinyal alması için bir elektrik şarjına benzer. Beyin sinyali alır ve hemen bir sinyalle karşılık verir. O elektriksel sinyal genellikle tüm bedende, merkezî sinir sisteminde yankılanan kimyasal bir tepki yaratır ve her hücre beynin düşündüğü şeye karşılık verir. Sizin bedeninize mesajlar böyle gelir ve yanıtlanır.

Eğer siz Boşluk’ta yaşıyorsanız -sizin başlangıçta Boşluk’tan kaynaklanıp ortaya çıkmış olmanız, hâlâ Boşluk’ta olmanız anlamına gelir- beyniniz bu noktada neden sadece geri dönüştürülmüş cehaleti alıp algılamaktadır? Beyniniz neden ortak payda düşüncelerini ve düşünüşünü almaktadır? Siz ve komşunuz benzer şekilde düşünürsünüz ve kentteki herkes belirli günlerde belirli şeyler yapar ve bu adeta ritüelimsi bir şeydir.

Siz alışkanlıklarla yaşarsınız, çünkü onlar düşünmeyi gerektirmez. Alışkanlıklar sadece bir karşılığı gerektirir. Onlar beyninizde çoktan programlanmıştır. Siz programlanmış olduğunuzu biliyor musunuz? Öyleyse siz neden daha büyük düşünceyi almazsınız? Daha yüce bir düşünce nedir? Yüce bir düşüncenin anlamı üzerinde düşünün.

Yüce düşünceleri neden almadığınızı kendinize sormanızı istiyorum. Eğer beyniniz elektrik enerjisine karşı o kadar duyarlı bir alıcıysa, siz sınırsız düşünceyi neden almazsınız? Deha düşüncesi size neden gelmez? Bunu hiç merak etmediniz mi?

Beyin, tepkisel bir organ, kolektif düşüncenin temel işlemcisi olacak şekilde oluşturulmuştur. Siz kimyasal belleğe dayanarak yaşıyordunuz ki o sizin -ilkokuldan üniversiteye kadar- gittiğiniz okullarda ille de öğrenmediğiniz anlamına gelir. Sizin o okullarda yaptığınız şey, hatırlama kapasitenizi artırmaktır.

Hatırlamak kimyasal bir işlemdir ve o deneyimi göstermez. Akıl müthiş bir şeydir, ama eğitim görmüş insanlar deneyime sahip olmadıkça, onların sahip oldukları tüm şey keskinleşmiş bir bellektir. Onlar belleğin formlarını birleştirmeyi öğrenmişlerdir, böylece belirli düşünce okullarını benimseyebilirler, ama düşündükleri şeyde usta değildirler. Onlar, bilgiyi ezberlemiş oldukları için bir yere erişmiş olduklarını düşünürler.

Hepiniz belirli okullara gittiniz. Okumayı, sanatları, bilimi ve biyolojiyi öğrendiniz. Dili bir dereceye kadar öğrendiniz ve o tanımlamayla büyüdünüz. İnsan türü olarak iletişim kurmayı öğrendiniz, ama bu sizin bir tür olarak deneyimli olduğunuzu ifade etmez. Bunun sizin hayatınızın, öğreniminizin esas temeli olageldiği göz önüne alınırsa, o zaman o kimyasaldır. O kimyasalsa, o zaman sizler alışkanlık ve öngörülebilirlik yaratıkları olmayı öğrenmişsinizdir. Siz yeterince öngörülebilirsiniz, bu yüzden bir düşmana sahip olmanız sizin için akıllıca olmaz, çünkü o yapmış olduğunuz her şeyi tahmin edebilir. Siz bir kaleyi uzun şiire savunamazdınız. Benim anlatmaya çalıştığım şey şudur: İmaj bilinci ilk üç mührün -hayatta kalmanın ve aklın göstergesi olarak gücün- bilincidir, böylece sizler gerçekten bir programı sürdüren bireylersiniz. Siz büyüyüp bir gün başarılı olacağınıza inandınız, peki siz kimin standardıyla başarılı olursunuz? Siz bir gün yaşlanacağınıza ve öleceğinize de inandınız.

O bir programdır. Bu programı ebeveynlerinizden miras aldınız, çünkü onlar da aynı programa sahiplerdi.

Eğer bu program sizin beyninizde işliyorsa, düşündüğünüz her şeydeki o imaj yüce bir düşünceyle ilgili değildir ve hiç olmamıştır. O alışkanlık ile ilgili olmuştur. Siz bir sinyale, bir dürtüye karşılık olarak düşünürsünüz ve o sinyal bu programın beyninizde sürekli işlemesidir. Hiç kimse size hayatı deneyimlemeyi gerçekten öğretmemiştir. Hiç kimse size erdemli bir erkek ya da erdemli bir kadın olmayı öğretmemiştir. Sizin neden yardımsever olamayacağınızı biliyor musunuz? Çünkü yardım sever olmak politik olarak doğrudur ve o ille de yapılacak erdemli bir şey değildir. O kulağa iyi gelir ve tebrik kartlarınız üzerinde iyi görünür, ama siz gerçekten yardımsever değilsinizdir. Birisi sizden yardım istediğinde içerlersiniz. Böylece siz deneyimli değilsinizdir ve harika erdem dünyasının dışında yaşamaktasınızdır. Siz bu şeyleri çoktan deneyimlemiş olduğunuzu düşünürsünüz,  onları aklî olarak bilirsiniz, ama siz gerçekten ruhen, samimiyetle veren bir varlık olmayı asla deneyimlememişsinizdir. Komşusunun ıstırabını ve çaresizliğini -anlamak istediği için- çok iyi anlayan ve anladığı için de 0na yardım elini uzatan erdemli bir varlık olmayı asla deneyimlememişsinizdir. Yardım elini uzattığınızda avantajlı taraf olursunuz, çünkü size bir deneyim verilmiştir. Siz onu yardımı anlamanızı sağlayan bir deneyim olarak yapmışsınızdır. Hiç kimse size yüce bir düşüncenin peşine düşmeyi öğretmemiştir. Hiç kimse sizi sıradanlığınızın, alışkanlıklarınızın, hayatta-kalma bilincinizin ötesini düşünmeye teşvik etmemiştir. Hiç kimse sizi programın o sınırlarının ötesine geçmeye teşvik etmemiştir.

Siz, “Bu tamamen doğru değil. Bazı insanlar bana belirli şeyleri yapmam için ilham vermişlerdi” diyebilirsiniz. Kim, ne zaman ve nerede? Bunu söyleyebilir misiniz?

 

Facebook Yorumlar

Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

What's Your Reaction?

İYİ İYİ
0
İYİ
Kötü Kötü
0
Kötü
Harika Harika
6
Harika
Bana aşağıdan bakarsan Tanrıyı, yukarıdan bakarsan delinin tekini, karşımdan bakarsan kendini görürsün.

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Türü Seç
Soru cevap
Konuya dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Yazı
Biçimlendirilmiş Yazı