SUYUN GERÇEK GÜCÜNÜN HAYATIMIZDA KULLANILMASI-MASARU EMOTO


İyi Hado’su Olan Yiyecekler Yiyin Su olmadan yaşayamayız. Su titreşim, enerji kaynağı taşır. Bazıları, “Peki ya yiyecek? Yiyecek olmadan da yaşayamayız!” diyebilirler. Bu doğru. Gerçekten de yiyecek olmadan yaşayamayız. Yiyecek elbette bizim için önemlidir; ama dinç bir hayat yaşamak için esas olan şey, onun titreşimidir. Yaşayan her şey titreşim yapmaya devam etmek zorundadır. Başka bir deyişle, her bir hücre de titreşim yapmaya devam etmek zorundadır.

Titreşim ona yol açan bir şey olmadan sonsuza dek süremez. Bu yaşamdaki her şey için aynıdır. Örneğin, bir topaç sonsuza dek dönemez; biz döndürmeye devam etmezsek eninde sonunda durur. Durmasını engellemek için, topacı bir iple çevirerek ona bir tür şok veririz. Canlı yaratıkların titreşimi bakımından bu rolü yiyecek oynar.

Her yiyeceğin belli bir titreşimi vardır. Çileklerin kendilerine özgü, elmaların kendine özgü titreşimleri vardır. Elbette, bedenimizin her organı ya da hücresi de kendine özgü bir titreşime sahiptir. Yiyeceklerin titreşimleri organlarımız ve hücrelerimizin titreşimleriyle rezonans yapar. Bedenin organları ve hücrelerinin bu rezonansıyla hayat devam eder. Bedenin birçok organını iyi titreşimle etkilemek için çeşitli yiyecekler yemek önemlidir. Beslenme açısından bakıldığında, dengesiz bir beslenme biçiminden kaçınmak için çeşitli yiyecekler yememiz söylenir. Bunun nedeni, organlarımız ve hücrelerimizin yiyeceklerden alman titreşimlerle mümkün olduğunca rezonans yapmasını sağlamamız gerektiğidir. Bir süre önce, Dr. Akiko Sugahara adlı bir diyetisyenle birlikte yiyeceklerin hado’su üzerine bir araştırma yaptık. Dr. Sugahara, doktora derecesini Tokyo Üniversitesi, Tıp Bölümü Lisansüstü Birimi’nden almıştı. Ünlü bir araştırma enstitüsünde çalıştıktan sonra Sugahara Enstitüsü’nü kurdu. Bayan Sugahara, kendi alanında bir otorite olarak görülür. Kitaplarımdan birini okuduğu için hado’ya ilgi duymuştu. Hado’yu ölçmek için bir alet kullanarak birçok yiyeceğin hado’ sunu ölçtük. Bu incelemenin sonuçlarından bazılarını görmek için aşağıda verilen Tablo 2’ye bakabilirsiniz.

Daha önce de ifade edildiği gibi, bu aletle elde ettiğimiz en yüksek ölçüm, 21/21’dir. Hado’yu ölçtüğümüzde, bu paydası 21 olan bir kesir olarak ifade edilir; bununla birlikte, basit olması için, ben burada yalnızca payları kullanacağım.

Hado’yu bağışıklık, anti-stres ve anti-depresyon yönünden inceledik. Genel olarak sebzelerin skoru yüksek çıktı. Başka bir deyişle, hastalık, stres ve depresyona karşı koyma bakımından etkiliydiler. Bununla birlikte, her sebze biraz farklılık gösterdi. Sebzelerde elde ettiğimiz sonuçlar çeşitli yiyecekler yemenin önemini destekliyor. Dikkate değer bir test de ıspanak üzerinde yapıldı; ıspanağın, çiğ olduğunda iyi bir hado’su vardı. Ne var ki; haşlandığında, iyi özelliklerinin bir kısmını kaybetti. Ben aradaki farkın bu kadar önemli olacağını beklemiyordum. Bu sonuçlar Dr. Sugahara’yı da şaşırttı. Daha sonra, balıklar ve kabukluların hado’ sunu ölçtük. Genelde iyi hado gösterdiler. Dr. Sugahara bu sonuçları analiz etti ve deniz mineral bakımından zengin bir depo olduğu için, bu yiyeceklerin genellikle karadakilerden daha yüksek skorlar aldığını söyledi.

Etleri incelediğimizde ilginç sonuçlar çıktı. Tavuk ve ördek eti bağışıklık, anti-stres ve anti-depresyon kategorilerinde genelde yüksek skorlar aldılar. Diğer yandan, sığır, domuz ve koyun etinin skorları o kadar yüksek çıkmadı. Özellikle anti-stres kategorisinde, kümes hayvanlarıyla aralarında açık farklar vardı.

Sonra incelememize meyveler ve yemişlerle devam ettik. Dr. Sugahara sonuçlardan çok etkilendi ve çoğu kez azizlerin yiyeceği denen kabuklu yemişlerin en iyisi olduğunu söyledi. Kabuklu yemişlerin bize en iyi besinleri verdiğini belirtti; söylemek istediği şeyi, incelememiz de doğruladı. (Bir yan not olarak, niyetim hado ile dinler arasında bağlantı kurmak olmamasına karşın, insanların dini eğitimden geçtiğinde neyin iyi hado’su olacağını hissedebildiklerini fark ettim.)

Beslenme açısından bakıldığında, kabuklu yemişlerin idrar söktürücü bir etkisi olduğuna ve kan damarlarını esnek tuttuğuna inanılır, bu yüzden serebral tromboz ve beyin kanamasının önlenmesinde iyidirler. Bunun ardından, pişirme yöntemlerine bağlı olarak hado’da herhangi bir değişim olup olmayacağını bulmaya gelmişti sıra. Bu inceleme için, hamburgeri seçtik. Bir fabrikada seri üretimle imal edilen hazır hamburgerle evde yapılmış bir hamburgeri karşılaştırdık. Bu fikir Dr. Sugahara’dan geldi; şöyle dedi: “Hazır hamburger ile evde yapılmış hamburger arasında hado bakımından bir farklılık olabilir.

Hado’yu geliştirebileceğimize dair iyi bir örnek vereceğim: Bu bizi konuyu anlamaya götürebilir. Tüm kalbimizi vererek evde pişirdiğimiz yemek nasıl da farklı olur!” Varsayımını sınamak için şu testi yaptık. Dört farklı hamburgeri karşılaştırdık: Hazır hamburger, evde yapılmış hamburger, evde kendisiyle sevgi dolu sözcüklerle konuşularak yapılmış hamburger ve evde kendisiyle öfkeli sözcüklerle konuşularak yapılmış hamburger. (Bkz tablo 3.)

Kullandığımız sevgi dolu sözcükler şunlardı: “Leziz görünüyor”, “güzel kokuyor” ve “kimse yemek için başkasını bekleyemeyecek”. Öfkeli sözcüklerse, “hayal kırıklığı”, “bıktım” ve “Niçin zamanım yokken böyle berbat bir yemek yapmak zorundayım kil”. Beklendiği gibi, sonuçta hazır hamburgerle evde yapılmış hamburger arasında fark vardı. Sözcüklerin yiyecek üzerinde ne kadar etkisi olduğunu öğrenmek ise hayal gücümüze bile meydan okudu. Geçmiş deneyimlerime dayanarak, suyun kendisine verilen bilgiden etkilendiğinin tamamen farkındaydım. Bununla birlikte, yiyeceğin kendisiyle konuşulmasına bağlı olarak böyle büyük bir farklılık göstereceğini beklemiyordum.

Bir yemek evde hazırlanabilir, ama sevgiyle yapılması ve kötü sözlerle yapılması arasında bir fark vardır. Aslında; hazır hamburger, evde öfkeli sözcüklerle yapılmış hamburgerden daha iyi hado skorları aldı. Bu yüzden, insanlardan aileleri için yemek yaparken sevgi ve minnettarlıklarını göndermelerini isterim; bu yemekleri yiyen aile fertlerinden sevgi dolu ve minnettar olmalarını dilerim.

Mikrodalga Fırının Pişirmesi Hado’yu Bozar

Normalde güzel kristaller oluşturacak damıtılmış su alıp bunu on beş saniye boyunca bir mikrodalgada ısıttık. Bu sudan kristal denmekten çok uzak grotesk fotoğraflar alabildik. (Bkz. şekil 4.1.)

Bir mikrodalga fırının elektromanyetik dalgalan oldukça güçlüdür. Sadece on beş saniye boyunca suyu bu dalgalara maruz bırakarak damıtılmış suyun iyi hado’su tamamen yok edilmiş oldu. Bir süre suyun sıcaklığındaki hızlı değişimin suyun kalitesini bozacağını düşünmüştüm. Böyle düşünmemin nedeni ilk su kristali fotoğraflarımızı çekmeye çabaladığımız zamanlara kadar gidiyor. Saf, temiz su kullandık; o suyu dondurduk, sonra da resimlerini çektik. Sıkıntımız suyu dondurmak için en iyi süreyi bulmaktı. En sonunda, suyu yavaşça dondurmak için yaklaşık üç saat harcarsak su kristalleri bulmamızın daha mümkün olduğunu gördük. Bu bulguya ulaşma süreci kolay olmadı.

Daha kısa dondurma süresinin suyun niteliğinde daha az değişime neden olacağını düşünmekle birlikte, hem sıvı nitrojen hem de iyi bir dondurucu kullanarak yüksek hızda dondurmaya çalıştık. Bununla birlikte, bu süreçlerin ardından hiçbir su kristali elde edemedik. Suyun güzel niteliklerini koruma doğrultusunda, suyu dondurmak için daha fazla zaman ayırmak gerekiyordu. Bence bu su sıcaklık derecesi hızla değişmeye zorlandığında niteliğinin bozulduğu anlamına geliyor.

Bir mikrodalga fırın içindeki bir maddenin sıcaklık derecesini hemen arttırma kapasitesine sahiptir. Peki, bu doğal olmayan süreçten sonra, hado nasıl değişti? Deneyimizde, aynı ev yapımı hamburgerleri kullandık ve üç farklı pişirme yöntemini karşılaştırdık: Tavada, normal sürede mikrodalgada (iki dakika) ve fazla bir sürede mikrodalgada (üç dakika). Sonuçlar bizim için şaşırtıcı olmadı. Tavada kızartılan bir hamburgerin hado’ su +10, mikrodalga fırında normal sürede pişirilen +6, mikrodalgada fazla bir sürede pişirilen ise -2 çıktı. (Bkz. tablo 4.)

Dr. Sugahara’ya göre, mikrodalgada normal sürede ve fazla sürede pişirme arasındaki süre farkı ancak üçte birdi. Bu süre insanların çoğu kez pişirirken hata yaptığı bir aralık içindedir. Yine de bu tür hatalar hado bakımından çok ciddi farklılıklarla sonuçlanabilir. Bu deney bana elektromanyetik dalgalarla çalışmanın ne kadar güç olduğu konusunda bir ders verdi.

Cep Telefonları, Televizyonlar ve Kişisel Bilgisayarların Hado’sunu Geliştirmek

Hızla artan nüfusun yaşayan bir varlık olarak dünyanın hado’sunu bozduğunu daha önce ifade etmiştim. Gezegenimizin hado’sunun bozulmasındaki bir faktör, bu artan nüfusun elektromanyetik dalgalı birçok alet kullanmasından kaynaklanmasıdır. Elektromanyetik dalgalar üreten aletler sadece dünyanın hado’sunu olumsuz olarak etkilemekle kalmaz; sizi, yani bu aletleri kullananları da hado’nuzu bozma ve potansiyel olarak sağlığınıza büyük zarar verme bakımından etkiler.

Daha önce, yaptığımız bir deneyde damıtılmış suyu bir mikrodalga fırında yalnızca on beş saniye ısıttığımızda hiçbir kristalin oluşmadığını anlatmıştım; halbuki bu su ısıtılmadığında kristaller oluşturuyordu. Umarım, bu size elektromanyetik dalgaların etkisinin ne kadar önemli olabileceğini göstermiştir.

Cep telefonları, televizyon setleri ve kişisel bilgisayarlarla yaptığım deneylerden başka örneklerim de var. İlk örnek, cep telefonu: Damıtılmış suyu bir şişeye koyduk ve bu şişeye bir iple cep telefonu bağladık. Sonra cep telefonunu çaldırdık ve bir dakika boyunca hattı konuşmadan meşgul tutup bunu on kez tekrarladık. Sonraki deneyde bir televizyon seti kullandık. Bir şişe damıtılmış suyu bir televizyon setinin yanma koyduk ve dört saat boyunca orada bıraktık. Aynı şekilde, bir şişe damıtılmış suyu dört saat boyunca bir kişisel bilgisayarın yanında tuttuk. Sonuçlar su kristallerindeki korkunç etkiyi gösteriyordu.

Tıpkı bir mikrodalga fırında olduğu gibi, cep telefonu, televizyon seti ve kişisel bilgisayara maruz bırakılan suda su kristalleri oluşmadı. Görülen tek örüntü çirkin dairesel biçimlerdi. Elektromanyetik dalgaların suyumuzun kalitesini ne kadar olumsuz etkilediğini açıkça anlamıştım.

Hayatımızı elektromanyetik dalgalar üreten aletlerin yakınında geçiririz ve bedenlerimizin hado’su kesinlikle bunlar yüzünden bozulur. Örneğin, uzun bir süre boyunca, özellikle kendimizi iyi hissetmediğimizde ve bağışıklık sistemimiz tehlikede olduğunda elektromanyetik dalgalara maruz kalırsak, bir hastalık süreci başlayabilir.

Öyleyse, ne yapacağız? İdeal olanı hayatımızı bu aletleri kullanmadan yaşamak olacaktır. Yirminci yüzyılın başında, nüfus patlamasından önce, dünya güzeldi. Büyük çapta enerji üretimi ve tüketimi ya da elektromanyetik dalgalar yoktu. Mikrodalga fırınların, cep telefonlarının, televizyon setlerinin ya da kişisel bilgisayarların olmadığı bir yaşam biçimine geri mi döneceğiz?

Hayır, bu gerçekçi olmaz. Elbette, dağların derinliklerinde inzivaya çekilebilsek ya da havada yaşayabilsek, belki elektromanyetik dalgalardan kurtulabilirdik. Bununla birlikte, herkes işini bırakıp ülkeyi terk edemez. Peki ya ben? Bende iş ilişkilerimde giderek daha fazla e-posta kullanıyorum. Günümüzde ve çağımızda, elektromanyetik dalgalar üreten aletleri kullanmadan yaşamak güç. Bunun farkında olduğumuza göre, yapmamız gereken bu aletleri akıllıca kullanmanın bir yolunu bulmak olacaktır. Bu arada, ben harika bir ilaç buldum. İzin verirseniz bunu sizinle paylaşayım.

Yanıt gerçekten basitti. 3. Bölüm’de, “şiddetli akut solunum yolu sendromu” sözcüklerine maruz bırakıldıktan sonra niteliği bozulan sudan söz etmiştim. Normalde kristaller oluşturacak damıtılmış su üzerinde “SARS” yazıh bir etiket yapıştırıldıktan sonra artık kristal oluşturmadı. Bununla birlikte, o etiketin yerine “sevgi ve minnettarlık” yazan başka bir etiket yapıştırdıktan sonra su yeniden canlandı ve kristaller oluşturdu.

Aynı durum elektromanyetik dalgaların bozduğu ve kristal oluşturamayan su için de geçerliydi. Normal damıtılmış su örneklerine ek olarak, üzerinde “sevgi ve minnettarlık” yazan damıtılmış su şişeleri hazırladık ve onları mikrodalga fırının, cep telefonunun, televizyon setinin ve kişisel bilgisayarın elektromanyetik dalgalarına maruz bıraktık. Normal örneklerle aynı koşullarda, “sevgi ve minnettarlık” yazan bu örnek grup da güçlü elektromanyetik dalgalarla yıkandı.

“Sevgi ve minnettarlık” yazılı su elektromanyetik dalgaların olumsuz etkisinden hiç etkilenmedi. Normal şişelerdeki suyun aksine, “sevgi ve minnettarlık” yazılı bütün örnekler güzel kristaller oluşturdu.

“Sevgi ve minnettarlık” yazısının gösterildiği su kristallerinin resimleri ya da etiketleri en az sözcüklerin kendisi kadar suyu elektromanyetik dalgaların kötü etkilerinden korumaya yarar. Bedenimiz sudan oluşur. Artık suyun elektromanyetik dalgaların etkilerine karşı nasıl dirençli kılınacağını biliyoruz. Dolayısıyla aynı zamanda bu dalgalardan kendimizi nasıl koruyacağımızı da biliyoruz demektir. Kullandığımız aletlerin ürettiği elektromanyetik dalgalardan kendimizi korumak için, o aletleri ne zaman kullanırsak kullanalım “sevgi ve minnettarlık” diyebiliriz! Bu güvenilir bir yöntem olacaktır. Ne var ki bu yöntem “Bu aletlerin hiçbirini kullanmayın!” demek kadar gerçekdışıdır. Bir yandan “sevgi ve minnettarlık” derken cep telefonunda konuşmak nasıl mümkün olabilir?

Bu anlamsız bir gelecek; tabii daha gerçekçi bir yöntem bulamazsak! Ben bu konuyu düşünüp dururken aklıma birden ilginç bir deney fikri geldi. Elektromanyetik dalgalarla yaptığımız deneylerden önce, NHK’da (Japonya’nın yegane kamu yayımcısı) bir belgesel program izlemiş ve o programdan çok etkilenmiştim. Bu televizyon programı güzeldi ve “iyileştirici” bir etkisi vardı. Bu programı hatırladım ve onu suya izletirsem suyun elektromanyetik dalgaların kötü etkilerine maruz kalmasına rağmen niteliğini koruyarak kristaller oluşturacağım düşündüm.

“Sevgi ve minnettarlık” sözcüklerinin olduğu kadar elektromanyetik dalgalara dirençli olacaktı. Bu fikir aklıma geldiğinde, yerimde duramadım. Atasözünde dendiği gibi, hayırlı işler çabuk yapılmalıdır. Hemen o programı kasete çektim ve bir televizyonda gösterdim.

Sonuç beklediğim gibiydi. Bir televizyon setinin yakınma konan su normal koşullar altında güçlü elektromanyetik dalgalardan olumsuz etkilenecekti, ama televizyonda bu program varken belirgin kristaller üretti.

Alınacak ders şu: Olumlu bilgi elektromanyetik dalgalara üstün gelebilir.

Yiyeceğimiz mikrodalga fırında pişirilecekse, o yiyeceğe ve onu hazırlayan kişiye “sevgi ve minnettarlığımızı” gönderelim. Bir cep telefonu kullanırken, konuşmalarımızı neşeli konuşmalarla sınırlayalım. Cep telefonunu iş görüşmeleri için kullanıyorsak, gelin, anlaşmayı sağlamak gibi konular için cep telefonunu kullanalım. Bir başarısızlığı bildirmek için normal bir telefon kullanmak daha iyi olacaktır. Bir çift, cep telefonuyla samimi bir konuşma yapacaksa, belki de elektromanyetik dalgaların etkisinden sakınabilirler. Bu konuşma sevgi doluysa, uzun bir süre cep telefonundan konuşmak bile sorun olmayacaktır. Bununla birlikte, bir cep telefonunda ayrılık hakkında konuşmaktan kesinlikle kaçınılmalı. Böyle bir konuşmanın yüz yüze yapılması daha iyi olacaktır.

Televizyon konusuna gelince, gelin doğası itibariyle iyileştirici olan programlar ya da videolar izleyelim. Televizyonda haberleri izlerken çok kötü cinayetler ya da trajik kazalara ilişkin haberler duyabiliriz. Böyle bir durumda, en iyisi kanalı değiştirmek ya da televizyonu kapatmak olacaktır.

Sürekli şiddet içeren programlar ve filmlerden kaçınmak da akıllıca olacaktır. Video oyunları oynarken, dövüşleri öne çıkaran yazılımlardan kaçınmak daha iyidir. Rüştünü ispat etmemiş gençlerin işlediği korkunç cinayetlerin sayısı artıyor; ben onların sanal dünyaya kaydıklarım ve elektromanyetik dalgalardan olumsuz etkilendiklerine inanıyorum. Bu bağlamda, suya pornografik bir video gösterdiğimizde sonucun iyi olmadığını da ekleyebilirim. Kişisel bilgisayar kullanırken dikkatli olmalıyız. Bilgisayarı iş için kullanıyorsak, gelin işimizi şevkle ve olumlu bir tutumla yapalım ve keyif alalım. Olumlu tutumumuz elektromanyetik dalgalara üstün gelecektir. Diğer yandan, işimizde

“Niçin bunu yapmak zorundayım ki?” diyerek sürekli yakınırsak, kişisel bilgisayardan yayılan güçlü elektromanyetik dalgalar hado’muzu bozabilir.

Güzel Müzik Hücrelerimize Ulaşır

Suyunuzun kalitesini arttırmak kendi başınıza yapabileceğiniz bir şeydir. Biz de su olduğumuz için, içtiğimiz suyla hado’muzu bozmaktan kaçınmalıyız.

Neyse ki; daha önce de ele aldığımız gibi, suya iyileştirici bilgi vermenin ve su için olumlu düşüncelere sahip olmanın iyi olduğu açıkça kanıtlanmıştır. Güçlü elektromanyetik dalgalar üreten aletlerin yakınma konmuş suyun bile bu tür bilgi verildiğinde kristaller oluşturabildiğini lütfen unutmayın. Ne tür bilgi iyileştirici etkiye sahiptir? “Sevgi ve minnettarlık” gibi dilin öneminden söz etmiştim. Bununla birlikte, bilgi yalnızca sözcüklerle sınırlı değildir. Başka tür bilgiler de suyu geliştirme doğrultusunda iyileştirici özelliklere sahiptir.

Su duyarlı olduğu için güzel resimlere ve müziğe de tepki verin

Aslında, su kristali fotoğrafları çekmeye başladığımızda, ilk başta sözcüklerle deney yapmadan önce suya müzik bilgisi vermek için bir deney yapmıştık. Su kristali fotoğrafları çekmeye kendini kaptıran genç bir araştırmacı bir gün, “Gelin suya müzik dinletelim, sanırım ilginç su kristalleri ortaya çıkacak,” dedi. Bu fikir hemen çok ilgimi çekti. Her şey bir yana, müziğe çok düşkünüm. Bir zamanlar ciddi ciddi bir vokalist olmayı bile düşünmüştüm. Neyse, en sevdiğim klasik müzik parçalarını birbiri ardına çalmaya karar verdik.

Deneme ve yanılmalardan sonra, suya müzik çalmak için aşağıdaki yönteme vardık:

  1. İki hoparlörün arasına bir su şişesi yerleştirin ve normal ses düzeyinde bir müzik parçası çalın.
  2. Müzik bittikten sonra, biraz titreşim vermek için şişenin dibine hafifçe vurun.
  3. Şişeyi bir gece orada bırakın, sonra bir dondurucuya koymadan önce yeniden hafifçe şişeye vurun.

Müziği kendi zevk aldığımız koşullarda çaldık. Sonuçlar beklentilerimizi çok aştı. Su, bizim müzikten hissedeceğimiz iyileştirici etkilere benzer bir tepki gösterdi. Özellikle, tam bir orkestranın çaldığı müziğe maruz bırakıldıktan sonra oldukça karmaşık ve girift kristaller oluşturdu.

Belki de farklı enstrümanların yarattığı uyum iyi hado ortaya çıkarmıştır. Bedenimiz altmış trilyon kadar hücreden oluşur. Bedenimiz bu hücrelerin icra ettiği uyumdur. Bir orkestranın çaldığı müziğin uyumu bedenimizin her hücresine ulaşabilir ve böylece sağlığımıza yardımcı olabilir.

Klasik müziğin dışında, suya iyileştirici müzik denen müzik de çaldık ve sonuçta güzel kristaller oluştu; diğer yandan, suya heavy-metal dinlettiğimizde hiçbir kristal oluşmadı. Ben müziğin gerçekten iyileştirici etkileri olduğuna inanıyorum.

Müzik dinlerken iyileştirildiğimizi düşünüyorum, çünkü belki de bedenimizdeki su müzik dinleyerek iyileştiriliyordun Güzel müzik, altmış trilyon hücremizin her birine ulaşır.

Suya müzik çaldıktan sonra fotoğraflar çekmedeki başarımız bizi suya güzel resimler göstermek ve suya sözcüklerdeki bilgileri okutmak gibi sonraki deneyleri yapmaya götürdü.

Bu kitap için, bedenimizde iyi etkilere sahip gibi görünen müzik türlerini gösterdiğimiz deneylerimizden elde ettiğimiz bazı resimleri seçtim. Bu müzik parçalarının hepsi popüler parçalar; siz de belki sabahları ya da akşam dinlenirken bu parçaları dinlemek isteyebilirsiniz.

Son zamanlarda, müzikle bedenimiz arasındaki ilişki üzerine daha çok düşünüyorum. Tıp alanında, giderek daha çok sayıda hekim, uygulamalarına “müzik terapisi” katıyor.

Hastalarına müzik dinletmenin iyileşme sürecini hızlandırdığını söylüyorlar. Bu terapinin büyük bir taraftarıyım. Biz, suyuz. Müzik suyu mutlu ediyorsa, sudan oluşan hücrelerimizi de olumlu etkiliyor olmalı. Ayrıca, her bireyin hado’sunu incelemek ve o hado ile sıkıca eşleşecek sesler yaratmayla ilgileniyorum.

Geçmişte, bireylerin hado’sunu ölçüp inceledim ve onların bozulmuş hado’larını düzeltecek bilgiyi içeren suyu yaptım. Her bireyin kendine özgü bir hado’su vardır; bu yüzden, suyun taşıyacağı bilgi herkes için farklılık gösterir. Kişi için en uygun hado’yu bulduktan sonra su kişiselleştirildiğinde çok etkili oldu. Aynı şeyi seslerle de yapabileceğimize inanıyorum. Shicuoka City’deki Shibuya Beyin Cerrahisi Kliniğini kuran Dr. Naoki Shibuya “ses-enerjisi terapisi”ni kullanan uygulamasıyla tanınır. Dr. Shibuya Nagoya Üniversitesi lisansüstü biriminde beyin tümörleri ve kemoterapi alanındaki araştırmalarıyla doktora derecesini almıştır. Japonya Beyin Cerrahisi Topluluğu’ndan sertifikasyon sahibi önde gelen beyin cerrahlarından biri olan Dr. Shibuya Nagoya ve Tokai Üniversitelerinin Beyin Cerrahisi Bölümlerinde çalıştı. 1997 yılında, Subeteno Inochie: Something Great Karano Okurîmono (Bütün canlılara: Harika bir şeyden bir hediye) (Sougohourei Publishing) başlıklı bir kitap yazdı. Bu kitapta, ses-enerjisi terapisini sesin hado’sunu kullanarak çeşitli hastalıkları tedavi etme yöntemi olarak tanıttı. Ayrıntılı bilgi için lütfen Dr. Shibuya’nm kitabına bakınız. Temel olarak, Dr. Shibuya bu terapiyi sesinden bireyin hado’ sunu bulmak ve ona bozuklukları düzeltecek sesi dinletmek olarak açıklıyor.

Bu terapinin sistemi Robert Roy adlı Kanadalı bir mühendis tarafından geliştirilmiştir. Robert Roy, kırk beş yıl boyunca kendisini bu konuyu incelemeye adamıştır. Bir matematikçiye atomik frekansları hesaplamak için matematiksel bir formül geliştirtti. Bu formülü kullanarak, bozukluk görülen frekansı düzeltecek bir ses bulunur. 2003 yılı başlarında, Bay Roy sistemi daha da ilerletti ve bir kişiye on beş saniye boyunca seslendirme yaptırdıktan sonra uygun bir ses yaratma kapasitesine sahip bir yazılım geliştirdi. (Melodisi olan bir müzik parçasının tersine, bu sistemde çeşitli örüntülerde tek bir ses kullanılıyor.) Bu yazılım eski versiyonuna göre çok daha kolay bir şekilde sesler oluşturmayı mümkün kılıyor. İşlemin tamamlanması yaklaşık üç dakika sürüyor.

Sistemi şahsen denedim. Denizaşırı bir yolculuğun ardından çok yorulduğum ve yazma işiyle fazlasıyla meşgul olduğum için omuzlarım çok gergindi ve biraz ağrıyordu. Otuz dakika boyunca, bu yazılımın oluşturduğu sesi dinledikten sonra, omuzlarımdaki gerginlik aniden yok oldu.

Bu yeni sistem popüler olursa, müzik terapisi önemli bir atılım yapabilecektir; çünkü en uygun bilgiyi içeren ses, ayrı ayrı hücrelerimize gönderilebilir. Şirketimde, bu ses-enerjisi sistemini inceliyoruz.

Kendimizi Sağlık ve Mutluluğun Dalga Boyuna Ayarlamak

Sabah uyandığımda, oturup sakinleşirim. Sonra bakışlarımı önceden yatağımın yanma koyduğum su bardağına dikerim. Aşağı yukarı otuz saniye boyunca, ” Teşekkür ederim, senden bugünün güzel bir gün olmasını isterim,” gibi şeyler söyleyerek minnettarlığımı sözle ifade ederim. Sonra suyun yarısını içerim. Bunun ardından o gün boyunca yapmam gerekenleri düşünürüm. Her işimi tamamladığımı imgeler ve bunun verdiği başarı duygusuyla birlikte suya “Her şey iyi gitti, teşekkür ederim,” derim. Sonra da suyun kalanını içerim.

Bunu yaparak iyi bilgi sadece bardaktaki suya değil, aynı zamanda çevredeki havadaki neme de gönderilmiş olur. Hem bardaktaki su hem de havadaki nemle rezonans yapmak mümkündür. Kalkar ve banyoya giderim. İşimi bitirdikten sonra, akıp giden suya minnettarlık duygumla birlikte ” teşekkür ederim” derim.

Sonra duş alırım. Banyo suyunda klor vardır ve deri için iyi değildir. Bu suyun hado’sunu düzeltmek için sevgi ve minnettarlık gerekir. Bu, deri sorunları olanlar ve bir duş filtresi taktıramayanlar için özellikle önemlidir. Suyun hado’sunu düzeltmek için banyonun duvarına “teşekkür ederim” ve “sevgi ve minnettarlık” gibi sözler asmak da iyi bir fikirdir. Sabah zamanım varsa, yürüyüşe çıkmaya çalışırım. Sabah güneşinde güneşlenmek kalbimi aydınlatır. Acele etmeden yürürken olumlu şeyler düşünürüm.

Bazı insanlar “Sabahları hiç zaman ayıramam” diye düşünebilirler. İsterseniz sabahları kendinize zaman yaratabilirsiniz. Erken kalkmak için erken yatmanız gerekir. Çok fazla alkol içmekten kaçınılmalıdır. Sadece sabahları zamanınızı acele etmeden geçirerek sizin için iyi olan düzenli, yolunda bir hayat yaşamayı umabilirsiniz.

Sonra kahvaltı gelir. Genellikle, kahvaltımı eşimle birlikte yaparım; ama kendi başıma kahvaltı yapsam bile, daima şükran duamı ederim: (Bu yemekten keyif alayım). Bu bölümün başında da ifade edildiği gibi, yemek için çeşitli malzemeler kullanmak daha iyidir. Benim bu isteğime karşılık olarak eşim zamanını ve emeğini pişirmeye ayırır.

Ona minnettarım.

Kahvaltımı ederken, lokmalarımı iyi çiğnemeye dikkat ederim. Böyle yaparak, yemeğe zaman ayırırım. Aceleyle atıştırmak yemeğimi yemenin vereceği zengin hazzı almamı engeller. Keyifli bir yemek için zaman ayırmanın üzerimde sakinleştirici bir etkisi vardır. Yemeğimi bitirdikten sonra, hiç acele etmeden çay içerim.

Bir atasözünde dendiği gibi, “Sabah fincanındaki bir çay sapı sana şans getirecektir.” Ben bunu şöyle yorumluyorum: “Kahvaltını zaman ayırarak yap, böylece fincanındaki bir çay sapını fark edebilirsin.” Fincanımda gerçekten bir çay sapı varsa, minnettar olurum ve günüm hakkında daha olumlu hissederim. Bu olumlu tutum gün içinde olumlu sonuçlar almamı sağlayacaktır.

Kahvaltımın sonunda, tek başıma kahvaltı yapmışsam bile, “Yemeğimden çok keyif aldım” ya da “Çok teşekkür ederim” derim.

Toplumda neler olup bittiğini bilmem gerektiği için, genellikle televizyonda sabah haberlerini ve konuşma programlarım izlerim. Bununla birlikte, olumsuz konulara odaklanıyorlarsa, kanalı değiştiririm. Hado bakımından, sıkıntı veren programlar yerine beyzbol birinci ligini izlemek daha sağlıklı olacaktır. Spor karşılaşmalarını izlemek bize iyi bilgi verir; çünkü bir spor karşılaşmasını izlerken, zaman zaman güzel bir oyundan etkileniriz. Bunun derin izlenimi iyi hado etkisine sahiptir ve bedeninizle rezonans yapar.

Sonra işe giderim. Evden işe giderken, kendimi olumlu düşünmeye iterim. O gün işte yapacaklarımda nasıl başarılı olacağımı imgelerim. Beni görmeye gelen bir konuğun ve yaptığımız güzel bir sohbetin imgesini canlandırırım. Ya da şöyle düşünmeye başlayabilirim: “Güzel, çalışanlarım sıkı çalışıyor.

Onlara bir ‘teşekkür ederim’ olayı düzenlemeliyim. Örneğin gelecek yılın Şubat ayında bütün çalışanlarla birlikte Hawai’ye bir grup yolculuğu nasıl olur?” Sonra o yolculuğu imgelerim. Çalışanlarımın yazın hiç sıkılmadan Hawaii’den keyif alan ve gülümseyen hallerinin görüntüsü beni bunu yapmaya iter. Ofisime varırım. Konuğumu görürüm ve sohbetimize başlarım. Söyleşirken birçok fikir ortaya çıkabilir. Ziyaretçilerin bazıları dikkatlice ofisimi süzer ve sorar: “Hado bakımından, bir ofis ya da bir ev için iyi bir plan var mı? Peki ya mobilyalar? Hado üretmek için iyi ya da kötü belli bir tür mobilya var mıdır?” Bu Feng Shui uzmanlarının alanına girer. Böyle bir bilgiye sahip değilim; bu bakımdan verebileceğim bir öğüt yok. Bununla birlikte, hado bakış açısından eklemek istediğim bir şey var.

Havayı değiştirmek için elinizden geldiğince sık pencereleri açmak iyi olur. Hava durgunlaştığında, niteliği bozulur. Su bir nehirde akıyorsa, kirlenmez. Bununla birlikte, bir havuzdaysa ya da göldeyse, çabuk bayatlar. Aynı durum havadaki nem için de geçerlidir. Bu yüzden bir hava akışı yaratmaya dikkat ederim.

İşten sonra, canım bazen içmek ister, bu yüzden çoğunlukla çalışanlarımı dışarı çıkarırım. Böyle bir olayın ücretsiz ve rahat bir parti olmasını ve başkanlarıyla bile olsa rahatça konuşmalarını sağlarım.

İçmenin en büyük değeri insanların gerçek duygularına göre konuşmak için daha özgür olmalarıdır. Zırhlarımızdan soyunabiliriz. Samimi sohbetlerimiz sırasında, düşündüklerini beklenmedik bir şekilde öğrenmek çoğu kez beni etkiler. Bu tür derin izlenimler iyi hado üretir ve hücrelerimize sızar. Benimle birlikteyken grup halinde hiçbir olumsuz konunun konuşulmasına izin verilmez. Çoğu kez bir grup işçinin birlikte içip patronlarının hastalığından söz ettiklerini görürüm.

Bu tür bir içkili grup iyi değildir. Bu insanlar sanki birbirine çekilir ve kendi olumsuz titreşimleriyle rezonans yapmaktan keyif alırlar.

İlginçtir, bu insanların gittikleri yerler olumsuz doğası olan benzer grupları çeker gibidir. Belki de her bir grubun titreşimi diğeriyle rezonans yapıyordur. Bu tür yerler benim emmek istemediğim hado ile doludur. Bu anlamda, parti yapmak için gideceğiniz yeri seçmek önemlidir.

Alkolün kendine özgü hado’sunun iyi olduğuna inanıyorum. Hem su hem de yağla birleşir. Su, ruhsallık ve maddecilik arasında köprü kurabilen ender maddelerden biridir.

Alkolün insanların ihtiyacı olan bir hado’ya sahip olduğu düşünülür.

Elbette, ertesi sabah kalkamayacak kadar alkol içmeniz iyi değildir, bu yüzden içkinizi ılımlı bir miktarla sınırlayın. Yatmadan önce su içerim. Sabah ritüelime benzer şekilde, gün için duyduğum minnettarlıkla üç dakika kadar suyla konuşurum. Günümün suyla başlayıp suyla bittiğini açıkça söyleyebilirim.

Ben suyum, bu yüzden bunun çok doğal olduğunu düşünüyorum.

Facebook Yorumlar

Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

What's Your Reaction?

İYİ İYİ
2
İYİ
Kötü Kötü
0
Kötü
Harika Harika
5
Harika
Bana aşağıdan bakarsan Tanrıyı, yukarıdan bakarsan delinin tekini, karşımdan bakarsan kendini görürsün.

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Türü Seç
Soru cevap
Konuya dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Yazı
Biçimlendirilmiş Yazı