REALİTENİN VE YÜCE BİR HAYATIN YARATICISI-RAMTHA-(BEYİN)-9


Beynin, Düşüncenin ve Bilincin Gizli Anatomisi

Bilinçaltı Zihnin ve İçimizde Kilitli Gizli Potansiyelin Kapısını Açmak

“Bilinmeyeni bilinir kılmak bizim hapis cezamızdır. Ancak bunu yapmaya başladığımızda hapishanenin kapısının kilidini açar, ruhun ve Öz ‘ün uçmasına izin veririz. ”- Ramtha

“Beyin bir Tanrı için en gerekli unsundur, çünkü o olmadan hiçbir hayal olmaz. Beyin bir hayali barındırmadan, onu bir parça bilinçle oluşturmadan, siz tekâmûl edemezsiniz. ”- Ramtha

Bir Dalga Boyu Alıcısı Olarak Beyin

“Beyniniz yaratılmış her radyo alıcısından daha büyüktür. Siz oradan oraya giderken radyo dalgaları hep beyninizi bombardıman eder. Haber yayınları daima kafanızın içinde sürüp gider. Beyin onu işitir, ama kulak işitmez”- Ramtha

Bedeninizde sahip olduğunuz en büyük organ  Bedeninizdeki ikinci en büyük organ Sürüngen beyindir ve üçüncü en büyük organ kalptir. Beyin bir radyodur; mikrodalgaların, Hertz dalgalarının, kızılötesi dalgaların bir dalga-boyu alıcısıdır. O, Sonsuz Bilinmeyen frekansına kadar uzanan dalgaları, bilgiyi alabilecek şekilde tasarlanmıştır.

Tüm yaşam hatlarını yaratmış olan tanrıların kendileri-ne onların tümünü algılayabilecek bir beden yaratmamaları tutarlı bir şey olmazdı. Gaz halindeki formları, düşük formları uzayda hareket ettirecek -ve uzayı, o sonsuz boşluğu bir düşünce olarak tasarlayacak- kadar yüce olan tanrılar, yaratmış oldukları her şeyi algılama yeteneğine sahip olmayan bir bedeni asla yaratmazlardı. İnsan beyni, ta Sonsuz Bilinmeyen’e kadar, enerji alanlarının her birini algılama kapasitesine sahiptir. Bunun bir sonucu olarak, tanrılar o enerji alanlarıyla birlikte var olan bilinç hallerini ve âlemlerini geliştirdiler.

Sıradan insanlar Hertzian bir düzeyde titreşmektedirler ve çoğunlukla bu düzeyi algılarlar. Onların beyinleri kimyasal olarak bedenlerle işlev görmektedir. Onların bedenlerinin ürettiği ve bir iletişim formu olan elektrik gerçekten Hertzian’ın düşük âleminde bulunur. Beden, Dünya’nın manyetik alanıyla senkronizasyon içindedir. Beden, Dünya ile aynı hızda elektriksel olarak titreşir ve bu mantıklı bir durumdur.

Beyin, sadece insan bedeniyle değil, doğayla da iletişim kurma kapasitesine sahiptir. 0, aynı frekansa uyum sağlamıştır. Beyin, Hertzian’nın en düşük formunu alıp algılayabilir, ama orta-beyin hayatınızın en etkili bölümü olan kızılötesi dalgaları alıp algılar.

Eski zamanın şairleri ve hikâyecileri bu kızılötesi âlemi karanlık bir camdan bakmak olarak tarif etmişlerdir. Kızılötesi, karanlık-cam âlemidir, örtülü âlemdir. O şairler ve hikâyeciler, Ölüler diyarını, psişik âlemi görmenin karanlık bir camdan, karanlık bir filtreden bakmak gibi olduğunu söylerlerdi, çünkü orada parlak renkler yoktur. Aslında, ışık ve karanlık kızılötesi âlemde tersine dönmüştür. O, negatifin âlemidir.

Eğer bir fotoğraf makinesi ile yüzünüzün fotoğrafını çekerseniz, biz yüzünüze baktığımızda, bu düzleme dik açılarla gelen ışığın yüzünüzü gölge ve ışık olarak resmettiğini görürüz.

Yüzünüzün düzlemleri ışığı kırar, böylece göz yuvalarınız burun köprünüzden ya da yanak düzleminizden daha gölgeli görünür. Eğer fotoğrafınız doğal ışıkta çekilseydi, o zaman yüzünüze güzellik ve netlik veren şey o  düzlemleri, onların derinliği ve ışığın gölgeleri olurdu.

Bir fotoğraf çekmek için bir negatife sahip olmanız gerekir. Bu negatif kızılötesidir, orada ışık ve karanlık tersine dönmüştür. Gölgeli, koyu renkli görünen gözler, negatifte çok beyaz görünürler. Normalde çok aydınlık olan burun düzlemi negatifte çok karanlık görünecektir. O bir tersine dönmedir. Biz kızılötesi âlemi engin bir negatif olarak algılarız. İşte bu yüzden o karanlık görünen bir âlemdir.

Bu âlemle ilgili önemli olan şey, sizin, Dünya’nın ve tüm canlıların bu frekansa gömülü olmasıdır. Kızılötesi frekansın bir düşük, bir de yüksek bandı vardır; bu da Dünya’nın çevresinde dolaşan radyo dalgalarının şifreli mesajlar taşımaları anlamına gelir. Yeterince ilginç bir biçimde, havada dolaşan bir radyo dalgası bir reklam ya da haber yayını yapmamaktadır.

Ama eğer siz doğru alıcıya sahip olsaydınız ve ona uyumlansaydınız, radyonun mekanizması o frekansı işitilebilir bir sese dönüştürürdü ve siz o zaman o reklam veya haber yayınını duyabilirdiniz.

Siz, havadaki reklam ve haber yayınını neden işitemezsiniz? Onları neden göremezsiniz? Onlar o karanlık (kızılötesi) âlemde yaşar ve bir alıcı tarafından alınıp algılanır. Beyniniz,yaratılmış her radyo alıcısından daha büyüktür. Siz oradan oraya giderken radyo dalgaları hep beyninizi bombardıman eder.

Haber yayınları daima kafanızın içinde sürüp gider. Beyin onu işitir, ama kulak işitmez.

Eğer o düşük bir frekans bandı dalgasıysa, siz kızılötesi dediğimiz şeyi alıp algılamaktasınızdır. Beyin, gürültüyü, sinyalleri, bilgiyi alır, ama siz gürültüyü işitmezsiniz. Bu gürültü, beyin o bilgiyi alıp deşifre etmeye çalışırken beynin içinde meydana gelen sinaptik bir gürültüdür. Bilgiyi deşifre etmek bir gürültü üretir. Bu, sizin arka-plan gürültüsüne, size ait olmayan arka-plan düşüncelerine sahip olmanıza neden olur. Siz onları almakta ve algılamaktasınızdır.

Kızılötesi âlemin düşük bandı, ölmüş olan, ama dünyaya bağlı kalan varlıkları da içerir. Onlar bedeni sevenlerdir, alışkanlıkları sevenlerdir. Ölüm sonucunda bedenden ayrıldıklarında, (görünür-ışık katma doğru) yollarına devam etmek yerine, annelik yapma ihtiyacına, sigara ve içki içme ihtiyacına yapışmaya devam ederler. Onlar bir alışkanlık içinde yaşamaktadırlar. Kendilerini ölü olarak algılamak istemezler, böylece bu kata inatçı bir biçimde yapışırlar ve burada bir düzeyde yaşamaya devam ederler.



Bu, tekâmülde (evolüsyon sürecinde) talihsiz bir gelişmedir. Bu, insanların uygun olmayan eğitiminin direkt bir sonucudur. Bu hiçbir spiritüel eğitim verilmemesinin direkt sonucudur, çünkü bu varlıklar nerede bulunduklarım bilmezler. OnIar hâlâ canlı olduklarını düşünür ve bedenlerinin buharları mezarlarında dağılırken hayatlarını yaşamayı sürdürmek isterler. O buhar onlarla ilişkili hayaletleri

Beyniniz bu varlıkların gürültüsünü de algılar, çünkü onlar şimdi kızılötesi beden denen bir bedende yaşamaktadırlar. Onlar size bağıramaz, kulağınıza bir şeyler fısıldayarak sizinle konuşmaya çalışırlar. Siz onları işitemezsiniz, ama beyniniz işitir. Beyniniz onu kızılötesi gürültü olarak yorumlar. Bu da bedeninizin ürpermesine neden olabilir. Onlar size yaklaşabilir ve bilinçaltı zihniniz yoluyla sizi etkilemeye çalışabilirler. Bu, günlük hayatınızda zaman zaman vuku bulabilir.

Beyniniz, kızılötesinin alt bandından -görünür ışığın hemen altında yer alan- üst bandına kadar tüm dalgaları alıp algılayabilir. Beynin daha tekâmül etmiş bir bölgesi  ışığıda alıp algılar. Algılamak zorundadır, çünkü bedenin kendisi ışığın yoğunlaşıp maddeye dönüşmüş olan bir ürünüdür. Fiziksel beden ışık-beden ile etkileşime girer ve ışık-beden beyinde izlenimler oluşturur.

Beyin bedeni dengelemek için gerekli bilgiyi nereden alır? O, kan basıncını normal tutmak, kan dolaşım ve sindirimi sürdürmek için gerekli bilgiyi nereden alır? Bedeninizdeki, sizin farkında bile olmadığınız tüm yetilerle nasıl ilgilenir?

Siz, “Beyin bu bilgiyi kendi şifreli DNA’sından alır” diyebilirsiniz. Ama DNA o bilgiyi nereden alır? Kim bu kalıbı yaratmıştır ve sürdürmektedir ve bedende çalışan saati kim kurar? Bunu ışık-beden yapar. Tekâmül (evolüsyon) sürecinde, ışık-beden fotonları oluşturan düşük elektriğin çözünmesinden oluşur. Fotonlar elektrik akımında bir değişikliktir, böylece düşük beden yüksek beden olmadan var olamaz. Sizin bu düzeyde çözünme olarak gördüğünüz şey aslında sadece bir tekâmüldür.

Siz ne kadar zeki olduğunuzu düşünürseniz düşünün, bedeniniz ve DNA’nızdaki -ışık beden tarafından oluşturulmuş olan- şifreli bilgi, bedendeki ışık ve elektriksel uyarı olmadan çalışamazdı. O zaman bedeniniz bir arada kalamazdı. Sizin, kalp atışınız üzerinde konsantre olarak, kanınızı oksijenlendirme üzerinde konsantre olarak tüm gece boyunca uyanık kalmanız gerekirdi. Bedeninizin acil onarıma ihtiyaç duyan bölgelerini düşünerek tüm gece boyunca uyanık kalmanız gerekirdi. Onları yine de onaramazdınız, çünkü hem onları onardığınızı hayal edip, hem de kalbinizin atmayı sürdürmesi için dikkatinizi ona veremezdiniz.

Beyin  ışığı alıp algılamaktadır, çünkü kendisi görünür ışıktır. O, ışık prensibiyle çalışan ve onu elektriksel ve kimyasal olarak çalıştıran eterik bir alettir.

Şimdi tayfta morötesine çıkalım. Morötesi ışınların insan bedenine zarar verdiği kanıtlanmıştır. X-ışınlarının ve gamma ışınlarının aynı şeyi yaptığı da kanıtlanmıştır. Eğer siz beyninizle bu dalgaları alma yeteneğine sahipseniz, onlar neden beyne zarar vermez? Beyin tüm o frekansları alır ve o bilgiyi deşifre etmesini sağlayan gizli bir yeteneğe sahiptir. Beyin şifreli morötesi dalgaları alıp onları yorumlayabilir ve bedeni ona göre tamamen değiştirebilir. O bunu x-ışınları ve gamma ışınları ile de yapar. Günlük hayatta onlara direkt olarak maruz kaldığınızda, bu iki ışın da bedene zarar verir.

Bu beynin içinde ve çevresinde, kızılötesi, görünür ışık, morötesi ve onların bedenleri vardır. Elektromanyetik tayfın bu düzeylerinin her biri sadece o frekanstan oluşan bir bedene sahiptir. Tıpkı fiziksel bedeninizin dalga-boyu frekansının sekiz hertz olması gibi, bu bedeninizin içinde kendi frekans katlarına göre kendi realitelerinin doğasını oluşturan bedenleriniz vardır. Onların hepsi sizin içinizde katmanlardır ve iç içe katlanmıştır.

Aydınlanma Yolculuğu ve İnisiye Yıldızının Sırları

“Siz beyni bilgiyle doldurarak ve engellerinizi  uyuşukluğunuzu, öğrenme yavaşlığınızı, konsantre olmayı başaramamanızı fark ederek başlarsınız. Onları fark eder ve sonra bilgi kazanmak uğruna daha büyük olmak için onlara hâkim olursunuz. ”- Ramtha

Bir üstat ne zaman bir üstat olur? 0, aydınlanmayı alttaki üç düzeyde başlatır ve  ışık düzeyinin üzerine çıktığında bir üstat olur. Onun bu beyinle çalışarak bir morötesi Mavi Beden oluşturmayı öğrenmesi, o bedeni canlandırması ve onu olağanüstü şeyler yapmak için kullanması gerekir. Sizin ölüyü diriltmek ve hastayı iyileştirmek için sadece morötesi mavi düzeye gitmeniz gerekir, ama “yedi bilinç ve enerji düzeyi” diyagramına bakıp ‘o düzeyin ötesinde hangi düzeylerin bulunduğunu görün. Üstatlar -on bin yıl, otuz beş bin yıl, dört yüz bin yıl yaşayan o varlıklar- bu fiziksel bedeni çalıştıran elektriksel bir bedende yaşarlar. 0, x-ışını noktasıdır ve onlar o enerji alanını bu bedende barındırabilirler. Onlar hayatlarının her günü o bilinçle düşünür ve asla ölmezler, çünkü onların bedenleri mikrodalgadan daha kısa olan bir kısa-dalga frekansında bulunur. Onların bedenleri zamanla kıvrılmayan bir kısa-dalga frekansındadır. O düz, kısa bir frekanstır ve onların bedenleri asla yaşlanmaz ve ölmez.

Bir Mesih, ölmüş ve bedenini diriltmiş olan biridir, böylece onun morötesi mavinin ötesinde bir bilince sahip olması ve onu bu fiziksel katta kullanabilmesi gerekir. Dahası, bir Mesih şöyle diyen biridir: “Babam ve ben bir’iz. Ben bu âleme ait değilim, ben başka bir âleme aidim.” Bu, insan beyninde Sonsuz Bilinmeyen denen frekansı işlemden geçiren bir varlıktır. O,evrenin efendisidir, maddenin efendisidir, ayın ve güneşin efendisidir, Boşluğun efendisidir. Bir Mesih en yüksek varlıktır, insanlığın en üst noktasıdır ve o zirveye çok fazla varlık erişemez.

Şimdi aşağıdaki inisiye yıldızını inceleyelim:

Ucu aşağı dönük olan kırmızı üçgen, involüsyon ve insanın aşağı inişi anlamına gelir. Bu aşağı dönük uç, cinsel enerji, çiftleşme, başarı ve başarısızlık üzerinde, yani ilk üç mühre bağlı olan tüm o şeyler üzerinde odaklanıldığı anlamına gelir.

Siz bir inisiye olarak ilk üç mühürden başlarsınız, ama bitirdiğinizde, mavi yıldıza, mavi üçgene dönüşürsünüz. O yıldızın, o üçgenin ucu yukarı, yani Sonsuz Bilinmeyen’e dönüktür ve tek-noktada sona erer. Uç nokta, Sonsuz Bilinmeyen’dir. İşte bu bir Mesih’tir.

Çok az inisiye inisiye-yıldızı kartuşunu (kabartma şeklini) takabilmiştir. Onların çoğu, sadece, ucu aşağı dönük olan kırmızı üçgen kartuşunu takar, çünkü onlar insan olduklarını kabul ederler. Ucu yukarı dönük olan mavi üçgen kartuşunu takabilenler okulda Büyük Çalışma’nın öğrencileridir. Sadece bu iki üçgeni bir araya getirebilenler o zirveye, o uç noktaya erişmiş olanlardır.

Onlar bunu nasıl yaptılar? Onlar bunu tıpkı sizinki gibi bir beyne sahip olan bir insan bedenler yaptılar. Bu beyin bir alıcı olarak sadece haber yayınlarım değil, Boşluğun hareketinide alıp algılar. O tüm bu bilgiyi alma yeteneğine sahiptir ve aynı zamanda bir göndericidir. Onun bir gönderici olması gerekir, o frekans düzeylerinden birinde çalışır ve o düzeylere bilinç denir. Bu beyni etkileyen o bilinç, beynin yeni yapısal tasarımlar, yeni düşünce modelleri yaratmasını ve o düşünceleri barındırmasını sağlar. İstediğiniz şeyi yaratıp tezahür ettirmeyi öğrenmek basit bir şeydir; zor olan, istediğiniz şeyi düşünüp tasarlamak, onun üzerinde odaklanmak için zaman ayırmaktır.

Bu konuda önemli olan şey şudur: Eğer siz yüce bir düşünceye -morötesi mavi frekansında bir düşünceye- sahipseniz, o düşünceyi barındırdığınızda ve onun üzerinde düşündüğünüzde, beyniniz çok yüksek bir bilgiyi bilinçli olarak alır. Beyin o zaman -tıpkı bir mimarın bir binayı inşa etmek için yapı malzemelerle yapacağı gibi- o bilgiyi inşa etmek için çalışır. Beyin o bilgiyi alıp o malzemeyle bir yapı inşa eder ve düşünüp tasarlama ve odaklanma inşa sürecini oluşturur. Beyin o bilgiyle bir model yaratır ve sonra o modeli bantlar yoluyla geri yollar.* Beyin o modeli inşa eder ve onu -o yapıyı hayal edenin deneyimlemesi için hiç yoktan yaratmak amacıyla- ta Sıfır Noktası’na geri gönderir. Beyin olmadan, siz bunların hiçbirini yapamaz ve bu katta canlı olarak bile kabul edilmezsiniz.

Beyin, en düşükten en yükseğe kadar bilgiler alma kapasitesine sahiptir, ama siz düşükten yükseğe nasıl Buna, beyni bilgiyle doldurarak ve engellerinizi, uyuşukluğunuzu, öğrenme yavaşlığınızı, konsantre olınayı başaramamanızı fark ederek başlarsınız. Onları fark eder ve sonra bilgi kazanmak uğruna daha büyük olmak için onlara hâkim olursunuz. Siz beyne daha fazla bilgi verdikçe, hatırladığınız bilgiler şekIinde daha fazla bilgiye sahip olursunuz. Ve o bilgi madenini, ondan düşünceler çıkarmak ve o düşünceleri birleştirmek için kullanırsınız. Bu, büyüleyici bir yeni düşünme biçimi -ve sizin için yeni bir hayat ve yeni bir deneyim- yaratır.

Beyin bir Tanrı için en gerekli unsurdur, çünkü o olmadan hiçbir hayal olmaz. Beyin bir hayali barındırmadan, onu bir parça bilinçle oluşturmadan, siz tekâmül edemezsiniz. Siz bilinmeyeni bilinir kılma emrini nasıl yerine getirirsiniz? Siz zamanı nispeten farklı olan, hazım ve hazımsızlıkla meşgul olmayan bir bedene geri çıkabilir ve o düzeyde çalışabilirsiniz, ama siz bu fiziksel bedene hapsolmuşsunuz. Bilinmeyeni bilinir kılmak sizin hapis cezanızdır. Ancak bunu yapmaya başladığınızda, hapishanenin kapısını açabilir, ruhun ve Öz’ün uçmasına izin verebilirsiniz.



Beynin, Düşüncenin ve Bilincin Gizli Anatomisi

“Sizin beden/zihin bilinciniz, içinizdeki Tanrı’nın engin bilgisiyle kıyaslandığında, cahildir. İçinizdeki Tanrı, perdenin gerisinde oturup sizi gözlemler. O, tüm düşüncelerinizi gözlemler, çünkü siz düşünürken o oradadır. O tüm düşüncelerinizi bilir, çünkü beyin modellerini tasarlarken o beyni algılar. ”- Ramtha

Şimdi, en azından, bir alıcı olarak beynin ve onun ne almakta olduğunun felsefi bir anlayışına  Düşüncenin bulaşıcı bir şey olduğunu bilmelisiniz. Şimdi bunu inceleyelim.

Beynin (arka sayfada yer alan) bu çizimi, başınızın içindeki beyinle kıyaslandığında, doğru değildir. Biz bu çizimde bazı salgıbezlerini büyüttük, bazılarını da küçülttük ve oranlar doğru değildir. Biz beyni kesip açtık ve onu kesitsel bir görüşle inceliyoruz. Bu çizimde amigdala ve hipotalamus biraz abartılmıştır. Onlar beyninizin içinde böyle görünmezler. Küçük hipofiz de böyle görünmez. Ama biz incelemeniz amacıyla bu diyagramı yarattık ve anlamanız amacıyla bazı bölgeleri vurguladık. Beynin neokorteksinin grimsi, pembemsi bir rengi vardır.

Sürüngen beyin, ön loptan ya da üst beyincikten biraz farklı bir karakterdir. Beyin o kadar çok sudan oluşur ki o neredeyse eterik bir organizmadır. Onun bir omurgası yoktur. Bazı yerler, özellikle hipofizin çevresinde bulunanlar dışında, beynin kemikleri yoktur. Kafatası tüm beyni bir arada tutmaktan sorumludur. Beynin kalın, yoğun, lastiksi bölgeleri vardır, ama en eterik bölümler çok suludur.

Bu diyagramı kimyasal olarak parçalara ayırmadan önce size hatırlamanız için bir şey söyleyeceğim. Beynin dokusu, çok sulu ve ince olduğundan -ve su elektrik enerjisi için bir iletkendir- elektriği birçok biçimde yayar. Beynin sulu bir araç olması mantıklıdır,  o sadece kızılötesinden gelen bilgiyi almakla kalmaz, gamma, x-ışını ve Sonsuz Bilinmeyen’e kadar tüm düzeylerden gelen bilgiyi alabilir. 0 her türlü bilgiyi alma kapasitesine sahiptir.

Eğer kafatasını açıp beynin dışarı akmasına izin verseydik, o büyük bir bölgeyi kaplardı. Beyin oldukça savunmasız bir organizmadır, ama o olmasaydı, beden, kemikler ve bedeninizin-tüm bölümleri canlı, iş gören bir organizma olamazdı. Biz bu organa çok değer veririz. Asla sizi mutlu eden uyuşturucular kullanmayın, çünkü marihuana gibi bir uyuşturucudan elde ettiğiniz mutluluk ve iyilik hali aslında beyin hücrelerinizin ölümüdür. Ölmek özgürleştirici bir deneyimdir; böylece,uyuşturucunun verdiği mutluluk ve iyilik hali beynin ölümüdür. Azar azar, bir zaman içinde, siz onu öldürürsünüz. Eğer bunu yaparsanız, günleriniz sayılıdır. Siz fantastik bir gerçeklik yaratamazsınız, çünkü bu süreçte kendinizi sakatlamışsınızdır. Beyin sürekli bir organizmadır ve kimyasal bazlıdır. Kendini bir arada tutmak için muazzam miktarda bir oksijene ihtiyaç duyar. Eğer o oksijen, aldığınız kimyasallar ve uyarıcılar ile dağılırsa, bu durum beyinde işlev bozukluğuna neden olur. O zaman siz gerçekliği en çarpık biçimde yaratmaya, mavi yarasalar, sarı filler, çarpık bedenler gibi imgeler, halüsinasyonIar görmeye başlarsınız. Siz gerçek şeyler gördüğünüzü düşünürsünüz, ama aslında gerçekten mücadele eden bir beyin görmektesinizdir.

Kadim Mısır’ın Beyin Anlayışını Deşifre Etmek

“İsis’in memeleri ismi amigdala ve hipokamp isimlerinden daha çekicidir ve elbette omurilik kundalini yılanının yoludur. Eğer bunu herhangi bir metinde görmüş ya da okumuşsanız, o bu anlama gelir. ”  Ramtha

Burada, boyutsal bir zihne (lineer zaman ya da tek bir zaman ve uzay boyutu çerçevesinde düşünmeyen, tüm potansiyelleri aynı anda görebilen bir üstadın zihnine) geçmek için gerekli olan bilinç sürecini tarif edeceğim. O zaman, beynin nasıl çalıştığı, sizin nasıl çalıştığınız, belleğin nasıl depolandığı ve bilincin gizemi konusunda Dünya’daki her ortalama insandan daha çok şey bileceksiniz. Sizden, beyin diyagramına bakmanızı ve tüm inançsızlıklarınızı, inançlarınızı ve kabulünüzü nerede barındırdığınızı keşfetmenizi istiyorum. Bu diyagramda kişiliğinizin yerini saptayın. Uyuklama kavramı nerededir? Bu diyagramı incelemenizi istiyorum. Onu daha fazla inceledikçe ve üzerinde düşündükçe, yaşayacağınız realiteler de daha derin olacaktır, çünkü siz onun üzerinde odaklanmaktasınızdır.

Bir an beyniniz hakkında düşünmenizi istiyorum. Beyninizin merkezini hissedip hissedemeyeceğinizi görün. O kaşınıyor mu? Siz beni, başınızın içinde ağrımayan bir şeyle dinliyorsunuz. O boş görünür, ama orada bir şey vardır.

Beynin bölümlerinden biri de hipokamptır; biz onu “İsis’in memeleri” olarak adlandırırız. Siz, beyinle ilgili bu isimleri ezoterik isimler olarak görürsünüz, ama aslında onlar bu organların gerçek isimleridir. “İsis’in memeleri” ismi, amigdala ve hipokamp isimlerinden daha çekicidir ve elbette omurilik kundalini yılanının yoludur. Eğer bunu herhangi bir metinde görmüş veya okumuşsanız, o bu anlama gelir. Beyin-sapma kadar uzanan omuriliğe yılanın yolu ya da kurtuluş yolu denir.

Eğer beyni beyin-sapının üstünden ikiye kesseydiniz, ortaya çıkan şeye “Horus’un kalkanı” denir; ona bir kalkan denmesinin nedeni, onun Sürüngen beyin olması ve ayrıca bilinçaltı zihnin yeri olmasıdır. Sürüngen beyin, beyin-sapını sarmalar ve beynin alt bölümünü kaplar. Beyin diyagramında biz beyinciği (beynin arka kısmım) onu tanımlama amacıyla ayırdık. Bu bölümde Sürüngen beyin, bilinçaltının yeri ve Horus’un kalkanı vardır.

Orta-beyinde (beynin orta kısmmda) altıncı mühür yer alır. O daima bir mühür olarak adlandırılmıştır, çünkü onun salgıbezinin esas endüksiyonu, aralıkların açılmasını sağlayan bilgi hormonlarını salgılamaktır. Enerjinin -hipofiz denen yedinci mühre erişebilmek için- altıncı mühre çarpması gerekir. Yedinci mühür “Mesih’in tacı” olarak da adlandırılır. Çarmıha gerilmek için götürülürken Mesih’in başına dikenlerden oluşan bir taç takılmıştı; böyle olması gerekiyordu, çünkü dikenler onun kafasının kanamasına neden olmuştu ki bu derin bir inisiyasyonu, yedinci mührün açılmasının simgeliyordu. Mesih’in tacının ya da dikenlerin onun başını delmesinin amacı, yedinci mührü açmak ve kanatmaktı.

Eğer yedinci mührü kanatırsanız, imajı* paramparça etmiş olursunuz ve İsis’in memeleri tarafından korunan bilinç kapıları açılır. O zaman, bilinçaltı zihinden ya da bantlardan gelen tüm bilginin, köprü denen bu bölgeye, yani korpus  kallosuma, bir zamanlar “Horus’un dağı” olarak adlandırılan köprü bilince erişmesine izin verilir. Siz bazı kadim metinlerde Horus’un dağı hakkında bir şeyler okuyabilir ya da belki onu sembolizm içinde görebilirsiniz. Horus’un sembolü olan şahinin, beyindeki köprüyü simgeleyen bir dağın üzerinde tünediğini ya da dinlendiğini görebilirsiniz.

Beyninizin üst kısmındaki neokorteks cennet olarak adlandırılırdı. 0, İsis’in gemisinin ona doğru seyrettiği gök kubbeydi. 0 biliştir. Beynin sağ ve sol yarıküreleri (üst ve alt olarak da) yarıya  Bu genetik olarak yapılmıştı. Köprü, üstteki iki yarıküreyi birleştirir. Beynin sağ ve sol yarıkürelerine ve ön loplara gelen tüm bilgi bu köprüden ya da Horus’un dağından geçer. Bu köprü, sinir liflerinin ya da iletişim hatlarının çok küçük ve karmaşık bir sistemidir. Beynin bir tarafındaki lifler beynin öbür tarafı ile iletişim kurar, ama sağ ve sol yarıkürelerin ve ön lopların alt sistemden ya da sürüngen beyinden gelen iletişimlerin sadece belirli bölümlerini almalarına izin verilir.



Beyninizin üst bölümü, alın ve kafa yapısı günümüz insanından farklı olan Neandertha l insanın ilk zamanlarından itibaren çok hızlı gelişmiş olan bir beyindir. Neanderthal insanın duyu organları daha büyüktü. 0, daha büyük gözlere -ve gözleri koruyan sarkık bir kafatasına- büyük bir buruna, çok büyük burun deliklerine ve ağza ve özellikle hayvan kemiklerini kırıp ezmeyi sağlayan güçlü bir çeneye sahipti.

Bu kafa bir zamanlar beynin sadece orta ve alt bölümlerini barındırıyordu ve üstteki neokorteks bölümüne sahip değildi. Bu, yakın geçmişte meydana gelen bir gelişimdir. Bu aydınlanma çağıdır ve bu yeni beyin (neokorteks) insanın aydınlanmış benliğini araştırmaya başladığı bilinçli zihindir. Bu yeni beynin çalışması alt beyin tarafindan çok yoğun bir biçimde düzenlenir. Gözleriniz, kulaklarınız, burnunuz ve duyularınızın büyük bölümü sağ ve sol yarıkürelere bağlıdır.

Ellerinizi yüzünüze koyun. Yüzünüzle ilgili her şey sizin için önemlidir. Ellerinizi gözlerinize koyun. Sizin gözlerle ilgili önemli olduğunu düşündüğünüz tek şey onların rengidir, ama önemli olan onlarla görebilmenizdir. Güzel gözlere sahip olmanız değil, görebilmeniz önemlidir.

Şimdi burnunuza dokunun. Onunla ilgili ne düşünüyorsunuz? O güzel bir çıkıntıdır. Burnunuz iki gözünüzün arasından aşağı doğru uzanır. Gözler ve burun doğrudan beyne bağIıdır. Ağzınıza dokunun, dilinizi dışarı çıkarın. Ağzınızın çok gerisindeki o salgıbezlerini hissedin. Onlar da beyne bağlıdır. Şimdi kulaklarınıza dokunun. Parmaklarınızla kulaklarınızı tıkayın. Burada siz bu güzel organizmaya, yani beyne sahipsiniz.

Realiteyi belirlemek için ihtiyaç duyduğunuz her şey tam orada bulunur. Ellerinizi beyninizin çevresine, başınıza koyun. Bu tasarımın uygun ve kullanışlı olduğunu düşünmüyor musunuz? Siz bir kişide güzel olan şeyin onun yüzü, gözlerinin rengi olduğunu düşünürsünüz. Ama güzel olan onun gözlerinin rengi değil, ne gördüğüdür.

Siz, sizi yaratmış olan Tanrı’nın tüm bunları çok iyi bir biçimde bir araya getirdiğini görmeye başlarsınız. Hiçbir hata yapılmamıştır. Eğer beyne bakarsanız, bu yeni beynin, yani nekorteksin bir tür değerli bölge olduğunu anlayabilirsiniz. Ön bölge (ön loplar) bilinçli realiteyi tanrısal insana getirmekten sorumludur. İşte bu yüzden siz bir gün alnınıza büyük ve güzel bir değerli taş takabilir ve böyle bir taşı takmanın önemini ilk kez anlayabilirsiniz. O taşın ardına koyduğunuz her şey sizin hayal edebileceğiniz her şeyden daha güzel, daha bakirdir, çünkü bu ön bölgeyi sadece en iyi şeyler işgal edebilir.

Gören, Gözler Değil, Beyindir

“Yabancı toprakların harika halklarının yok edilebilmelerinin nedenlerinden biri şuydu: Fatihler kalyonlarıyla o kıyılara gelip demirlediklerinde ve bu kadim halklar denize baktıklarında, o gemileri değil, sadece suyu görmüşlerdi. “- Ramtha

Eğer beyin realiteyi yaratıyorsa, bu ön bölgeye alt beyin bölgesi tarafından duyularınızı yorumlama izni verilmiştir. Sizin gözünüz bir mercektir, açılan ve kapanan bir diyaframdır. Ekran gözün arkasındadır ve imge baş-aşağı görünür. İmgeyi kim almakta ve onu kim yorumlamaktadır? Beyin, ekranda bir izdüşüm (projeksiyon) elde ettiğinde, bu izdüşümü belleğinde mevcut tüm veriler eşleştirir. Sol ve sağ yarıküreler retinanın arka tarafında görülen imgenin’ bir eşini bulmak için bilgi alışverişinde bulunurlar.

Sizin tüm belleğiniz neokorteksinizde depolanır. Göz, ben dâhil bir sürü şeyi görür. Siz benim huzurumdayken, hepiniz bana, tam olarak benim bulunduğum yere bakıyorsunuz. Tüm yıllar boyunca gözleriniz beni izliyordu, ama beyin sadece yorumlayacak bilgiye sahip olduğu şeyi yorumlayabilir. Eğer o hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığı tuhaf bir nesne görürse, o nesnenin, örneğin, kırk iki kenarlı olup olmadığına, o kenarların morötesi ve pembe arasında bulunan bir renkle aydınlanıp aydınlanmadığına, onların aydınlanmış mı yoksa saydam mı olduğuna bakar. Göz, bütün görüntüyü görüp gömmeyeceğini belirlemeye başlar. Beyin onu sadece değerli bir taş olarak adlandırır, çünkü o sadece noktaları ve o noktaların ışığını görebilir. Beyin, görmekte olduğu şeyi yorumlayabilmek için kendi bilgileri içinde mücadele eder. O, gözlerin ona sunduğu şeyi tanımlayabilmek için daima mücadele etmektedir.

Yabancı toprakların harika halklarının yok edilebilmelerinin nedenlerinden biri şuydu: Fatihler kalyonlarıyla o kıyılara gelip demirlediklerinde ve bu kadim halklar denize baktıklarında, o gemileri değil, sadece suyu görmüşlerdi. Onlar daha önce asla direkli bir gemi görmemişlerdi, böylece o gemileri görememişlerdi. Onlar sadece suyu ve suyun üstünde yüzen “kütükleri” görmüşlerdi. Fatihleri asla görmemişlerdi.

Beyninizin ön ve üst bölgeleri tam keşiften, tam kullanımdan yoksun olan bölgelerdir. Beynin bu bölgesi bellek depolamayla sınırlıdır ve o bellek çevreyi tanımlamak için oradadır. Koklayın, bakın, dinleyin, aynı anda tüm duyularınızı kullanın. Bakın, koklayın, dinleyin… bu sizin bu salondaki her şeyi belirlemekte olduğunuz anlamına gelir. Siz buradaki tüm insanların farkındasınızdır. Safran renkli tozun ve terli bedenlerin kokusunun farkındasınızdır. Boğuk, bazen melodik bir ses işitmektesinizdir ve benim huzurumda olduğunuzu belirlemişsinizdir. İçinizde olup biten bu şeyler sizin dışınızdaki her şeyi anIamanızı sağlamıştır.

Yılanın (kundalini enerjisinin) yolu tüm bu bilgiyi almaktadır; o bu bilgiyi merkezi sinir sistemi vasıtasıyla uyarılar olarak almaktadır. O bilgi, merkezî sinir sisteminden uyarılar olarak akmakta ve tüm mühürlerden geçmektedir. Mühürler de o bilgiyi yayarlar ve bedendeki her hücre çevrenin farkında olur. Siz küçük ayak parmağınızdaki hafif bir rahatsızlığı hissedebilir ve o rahatsızlığı beyninizde bilirsiniz, çünkü beyin tüm organizmayı kontrol altında tutar. Herhangi bir terslik veya rahatsızlık beyne ulaşır ve beyin onun ne olduğunu bilir. O zaman siz sandaletinizi çıkarır, ayağınızı yıkar, küçük parmağınızı incelersiniz; beyin rahatsızlığın nerede olduğunu tam olarak bilir. Siz küçük parmağının ovmaya başlar ve ona küçük bir kıymığın batmış olduğunu görürsünüz, çünkü beyin onu görebilir ve acıyı hissedebilir.

Beyin, duyuları ve bedenden gelen tüm bilgiyi kullanarak işi yapandır. Eğer bu sizin en değerli bölgenizse, belirli bilginin bilinçli zihne erişmesini engelleyen bir yargıcın bulunması pek tabiidir. Hatırlayın, beyni etkileyen bilinç zihni üretir.

Bilinç ve zihin bir ve aynı şeydir, ancak onlar farklı ideallerdir.

Yeni beyinde, neokortekste sizin kişiliğiniz vardır. Siz bir  nasıl bir insan olduğunu, onun hoşlandığı ve hoşlanmadığı şeylere bakarak söyleyebilirsiniz. Her şey iyi ya da kötü olarak yargılanır. Siz bu salona baktığınızda, gördüğünüz şeyleri genellikle yargılarsınız. Yanınızdaki kişiye baktığımda, onu yargılarsınız. Dönüp birbirinize baktığınızda gördüğünüz her şeyi yargılarsınız ve tüm bunlar beynin bu yeni bölgesinde, yani neokortekste meydana gelir.

Eğer bu bilinçli zihnin bölgesiyse, beden/zihin bilinci de beynin bu bölgesinde yer alır. Onun orada yer almasının nedeni, beden/zihin bilincinin öncelikle hayatta-kalma ile meşgul olmasıdır. Peki, dünyada hayatta kalmaya ihtiyaç duyan nedir? Bilinç hayatta kalmaya ihtiyaç duyar mı, yoksa bu ihtiyacı duyan beden midir? Her şey bedenin hayatta kalması içindir. Her şey organizmanın varlığını sürdürmesini sağlamak içindir. Her gün siz hayatta kalma düşüncelerinden başka bir şey düşünmezsiniz. O düşünceler sizin ne zaman acıktığınızı, ne zaman doyduğunuzu, ne zaman tıkandığınızı tam olarak bilmeniz anlamına gelir. Siz ne zaman bağırsaklarınızı boşaltmanız, ne zaman tekrar yemek yemeniz gerektiğini bilirsiniz ve bedeninizin kendini iyi hissetmesini sürdürmeniz gerekir. İşte bu yüzden alışkanlıklara sahipsinizdir. Alışkanlıklar bilinçli olarak tasarlanmamıştır. Onlar beden için hayatta-kalma mekanizmalardır.

Beden/zihin bilinçli bir kişi daima kendini iyi hissetmeyi düşünür. O, iyi görünmek, iyi kokmak ve kendini iyi hissetmek ister. Kendini iyi hissetmek, fiziksel bedendeki en güçlü uyarımdır. İyi, enerji anlamına gelir. Bunun için en güçlü merkezler birinci ve ikinci mühürlerdir ve onlar gövdenizin alt kısmında yer alırlar. Kendini iyi hissetmek ve üremek bir ve aynı şeydir. Onlar beynin arka kısmının izni olmadan sürüp gider. Bu beden/zihin bilinçli varlık, sadece, kendini fiziksel olarak nasıl hissettiği, cinsel olarak nasıl hissettiği, doğru beslenip beslenmediği ile ilgilenir. Bu varlık sadece kendini güzel şeylerle çevrelemekle, her şeyin güzel kokmasıyla, nefesinin kötü kokmamasıyla ilgilenir. Sizin her gün ne yaptığınızı burada tekrarlamanız gerekmez, ama normal bir insanın hayatındaki her bir gün bir kariyere sahip olmakla ilgilidir ve o kariyerin itici gücü, bedenin hayatta kalmasını ve belirli derecelerde güzel görünmesini sağlamakta.

Burada ne olmaktadır? “Cennet” denen bu yer (ön lopların yer aldığı neokorteks) daha düşük bir zihin tarafından işgal edilmiştir. Siz her gün neyin üzerinde odaklanırsınız? Hayatta kalma. Bu, günlerden hangi gün olduğuna bağlıdır. Cumartesi geceleri genelde pazartesi sabahlarından farklıdır. Neokorteksi bilinçli bir hal içinde işgal eden herhangi bir şey sizin hayatınızın tümüyle nasıl olacağını belirleyecektir.

Burada bir an duralım. Eğer siz bedenle ve fiziksel duyumlarla ilgiliyseniz, o zaman öylesinizdir ve bu konuda neredeyse herkesin genetik ağı* aynıdır. O ağın üzerinde farklı dalgalanmalar vardır. Bazı varlıklar belirli şeylerden hoşlanır, bazı varlıklar da başka şeylerden hoşlanırlar, ama bu tümüyle hoşIanmakla ilgilidir. Neokorteksinize kaydedilmiş bu kişilik olarak, sizin sırf hayatta kalmak için olağanüstü bir biçimde zeki bir varlık olmanız gerekmez.

Beynin ön lobunda Tanrı’nın yeri vardır. Peki, Tanrı’nın yeri bir beden/zihin bilinçli kişide ne yapmaktadır? O, o kişinin ne kadar iyi göründüğü üzerinde odaklanmaktadır. Oysa dış görünüşe verilen önemin işgal ettiği aynı yer, aynı taht, beşinci boyutun görkemini yaratabilir. Bunun için gereken tek şey, yaratmak istediğiniz şeyi beynin ön lobuna koymaktır. Ön lop, beynin hem sol hem de sağ tarafım kapsar, o her ikisidir. Siz bir şeyden hoşlanmadığınızda ya da ona inanmadığınızda, 0 ön lopta yer almaz. O, beynin gerisinde yer alır. O, ön lopta değil, bellekte depolanır. Eğer siz bir şeyden hoşlanır, onu gerçekten ister ve buna inanırsanız ne olur? “Ben yapmakta olduğum şeye inanıyorum” derseniz ne olur? O, ön lopta yer alır.

Eğer siz bu konuda daha önce hazırladığınız listenizi gözden geçirseydiniz ve kendi kendinize, “Benim hayatımda ne önemlidir? Ben neye inanmıyorum ya da inanamıyorum?” diye sorsaydınız, Tanrı kavramının ve tanrısal olanın neden ön lobunuzu işgal etmediğini anlamaya başlardınız. 0, yeni beyni işgal etmez,  o sizin için o kadar Önemli değildir ve siz ona inanmazsınız. Ya siz birisine âşık olsaydınız ve o  ön lobunuzu işgal etseydi? O zaman yemekten içmekten kesilir, uyku uyuyamaz hale gelir, mutsuz olurdunuz. O zaman sizin o ilişki üzerinde odaklandığınızı söyleyebiliriz. Ya o kötü bir ilişkiyse? O zaman siz sevinç, özsaygısı ve sevgisi duyabilir misiniz? Ne kadar değişken olduğunuzu görüyor musunuz? Siz birisine âşıksanız ve kalbiniz yerinden çıkacak gibi oluyorsa, beyninizin ön lobunda o bulunmaktadır. Sevinç oradadır. Savunmasızlık oradadır. Kendini iyi hissetme, her şeyi yapabilme, kendine değer verme ve iyi görünme oradadır.

Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizin kalbiniz alev alev yanıyorsa ve ben gelip, “İçinizdeki Tanrı üzerinde odaklanın” dersem, benim sesimi duyar mısınız? Sizin kalbiniz alev alev yanıyorsa ve ben size, “Üstat, sen tümüyle kendi içinde odaklanmalı ve hiçbir şeyin var olmadığı yere (Boşluğa) gitmelisin” dersem, bu sözleri duyarmısınız? Ya âşık olduğunuz kişi sizi birden terk edip başka birine giderse ne olur? Siz buraya suratsız ve yıkılmış bir halde geldiğinizde ve ben size, “Üstat,realiteni senin yarattığını biliyor musun?” dediğimde ne olur? O aydınlatıcı bildirim nereye gider? Çoğunuz, siz kendinizi öyle hissederken benim bunu söylememi istemezsiniz.

Ben size hayatın bir illüzyon olduğunu söylediğimde ve size bakıp suratsızlığınıza güldüğümde, benim neden güldüğümü biliyor musunuz? Burada, kalbi büyüleyici bir yaratık tarafından çalınabilip sonra da bir kenara atılabilen zavallı küçük insan vardır. Burada, bedensel, duyumsal duyguya yatkın bir yaratık vardır. Duyumsal duygu nedir? Bedende kimyasal hormonların sel gibi akışı… Burada, hayatı oldukça güzel kılmak için bazı şeyler kazanmış, geçimini sağlamak ve Cumartesi geceleri iyi görünmek için biraz bilgi kazanmış olan küçük bir varlık vardır. Burada, işine yarayan birkaç küçük şeye sahip olan küçük bir varlık vardır. Belki onun gözleri koyu kehribar renklidir, dolgun ve cinsel istek uyandıran dudaklara sahiptir ya da bir kartal gibi gaga burunludur, gür saçlıdır veya keldir. Burada, onun hayatında başka faaliyetlerin sürüp gittiğinin gerçekten farkında olmayan  bir varlık vardır. 0, sabahları dışarı baktığında, başka boyutların ince katmanlarından doğru bakmakta olduğunu bilmez. Başka yaşam-formlarına bakmakta olduğunu ve pencereden dışarı baktığında aslında uzak ve mistik bir yerdeki gün doğuşunu görmekte olduğunu bilmez,  o, beynin her gün gördüğü şeyi görmemeye alışıktır.



Siz bu okula ve bu toplantılara geldiğinizde de aynı şey olur. Akıllıca bir planla, çok derin ve bilgece nedenlerle, ben Tanrı’yı seven basit bir kadını, Yeni Çağ spiritualistleri ya da astrolojik, numerolojik ve diğer çekici kavramlar tarafından kirIetilmemiş olan bir kadını bana kanallık etmesi için seçtim. Ben, hayatlar boyunca gittikçe sadeleşerek bu çalışmaya hazırlanan basit bir kadını seçtim. Ben bir kadını seçtim, çünkü Tanrı hem erkek hem de kadın olarak tezahür eder. İsis’in memeleri, harika bir bilince açılan kapılan temsil eder. Onlara İsis’in memeleri denir,  o İsis’in bağrından, Tanrı’nın bağrından kaynaklanır. Bu isim diğer kültürlerde ve diğer dillerde de değişir. Ama Tanrı hem erkek ve dişi, hem de hiç biridir ve eski zamanın en büyük üstatları da öyleydiler. Onlar ne erkek nede kadın olurlardı ve cinsel bir çekim hissetmezlerdi. Onlar kendi içlerinde tam olur, içlerinden gelen her şeyi ifade eder ve oradan fantastik gerçekliğe geçerlerdi.

Sizin, göz ucuyla gölgeler olarak gördüğünüz, ama dönüp baktığınızda göremediğiniz bir hareketin içinde oturuyor olmanız mümkün müdür? Evet. Peki, onu neden göremezsiniz? O oradadır, o bir gölgedir. Form olarak var olan her şey bir gölge yayar ve siz onu göz ucuyla görür, ama doğrudan baktığınızda göremezsiniz. Bunun nedeni, beyinciğin gözün ne göreceğine ve neyin yorumlanabileceğine dair bilgiyi düzenlemesidir.

Göz ucuyla  gölgeler sizin aynı yeri paylaştığınız yada o sırada boyutsal varoluş çerçevenizden geçen diğer varlıklardır. Siz onları göremezsiniz. Beyniniz onları görür, ama siz göremezsiniz. Eğer bu beyin yeterince gelişmiş olsaydı, siz buraya neden geldiğinizi daha fazla anlamaya başlardınız. Ben şimdi 210 cm. boyunda görünmüyorum. Ben şu anda sizin gördüğünüz ve kabul edebileceğiniz bir bedende bulunuyorum. Bu varlığın insanlığını ve sahip olduğu kelime hazinesini kullanıyorum. Bu, en basitinizden en zeki olanınıza kadar hepiniz için kabul edilebilirdir. Siz beni sevebilirsiniz, ama benim ne olduğumu göremezsiniz.

Siz, imajınız yeterince zayıf olduğu için buraya geldiniz. Eğer çok güçlü bir imaja sahip olsaydınız bu okulda asla kalmazdınız. İmajınız sürekli olarak bu bedeni görür ve onun parlak zekâsını, sonsuz bilgeliğini ve dehasını küçümserdi. O bu öğretileri bir kadına bağladığı için onları  Ama kadını da yüceltelim, çünkü bir kadın da Tanrı’yı içerir.

Eğer beyniniz teorik kavramlarla doluysa, o duyularının belirleyemediği şeyi reddedecektir. Son derece saygın bir birey,duyuların felsefi ve teorik bilgiyle taçlandırmıştır ve bu onun taçlandırıcı başarısıdır. Böyle bireyler beni asla kabul edemezler. Siz buradasınız, çünkü yeterince zayıf bir imaja ve belki sade ve basit bir zihne sahipsiniz. Belki karmaşık biri değilsiniz ve varlığınızın Tanrısı ile bağlantı kurabilecek kadar sade birisiniz. Ve bir üstat olmanız için gereken şey budur. Siz, bu alt merkez zayıf olduğu için, onun büyük bir bilinç ve bilgi kavramının beyninizin ön lobunu işgal etmesine izin vereceğini anlayacaksınız. Siz şimdi her şeyi bilmiyorsunuz; eğer bilseydiniz, size herhangi bir şey öğretilemezdi.

Sizler yetişkin çocuklar gibisiniz. Kirlenmişsiniz ve engellere sahipsiniz. Ama öğrenme arzunuzdan dolayı, eğer o arzu ve irade bilincinizde en önde geliyorsa, biz bu kapıyı yavaş yavaş aşındıracağız. O kapı aşındığında, biz beyninizin ön lobunu yavaş yavaş muhteşem imgelerle dolduracağız ve önce süptil imgelerle başlayacağız. Bunu yaptığımızda, ben size bu ön Iobu işgal eden şeyin hayatınızda en önde geldiğini öğreteceğim. Eğer biz sizi bir günlüğüne olsun bu kadar çok beden/zihin bilincinde olma alışkanlığından kurtarabilir ve samimiyetle odaklanmanızı sağlayabilirsek -ve beyninizin ön lobuna en önde gelen bir şeyi, harika bir kavramı koyabilirsek- o zaman ben size realitenin nasıl yaratıldığını gösterebilirim. Şimdiden bu küçük ve parlak biçimlerde bu okulda meydana gelmiştir. Sizin uzaktan-görme, odaklanma ve labirent disiplinleriyle yaptığınız şey, şimdiye dek yemek, seks, sigara ve içkiye odaklanarak uyguladığınız bu sanatı başka bir şeye odaklanarak uygulamak ve ön lobunuza yüksek bir kavram koymaktır.

DEVAMI…..

Facebook Yorumlar

Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

What's Your Reaction?

Şaşkın Şaşkın
3
Şaşkın
Başarısız Başarısız
0
Başarısız
EHH EHH
0
EHH
İYİ İYİ
1
İYİ
Kötü Kötü
0
Kötü
Komik Komik
0
Komik
Harika Harika
5
Harika
Ego Ego
0
Ego
Bana aşağıdan bakarsan Tanrıyı, yukarıdan bakarsan delinin tekini, karşımdan bakarsan kendini görürsün.

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Türü Seç
Soru cevap
Konuya dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Yazı
Biçimlendirilmiş Yazı