Ana Sayfa Ramtha REALİTE NEDİR? – ÖĞRENCİ HAZIR OLDUĞUNDA, ÜSTAT ORTAYA ÇIKAR-RAMTHA

REALİTE NEDİR? – ÖĞRENCİ HAZIR OLDUĞUNDA, ÜSTAT ORTAYA ÇIKAR-RAMTHA

RUHUMUZUN BİLGELİK YOLCULUĞU

Bilinç ve enerji realitenin doğasını yaratır. Peki, realite nedir? Sizin realiteniz hayatınızdaki tüm kişilerden, yerlerden, şeylerden, zamanlardan ve olaylardan oluşur. Sizin tüm yaşamınız yarattığınız gibidir. Başka birini o yaratıma katılmakla suçlayamazsınız. Siz kurban değilsiniz; sizler yaratıcılarsınız. Bu sizin doğal varoluş halinizdir. Siz kurban değilsiniz. Bu bazılarınızı rahatsız edecektir, çünkü siz tüm o takıntılara ve suçluluk duygusuna sahipsiniz. Onların hiçbirine sahip olmanız gerekmez. N eden onlara hâlâ sahipsiniz? Çünkü siz onu orada tutar ve birisinin size bir şey yaptığını düşünürsünüz. Onu yapmanıza onların neden olduklarını ya da sizin onlara bir şey yaptığınızı veya onları bir şey yapmaya zorladığınızı düşünürsünüz. Onlar karşı koyamamışlardır ve şimdi siz kendinizi o konuda kötü hissedersiniz. Oysa tüm eylemler varlığın kendisi tarafından belirlenir. Bunu hatırlamanızı istiyorum. Bu sizin yapabileceğiniz en huşu verici, en muktedir kılıcı bildirimdir. Ancak, “Bu güç durumu ben yarattım, başka hiç kimse değil diyebilmek için çok gelişkin bir varlık olmak gerekir. Bunu söylemek zordur, çünkü kendiniz yerine başkalarını suçlamak çok daha kolaydır.

Suçlamak tekrar doğuş çarkına yakalanmanızın nedenlerinden biridir. Siz bir şeyleri düzeltmek için buraya geri dönüyorsunuz. Birisini suçlamak ve “Bu senin hatan” demek kolaydır. Bu olgunlaşmamış, yaşayan-ölü olan bir varlıktır. Aydınlanmış bir varlık kimdir? 0, bu acı verici olsa da, sonunda şöyle diyebilen bir varlıktır: “Bu hayatı ben yarattım ve yapmış olduğum her şeyin tüm sorumluluğunu üstleniyorum ve artık başka kimseyi suçlamıyorum. Her şeyin sorumlusu benim.” Bu neden özgürleştiricidir? Çünkü aynı anda o sizin gerçekten  ne kadar güçlü olduğunuzu gösterir. Sizler Gözlemcilersiniz.

Siz hayatta bir üstadın gücünü nasıl kullanmak istersiniz? Sizin bir üstadın gücünü kullanmamızın yolu zihninizi suçlamadan ve mağdurluktan, özellikle geçmişten kurtarmaktır. Özgürleşmek muktedir kılıcıdır. Eğer siz bu tür bir ıstırap yaratabilmişseniz, bu hayat suçluluk, güvensizlik, korku ve utançtan başka bir şey olmamışsa, eğer böyle yaparak bir hayatı boşa harcamışsanız, bunu Gözlemci olarak odaklanışınızla siz yapmışsınızdır. Siz bunu idrak ettiğinizde ne olur? Hepsi dağılır. Bağışlama sanatı birilerinden sizi bağışlamalarını istemek değil, onları serbest bırakmaktır. Gerçek bir spiritüel varlık asla bir suçluluk ve utanç zihniyle oyalanmaz, bunlarla vakit kaybetmez. Onlarla hemen başa çıkar, çünkü bilgi ışığı yakar ve durumu aydınlatır.

Öyleyse siz “Bunu ben yarattım” dediğinizde ne olur? Bunun üzerinde düşünün. Özünüz devreye girdiğinde, onun beyinden geçirdiği ilk bilinç akımı neydi? Siz ne yapmaya eğilimliydiniz? Belki yaptığınız şeyleri yapmanız gerekiyordu. Belki ilk geçen akım oydu., O bitmemiş iştir ve çoğunuz asla o ilk akımın gereğini yapıp, onu aşıp yolunuza devam edememişsinizdir.

Siz birden “Hayatımı ben yarattım” derseniz ne olur? İçinizde kıvrılıp dönerek ruhunuzu bir mengene gibi sıkıştıran ve kurtulamadığınız bir şey vardır, çünkü ıstırabınızın içinde gurur ve kibir vardır. Kibirli insanlar o kibirleri yüzünden ıstırap çekerler ve kibir sizin ondan vazgeçmenize izin vermez. Siz “Ne yapalım, ben böyleyim” dersiniz. Ben de size “Kesinlikle öyle ve ona sahip olabilirsin. O senin yaratımın” derim Ama ya eğer onu aşar, ondan kurtulursanız size ne olur? Çok şey olur, çünkü siz daha önce hiç öyle düşünmemişsinizdir.

Kişiliğin Nöroneti

Düşünce nedir? Görüntüler. O görüntüler nereden kaynaklanır? Beyinden. Bir beynin kendi düşünüş biçimi var mıdır? Evet, ona kişilik denir. Bir kişilik nedir? o, nöronet programının bütünüdür. Duygu nedir? Duygu o nöronet kişiliğine hormon tepkisidir. Bu ne anlama gelir? Küçük bir çocukken, sizin büyümemize, araştırıp keşfetmenize ve olmanıza izin verilmişti, ona masumiyet çağı denir; sonra olgunluk çağına girdiniz ve o olgunluk sizin Özünüz’ün derin bilgeliğiydi.

Olan şuydu: Siz gerçekten katı bir düşünüş biçimi geliştirdiniz. Beyninizin onu birleştirmesine izin vermediniz. Bu birleştirmeyi kim belirler? Onu yapan sizsiniz, böylece kendinizi ve başkalarını suçlamaya başlarsınız. Ama tüm suç bir nöronettir. O beyninizden başka bir yerde bulunmaz. Sizin suçunuz nerededir? Onu bana gösterin, ben onu görmüyorum. O beyninizdedir. Peki, nöronet programını değiştirmek neden önemlidir? Çünkü programı değiştirdiğinizde, görüntüleri değiştirirsiniz. Suçlamayı bıraktığınızda ve o karanlık oyuğu bilginin ışığıyla aydınlattığınızda ne olur? Yeni ve farklı bir biçimde düşünmeye başlarsınız. Beyin yeni ve farklı bir biçimde tepki vermeye başlar. Özünüz sizi doğru gelen bir duyguyla doldurmaya başlar. Beyin ve mantık duyguyla tartışır. Siz neyi seçersiniz, yerleşik düşünüş biçiminizi mi, yoksa size doğru gelen bir şeyi mi? Bu daima sizin seçiminiz olmuştur.

Eğer mantık ışığı ve bugün burada öğrendiğiniz şey utancınızı ortadan kaldırırsa ne olur? Yaşamınız nasıl değişir? 0 Şu şekilde değişir: Siz insanları, yerleri, şeyleri, zamanları ve olayları, yaptığınız her şeyi kişilik vasıtasıyla hayatınızda bir arada tutarsınız. Kişilik onları orada tutar. Bunu nasıl biliriz? Çünkü eğer o insanlar, yerler, şeyler, zamanlar ve olaylar önce beyninizde bulunmasalardı, hayatınızda da olmazlardı. Onlar orada ortadan kalktıklarında, yaşamınız da değişir.

Böylece sürekli bir Gözlemci vardır. Beyin kişiliği enerji alanında kümülatif (peş peşe eklemelerin birikimiyle oluşan) Gözlemcidir. Hayatınızda görebildiğiniz her şey, yakından tanıdığınız her kişi, yapmış olduğunuz her şey neokorteksin kişiliğinin kümülatif etkisiyle bir arada tutulur. Duvarınıza astığınız resim türlerinden, en sevdiğiniz renklere kadar bu siz= sinizdir. Sizin sevdiğiniz renkler beyinde -her şeyi renklendiren hâkim nöronettir. Beyin olmadan siz düşünemezsiniz. Düşünmek bir dizi düşüncenin ateşlenmesidir ve her bir düşünce bir nörona bağlıdır. Onlar kümülatif bir biçimde ateşlendiklerinde, bir görüntü üretirler.

Siz bu görüntüyü değiştirebilirsiniz. Sarı rengi bir güneşe ya da bir muza dönüştürebilirsiniz. İradenizle bilgisayarın görüntüyü oluşturmasını sağlayabilirsiniz. Sizin üzerinde odaklandığınız şey dışsal realitenize neden olur. Bunu nasıl biliriz? Bunun için benim sözüme güvenmeniz gerekmez. Gidip kuantum mekanikçi bilimcilerinize sorun. Onlara “Dünya gerçekte neden oluşur?” diye sorun. Onlar size bakıp “Enerjiden” diyeceklerdir.

Siz “Peki, her şey nasıl böyle oldu?” diye sorarsanız, onlar “Bu konuda sadece tahminde bulunabiliriz. Bizim anladığımız kadarıyla, dünya birileri onu bu şekilde düşündükleri için böyle oldu” diyeceklerdir.



Benlik Sevgisi Olarak İfade Edilen Değişim
Sizin yaşamınız neden bilimin dışında olsun? Sizin sorunlarınız neden bu modelin dışında var olan bir şey olsun? Siz o kadar özel değilsiniz. Siz hâlâ bir insansınız. Öyleyse siz utancı bırakırsanız ne olur? Şaşırtıcı bir şey olur. Siz onu beyinde bıraktığınızda, hayatınızın bir bölümü neredeyse hemen değişecektir, çünkü utanç, korku, suçluluk ve yoksunluk, hepsi bir düşünceyle orada tutulur. Duygu ikincildir. Duygu, o önce düşünülmedikçe ortaya çıkamaz. Ya eğer onu ortadan kaldırırsanız? O zaman bir alanda ıstırap tepkisini yaratan bir Gözlemci kalmaz, çünkü eğer siz birisine uzun zaman önce ya da dün yaptığınız şeyden ötürü suçlu olduğunuzu düşünmüşseniz, suçluluk hissedecek ve o yüzden ıstırap çekeceksinizdir. Artık o kişiyle hiçbir ilginiz olmayacaktır, çünkü suçluluk beyinde aslî düşünce süreci haline gelir.

Siz “Bugün güzel bir gün” diye düşündüğünüz bir düşünce realitesi oluşturduğunuzda, beynin tüm o görüntüleri ateşlediğini hayal edin: “Bugün güzel bir gün.” Beynin, daha bu sözcükleri söyleyemeden önce, o görüntüleri ateşlemesi gerekir.

Sonra, “Bu başka herkes için güzel bir gün, ama benim için değil. Bu benim günüm değil. Zaten hiçbir gün benim günüm olmadı” diye düşündüğünüzü varsayın. O zaman ne olur’? Bu düşünüş her şeyi baltalar.

“Çok mutlu görünüyorsun. Eh, mutlu olmalısın. Sen her şeye sahipsin.”

“Evet, mutluyum. Ben çok mutluyum. Sen mutlu değil misin?”

“Sorduğun için teşekkürler, ama hayır, ben hiç mutlu olmadım. Ben dünyada satın alabileceğim her şeyi satın aldım. Çok para kazandım ve çok arkadaşım oldu. Birçok sevgilim oldu. Her türlü şeyi yaptım. Ve ben hâlâ burada oturmuş mutlu olmam için neyin gerektiğini merak ediyorum.”

Size neyin gerektiğini söyleyeyim: Yirmi beş yıl önce oluşmuş olan suçluluğu beyninizden çıkarın. Işıkla aydınlatıldığında, beyin öğretinin mantığını görecektir. Peki, onun yerine ne koyarsınız? “Ben mutlu bir kişiyim.” Bu holografik formlar dilinde konuşulabildiğinde, hayatınızdaki mutsuzluğa ve size suçluluk yoluyla bağlı olan herkese ne olur? Hepiniz bu ifade edilmemiş bağlılığa sahipsiniz. Bir ıstırap çekene sahip olmak için sizin bir zorbaya da sahip olmanız gerekir. Böylece beyin hayatınızda sizi ıstırap çeker halde tutan bir zorba yaratır;

Hayatınıza giren 0 kişi orada size ıstırap çektirmek için bulunduğunu bilmez. Bu sadece onun karakterinin güçlü bir yanıdır. O kişilerde bir yanlışlık yoktur. Ama sizin için vardır, çünkü o kişi sizin ıstırap çekmenize neden olur. Ama o bunu yaptığını hiç bilmez. Bu konuşulmamış ve ifade edilmemiş anlaşmadır. İyi şeyler sizden başka herkesin başına gelir. Çok geçmeden anlaşma bu olur. Sizin başınıza hiç iyi bir şey gelmez, elinize hiçbir fırsat geçmez.

“Ve ben sevgiyi hiç bilmeyeceğim.” O zaman anlaşma bu olur ve siz sevgiyi asla tanımazsınız. Hayatınıza size sevgi getirecek kimse girmez. Neden, biliyor musunuz? Çünkü sevgi önce benliğin temeli olmalıdır. Bu basitçe ne anlama gelir? Siz kendinizi olduğunuz gibi sevmelisiniz.

Bunu nasıl yapabilirsiniz? Hayatınızı gözden geçirir ve kendi kendinize “Ben ıstırap çeken biri miyim? Pişmanlık mı duyuyorum? Ben bir kurban mıyım? Nefret ve öfkeyle mi doluyum?” diye sorarsınız. Eğer bu sorulardan herhangi birine yanıtınız evetse, sizin sevgiyi elde etmenizin en büyük yolu o düşünceyi bırakacak kadar kendinizi sevmenizdir. Onları nasıl bırakırsınız? O nöroneti “güneş” yerine “bir muz”a bağlarsınız. Beyin, bilgisayar olarak, doğru programa sahip olduğunda, daima onu ateşleyecektir. Bu gerçek bağışlamadır ve bu kendini sevme eylemidir.

Kendinizi sevin. Asla kendinize işkence etmeyin. Kendinizi sevin. Asla kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Sizin gibi bir başkası yoktur. Kendinizi sevin. Sevginin dış görünümünüzle ilgisinin olduğunu düşünmeyin. Sevgi sizin özünüzle ilgilidir. Öyleyse kendinize sevgi gösterin. Sizin gibi kimse yok’ tur, öyleyse başkaları gibi olmayı bırakın. Dünyanın size bir şey borçlu olduğunu düşünmeyi de bırakın. O size hiçbir şey borçlu değildir. Siz kendinize karşı borçlusunuz. Hayatınızdaki insanları bağışlayabilmek için kendinizi sevin. Siz aslında onların bağışlanmalarını istemiyorsunuzdur, bağışlanmak isteyen sizsinizdir. Bu kendinizi sevmektir.

Kendi üzerinizde bu şekilde çalıştığımda ne olur? Anlaşma değişir. Artık hayatınıza giren insanların hepsi o ortak paydayı paylaşır ve kendilerini oldukları gibi severler. Onlar garip bir biçimde bağımsızdırlar. Onlar bedenlerinden çok zihinlerini düşünür ve bir akşam rüzgârında öz bulur, doğada sevgi bulurlar. Eğer onlar bunu yapabiliyorlarsa, sizi de kesinlikle severler, çünkü bunu hak etmektesinizdir. Siz hayatta hak etmediğiniz şeyi asla elde etmezsiniz.

Size bunları söylüyorum, çünkü hayatınızı anlamanızın mutluluğunuzun sonu anlamına gelmediğini bilmenizi istiyorum. Çoğu kez bu mutluluğunuzun başlangıcı olur. Siz sevinç bulmak için çevrenize, herkese bakmışsınızdır. Sizi seveceklerine söz veren insanlarla evlenmişsinizdir. Kendinizi seveceğinize söz vermeye ne dersiniz? Neden bu yükü bir başkasının omuzlarına yüklediniz? Kimse bunu yapamaz. Görünmeyen âlemde sizin için sevecek güce sahip olan bir üstat bile yoktur. Sizin gibi bir faninin sizi sevmekten bu kadar sorumlu olmasını neden bekliyorsunuz?

Başka insanlarda mutluluğu bulmaya çalışmak sadece ıstırap ve mutsuzluk aramaktır, çünkü tıpkı sizin herkesi düş kırıklığına uğrattığınız gibi, hepsi sizi düş kırıklığına uğratacaktır. Siz onların düşündükleri gibi çıkmadığınız ya da onların düşündükleri gibi görünmediğiniz için kaç insan düş kırıklığına uğramıştı? Sizin kabalığınız yüzünden kaç insan düş kırıklığına uğramış veya utanç duymuştu? Siz insanları her zaman düş kırıklığına uğratırsınız. Bu yeni bir şey değildir.

Size hayatî öneme sahip olan bir şey söylemek istiyorum:

Siz kendinize saygıyla baktığınızda, kendinize büyük bir hizmette bulunursunuz. Bu durumda, eğer sevincinizi yitirir ve bir süre üzülürseniz, geri çekilip kendinizle ilgili daha fazla bilginin ortaya çıkmasını sağlamaya çalışır, beynin duygu histerisi olmadan değişmesine izin verirsiniz. İşte bu yüzden biz orta-beyinde güvenli bir sığınak ararız Depresyon budur.

Herhangi biriniz bu konuda çok geç kalmış olabilir misiniz? Asla çok geç değildir. Siz tüm hayatınızı aptalca ve cahil. ce yaşamış olsanız bile, eğer hayatınızın son gününde birden güneşin doğuşunu, ertesi sabahı görmek sizin için önemli hale gelirse, o zaman o sabah hayatla ve doğayla -gençliğinizin körlüğü ve orta yaşınızın emekliliği içinde asla görmediğiniz ve hissetmediğiniz bir birlik hissedeceksinizdir. Eğer o son sabah pencerenizde dans eden altın renkli güneş ışınlarıyla bir olur, anbean onun bir parçası olursanız, son nefesinizi verdiğinizde bu sizin hayatınızın en önemli günü olacak ve yaşadığınız tüm hayat buna değecektir.

Eğer siz, size söylemiş olduğum gibi, Tanrı’ysanız, o zaman bir Tanrı gibi davranma sorumluluğuna sahipsinizdir. Eğer siz Tanrı’ysanız, sizi mutlu etmek sizden başka kimseye düşmez. Eğer siz Tanrı’ysanız, size sevgi vermek sizden başka kimseye düşmez. Siz kendinizi olduğunuz gibi sevdiğinizde, Tanrı içinizde hüküm sürer, çünkü Tanrı bir alıcı değil, vericidir. O zaman tüm insanları koşulsuz olarak sevebilirsiniz, çünkü siz onların sevgimize karşılık vermeleri gerekmeden onları sevebilirsiniz, Eğer sevgi zaten sizin içinizdeyse neden bir karşı’ lığa ihtiyaç duyasınız? Bu nihai özgürlüktür ve bir üstat böyle sever. Bu çok güzel bir şey değil midir? Bu durumda insanları fiziksel görünümlerine, yaşlarına, sınıflarına, ırklarına ya da sevginize yeterince karşılık verip vermemelerine bakmadan sevebilirsiniz. Tüm bunlar önemini yitirir, çünkü sizin gerçek varlığınız oradadır ve onun herkes için yeri vardır.

Önce kendinizi koşulsuz olarak sevmelisiniz derken bunu kastediyorum. Birlikte geçirdiğimiz kısa zamanda benden  öğrendiğiniz her şey içinde en önemli öğretinin bu olduğunu  bilmenizi istiyorum. Bu bilgi olmadan ve onu uygulama çabası olmadan, siz bu okulda fenomenler, olağanüstü şeyler yaratabilirsiniz, çünkü hepiniz bu yeteneğe sahipsiniz, ama sonuçta o fenomenler sizi mutlu etmeyecektir. Başka her şey gibi, onlar da olağan, sıradan hale gelecektir ve siz hâlâ içinizde aynı boşluğu hissedeceksiniz.

Gözlemci Kuşkuculuğu da, Açık-Zihinliliği de Tezahür Ettirir

Bilinmeyeni bilinir kılmak ve zihni yaratmak için hayatı -Öz’ün izniyle yaratmış olan hayal-eden beyindir. Böylece hayatınızda görebileceğiniz, tadabileceğiniz, koklayabileceğiniz ve hissedebileceğiniz her şeyi siz tezahür ettirmişsinizdir. Hayatınız sizin düşünceli-dikkatli çabanızın bütünüdür.

Peki, neden bazı hayaller gerçekleşmez? Gözlemci, üzerinde odaklandığı şeyle realiteyi yaratır. Öyleyse bazı hayalleriniz neden gerçekleşmez? Bu çok önemlidir, çünkü kuşkucu olanlarınız kuşkuculuklarının nereden kaynaklandığını bilirler. Sizin kuşkuculuğunuz hayatın çok zor ve gerçek olduğunu ve hayal kurmanın aptallar için olduğunu “çok iyi bilmekten” kaynaklanır;

Siz sadece sonucu bilirsiniz. Sizin kuşkuculuğunuz daha büyük hayallerin tezahür etmesini engellemiştir; çünkü bir hayal uyum içindeki pek çok dendrit’ten (sinir hücresinin kısa Uzantısından) oluşur. Bir hayal kendi nöronetine sahiptir. o, tıpkı kolunuzun beyninizde canlı olması gibi, beyinde canlıdır. Beyin sizin kolunuz ile hayaliniz arasında herhangi bir fark görmez. Peki, kim görür? Ona mantık merkezi denir. Mantık merkezi Mesih karşıtıdır (Deccal), çünkü bu merkezde her şey iyi ya da kötü, evet ya da hayır, daha yüksek ya da daha düşük, geçmiş yada gelecek, siyah ya da beyaz olarak, yani tüm o saçma şeyler olarak görülür. Mantık yargılamakla ilgilidir.

Sizin yaptığınız şey birisinin yalanına, birisinin realitesi ne inanmaktır. Siz onların Gözlemcisini alıp beyninize k0y_ muşsunuzdur. Onların Gözlemcisi nedir? Ona bir görüş denir. Onların görünü şöyledir: “Ben hayallere inanmam. Ben senin günlük rızkını kazanmak için her gün çalışman gerektiğine inanıyorum. Eğer sen  bir erkeksen, alın terinle çalışmalı ve diğer erkekleri koltuğundun etmek için beynini kullanmalı ve daima güçlü ve kontrollü olmalısın. Eğer sen bir kadınsan, eve para getiren erkeği hizada tutmak için becerini kullanmalısın ki istediğin şeyi elde edebilirsin. Kontrolü asla elden bırakmamalısın.” Bunu iyi etiket okulu denir. Bu görüştür. Ama hayal eden beyinde o sen gerçek değilsin. Benim kolum gerçektir, ama sen gerçek değilsin” diyen bir nöronete bağlıdır. Böylece siz hayale sahipsinizdir, umu ona bağlı bir sansüre de sahipsinizdir.

Öyleyse o beyinde nasıl ortaya çıkar? Hayal beyinde ortaya çıkar ve siz o hayale daldığınız anda kafanızın içinde küçük bir ses duyulur. Beynin bir sesi yoktur, ama sözcükleri söyleyebilir ve düşünebilir, çünkü onları ezberlemiştir. Böylece onun bellek bankasından bu sadece bir hayal. O gerçekleşmez” ya da “Sen ona layık değilsin, Kendine karşı gerçekçi ol” diyen bu küçük ses gelir bir görüş sesidir -o tümüyle budur ve hayal ortaya çıktığında onun üzerinde  bir kanser vardır, çünkü o hayal enerji alanlarını kolunuz gibi etkileme hakkına sahiptir. Kendi kendinize beynim aradaki farkı gerçekten biliyor mu?” diye sorun . Büyük bir üstadın “Bu bir illüzyondan başka bir şey değildir dediğini hiç duymadınız mı? Evet, öyledir. Sizin bir araya getirebildiğiniz her şey, vardır. Yapmanız gereken tüm şey vardır. Yapmanız gereken tüm şey kuşkudan kurtulmaktır. Eğer hayaliniz konusunda kuşku barındırırsanız, kaybedersiniz. Kuşku sadece eskiyi, olağanı korur. Eğer kuşkudan kurtulursanız, kaybedecek neyiniz vardır? Kaybedeceğiniz şey yeni hayalin yerine barındırdığınız eski hayallerdir. O kadar. Peki, bu odağı beynin ön lobunda ne kadar uzun süre tutabilirsiniz?

Bu bir bilgisayarda çalışmaya benzer; bilgisayar ekranında bir görüntüyü tutup, sonra yavaş yavaş -ekranı hiç kapatmadan görüntüyü değiştirmeye benzer. İnsan bedeninde buna odaklanma denir. İnsan kişiliği bunu yapmaktan hoşlanmaz. Kişilik çevrede dolanıp sınırlarıyla tekrar birleşmekten hoşlanır. Odaklanma gücüne sahip olan tek veçheniz gerçek siz olan spiritüel varlıktır ve o sürekli olarak odaklanabilir. Siz öyle odaklandığınız, “o hayaliniz olduğunuz” anda tüm zaman, yer ve varlık duygunuzu yitirirsiniz. Birden bu salonda olduğunuzu, bu bedende olduğunuzu unutur, sadece üzerinde odaklandığınız şey olursunuz. Ona analojik-zihin* denir. Siz analojik zihne geçtiğiniz anda, Gözlemci olarak, hayalinizi gerçeğe dönüştürürsünüz.

Şimdi inançtan ve inançsızlıktan söz edelim. Siz neden bir şeye inanmayasınız? Orada inanmayacak ne vardır? Bir an bunun üzerinde düşünün. Herhangi bir şeye inanmamak size ne kazandırır? Açık-zihinli (yeni düşüncelere ve bilgeye açık) olmak size ne kazandırır? Her şeyi. Kuşkuyu bıraktığınızda ne ‘ kaybedersiniz? Kontrolü. Kontrol çok güçlü bir şeydir ve güçlü insanlar çok kontrol edici insanlardır.



Siz daha yeni öğrenmeye başladınız. Eğer tüm bu bilgiyi alırsanız, eğer bağışlanmayı başkalarından değil kendinizden istemeniz gerektiğini anlarsanız, eğer mutsuz olmaktan bıkmışsanız ve mutlu olmaya karar verirseniz, o zaman bu ders amacına iyi hizmet etmiş olur. O zaman daha sağlıklı, daha mutlu ve daha genç olduğunuzu da görürsünüz. Mutsuzluk daima bedende tezahür eden bir hastalıktır. Siz hayatınıza bakıp, “Tanrım, tüm bunları ben yarattım; neden daha iyisini yapamadım?” diyebilirsiniz. Daha iyisi nedir? Siz sadece bildiğiniz şeyi yapabilirsiniz. Hiç kimse size daha iyisini söylememiştir ve birisi söylemeye çalıştığında, daima bir başkası onu alay konusu yapmıştır. Hiç kimse sizin hayal kurmanıza izin vermemiştir. Dahası, hiç kimse size onun bilimini anlatmamıştır. Hiç kimse sizin hayatınızı değiştirmenize ve bunun iyi bir şey olduğunu söylemenize izin vermemiştir; oysa Tanrı tümüyle değişimle ilgilidir. Bunu bilmenizi istiyorum.

Hayatınızda durgun olan, değişmeyen şey sıkıcıdır. 0 yaşanmıştır. O yapılmıştır. 0 düşünülmüştür. O tadılmıştır, koklanmıştır ve hissedilmiştir. O sıkıcıdır. Bu Özünüz için durgunluktur. Siz değişmeye başladığınızda, bu herhangi bir insanı incitmekle ilgili değildir. Bu kendinizi özgürleştirmenizle ilgilidir. Siz değiştiğinizde, beyninizdeki Gözlemci değişir ve tüm yaşamınız bir başkalaşım (metamorfoz) geçirmeye başlar ve 0 yeniden-oluşup şekillendiğinde tam olarak sizin zihin ve duygu halinizi yansıtacaktır. Sizin kendinizi severek -geçmişten başka kaybedeceğiniz bir şey yoktur.

Ne kazanabilirsiniz? Siz bir Tanrı gibi hayal kurmayı, 0 hayali kabullenmeyi ve sevmeyi, beyninizin ön lobunda tuttuğunuz hayalin gerçekleşeceğini bilmeyi ve kişilik ile Özünüz’ ün düşünüşü arasındaki farkı anlamayı öğrenmelisiniz.

ÖĞRENCİ HAZIR OLDUĞUNDA, ÜSTAT ORTAYA ÇIKAR

Ben size hiçbir zaman iyi ya da kötü diye bir şey öğretmedim. İyi ya da kötü Tanrı’nın âleminde mevcut değildir. İyi ya da kötü insanların verdikleri ayrıcalıklı bir karardır. Çoğu kez herkes kötü olmaktan o kadar çok korkar ki asla iyi 01maz. Bugün size ifade ettiğim benim gerçeğimdir. Ben çok uzun bir zamandır buradayım ve insan doğasını anlarım. Eğer siz akıllıysanız, kendi benliğinizin bazı fikirlerinin burada işaret edildiğini belki görmüşsünüzdür ve eğer biraz rahatsız olmuşsanız endişelenmeyin. Herkes kıvranıyordu. Ama bu size öğrettiğim şeyin kötü olduğu anlamına gelmez. Onun bir eleştiri ya da bir kınama olmadığını anlayın.

Siz daha iyisini bilmediğinizde ve çevrenizdeki herkes onu yaptığında, bu yapılacak doğru şey gibi görünür. Sizin bir öğretmene ihtiyacınız vardır (ama bu gezegenden bir öğretmene değil, çünkü onlar daima toplumsal ilişkilerden, kabul edilebilirlikten, yıldızlardan veya başka bir şeyden etkilenirler) ve öğrenci hazır olduğunda, üstat ortaya çıkar. O sizi telefonla aramaz. O ortaya çıkar. Siz ölümden sonra ne olduğunu bilemezsiniz, toplumunuzdaki kimse de bilmez. O hâlâ belirsiz, havada kalmış bir konudur. Jüri hâlâ o konuda bir karara varmamıştır. Bu katta, nereden geldiğinizi, nereye gideceğinizi ve buradaki misyonunuzun ne olduğunu size söylemeye yetkili ve ehliyetli kimse yoktur, çünkü bu katta orada bulunmuş olan kimse yoktur. Onlar hâlâ buradadırlar. Ve siz yıldızların hayatınızı yönlendirdikleri şeklindeki saçma kavramı burada edinmişsinizdir. Eğer gücünüzü Boşluk’ta parıldayan bir şeye teslim ederseniz, gerçekten bir sorununuz vardır. Siz “Ama hepsi doğru çıktı” diyebilirsiniz. Onun neden doğru çıktığını size söyleyeyim. Onu böyle kılmak için hangi özellikler dahil olmuştu? Bilinç ve enerji. Sizin beyninizin ön lobunda kabul ettiğiniz şey meydana gelecektir. Tüm falcılar daima doğruyu söylerler. Onlar yanlış konuştuklarında bile doğruyu söylerler. Ne den biliyor musunuz? Çünkü siz onlara inanırsınız. Onlar daima doğrudur. Buna zihinsel yönlendirme denir.

Hiçbir devlet memurunun ya da hiçbir kurumsal yetkilinin size beyninizin yıkandığını söylemesine izin vermeyin, çünkü onlar var olan en büyük istismarcılardır. Evet, gerçek daima halktan saklanmıştır, çünkü eğer halk gerçeği bilse, oyun biterdi. Halkı yöneten hiç kimse insanların uyanmalarını istemez. İşte bu yüzden bu dünya gösteri katı olarak adlandırılır ve işte bu yüzden buraya geri döndüğünüzde bir hapishaneye girersiniz. Gücünüzü bir iskambil destesine, bir kahve fincanına, bir psişiğe teslim etmemek için mücadele edip kendi yolunuzu -çoğu kez tek başınıza bulmanız gerekir. Siz realitenin yaratıcısısınız. Eğer bunu anlarsanız, akıllı bir insansınızdır. Bunu anladığınızda, başkasının peşine düşüp geleceğinizin nasıl olacağını sormayın, çünkü onlar size tam duymak istediğiniz şeyleri söyleyebilirler.

Birisinin size buradan çıkış yolunu göstermesi gerekir. Onun sizin gitmeye çalıştığınız yerde bulunmuş olan biri 01ması gerekir. Eğer o orada olmuşsa, onu size tarif edebilir, oraya nasıl gideceğinizi, bunu nasıl yapacağınızı, nasıl olacağınızı söyleyebilir.

Büyük Çalışmanın her öğrencisinin bir öğretmene ve bir hieropanta* ihtiyacının olmasının nedeni, onun bilmemesidir. Öğrenciler nereye gittiklerini bilmelerini sağlayacak bilgiyi henüz formüle etmemişlerdir. Henüz bilinçaltını nasıl açacaklarını bilmezler. Herkes sizin bilinçaltını uyuşturucularla açtığınızı düşünür. Size söylemeliyim, eğer Tanrı’yı bilmek için o sanrı yaratan uyuşturuculara başvurmak zorundaysanız, yanlış insanlara bulaşmışsınızdır. Tanrı sizi –kendini size  ifşa edemeyecek kadar çok karmaşık kılmamıştır. Yapmanız gereken tüm şey kapıyı açacak sırrı öğrenmektir ve o beyninizi uyuşturucularla tahrip etmekle ilgili değildir. Bunu bilmenizi istiyorum.

Tüm o uyuşturucuları kullanan o aptal insanların nöroneti çok karışmıştır. Onlar garip konuşurlar, çünkü söyledikleri anlaşılır değildir. Bu sizin yapmak istemediğiniz bir şeydir. Size olmanızı söylediğim şey olmak sizin için çok doğal bir şeydir. Sizin sadece onu nasıl yapacağınızı bilmeniz gerekir. Bunun için bilgiye sahip olmalısınız ve o bilginin her şeyi kapsaması gerekir. O sizin bedeninizi, beyninizi, çevrenizi ve genetiğinizi ve onların nasıl çalıştıklarını içermelidir. o zaman beynin ön lobu denen gizli yeri öğrenirsiniz. O zaman bir sabah panik içinde uyanacaksınız, çünkü hayatınızın her gününde düşündüğünüz her şeyin tezahür etmekte olduğunu anlayacaksınız. Su kaynatırken düşündüğünüz o aptalca düşünceler tezahür etmektedirler. Bilgisayarınızdaki o düşünceler olağan-düşünce olarak tezahür etmektedirler. “Tanrım, benim doğal olarak düşündüğüm şey tüm bunları bir anda tutuyor. Ben nasıl olağan dışı biçimde olağan düşünebilirim?”

Ben size bunu nasıl yapacağınızı öğretiyorum.

KİTAP: RUHUMUZUN BİLGELİK YOLCULUĞU – RAMTHA

Facebook Yorumlar