ÖLÜMÜN ÖTESİ 9 -DOLORES CANNON


S: Bu altıncı düzey, Dünya’nın üzerinde bir düzey mi?
Bu düzeylerin fiziksel olarak yerlerini ve sınırlarını belirlemeye çalışıyordum ki daha sonra bunun mümkün olmadığını anladım.
Y: Altıncı düzey spiritüel âlem olarak bilinir.
S: Bunlar Dünya’yı terk etmek istememiş ruhlar mıdır?

Y: Bazen bunlar, ya kendi güdüleri ya da geride bıraktıkları ailelerinin üzüntüleri yüzünden dünyevi kattan ayrılamamış, buraya adeta kilitlenmiş varlıklardır.
S: Dünya beşinci düzeyde bulunuyor. Bundan sonra altıncı, yedinci ve daha yüksek düzeylermi bulunuyor? Ve bunlar okulların bulunduğu yerler mi?

Y: Okulların, üstatların ve diğer şeylerin bulunduğu düzeyler, evet. Sekizinci ve dokuzuncu düzeyler ise büyük üstatlara ayrılmıştır. Eğer onuncu düzeye erişirseniz, Tanrı ile yeniden bir olursunuz.
S: Peki, insan hiç tekâmülde geriye gider mi? İnsanların hayvanlar olarak enkarne olmalarıyla ilgili teoriyi düşünüyorum da…

Y: Hayır. Tabii, bir insan aşırı derecede hayvani olmadıkça. Bir başka deyişle, eğer siz bir hayvan gibi davranmış-sanız ve bir hayvan olmak istemişseniz, evet olabilirsiniz, ama bu çok nadir rastlanan bir şeydir. Buna genelde izin verilmez. Bu bir zamanlar mümkündü, ama artık değil. Bu, enkarnasyon deneyinin ilk günlerinde yapılmıştı, ama artık yapılmıyor. Mümkün olmadığından değil, artık buna izin verilmediğinden. Eğer bir insan bu kadar aşağı düşmüşse, büyük bir olasılıkla, o skalada daha aşağılara düşmektense, tekrar yükselene kadar spiritüel âlemde kalacak, dünyada enkarne olmayacaktır. Bir insanın zihinsel olarak hayvani bir düzeye düşmesi mümkündür, ama onun bir hayvanın bedenine girmesi artık mümkün değildir. Bir kez insan bilincine eriştiğinizde, artık tekâmül ederek geride bıraktığınız hayvan varoluşuna geri dönmeniz pek mümkün değildir.

S: O halde, enkarne olan insanlar üçüncü, dördüncü ve beşinci düzeyde bulunmaktalar.

Y: Bazen de altıncı.

Eğer biz enkarne olmuşsak ve altıncı düzey de spiritüel âlem ise, bunun nasıl mümkün olacağını merak etmiştim.

Y: Bir insanın bir ayağının bir dünyada, diğer ayağının da bir sonraki dünyada olduğu şeklinde bir ifade duymuşsunuzdur. Bunlar çevrelerindeki her şeye çok açık olan bireylerdir.

S: Onlar istediklerinde bulundukları düzeyi değiştirebilirler mi ?

Y: Onlar bir kez bunun farkına vardıklarında ve her iki dünya ile de meşgul olmaya başladıklarında, evet. Ve bir de bilgi ve düşünce okullarının birçoğunu barındıran yedinci düzey vardır. Bilginin çoğu altıncı ve yedinci düzeyden gelir. Bazı insanlar farkında olmadan iki düzeyde birden iş görürler. Bunun bir örneği de, bilgisinin, ilhamının nereden geldiği konusunda hiçbir fikri olmayan bir mucittir.

Bu sırada aklıma, insanların bazen göğün yedinci katından, yedinci cennet katından söz ettikleri geldi. Burasının kusursuz bir mutluluk yeri olduğu varsayılıyordu. Bununla ilgili orijinal kavramın bu farklı düzeyler teorisinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını merak etmiştim.

S: Dinlenme-yeri hangi düzeyde bulunuyor? Y: O bir düzeye sahip değildir. O vardır. O her türlü uyarımdan uzak kalma ihtiyacından dolayı vardır. Bu yüzden, o bir düzeye sahip değildir.

Her şeyi dışarıda bırakmak, her türlü uyarımdan uzak kalmak için oraya gidersiniz.

S: Burası diğer katlardan uzakta, özel bir yer midir? Y: Uzak olması gerekmez. O katların arasında bulunur, ama o tamamıyla kendi başına bir yerdir. Bunu açıklamak zor. Bir benzetme kullanırsak, bunu gezegeninizin yüzeyinden yukarılara çıktıkça havanın incelmesine benzetebiliriz.

Siz yükselerek bulutların bulunduğu düzeye gelirsiniz ve orada çok kalın ve katı-görünümlü bir bulut görürsünüz. O kendi başına, diğerlerinden ayrı durmaktadır, ama yine de havanın bir parçasıdır. İşte, dinlenme-yeri de bunun gibidir. S: Her enkarnasyondan sonra farklı bir düzeyemi gidersiniz, yoksa enkarne olurken bıraktığınız aynı düzeye mi geri dönersiniz?

Y: Bazen bu o hayatta neyi başardığınıza bağlıdır. Eğer siz bir yaşamda yükselmek yerine gerilere düşmüşseniz, o zaman bıraktığınız aynı düzeye geri dönemezsiniz. Bazen bir enkarnasyondan sonra hemen yeniden enkarne olursunuz. Bazen de bir dinlenme dönemi geçirirsiniz. Bazen hemen bir okula gidersiniz, ama bu ille de enkarne olurken bıraktığınız aynı okul olmayabilir. Belki öğrenecek başka dersleriniz vardır, ya da bir sonraki enkarnasyonda öğrenmeniz gereken dersleri gözden geçirirsiniz. Belki, yeniden dünyaya dönmeyi mi istediğinize, yoksa orada kalıp uzun I.SY süre çalışmak mı istediğinize karar vermeye çalışırsınız.

S: Her bir düzeyde bir okul var mıdır?



Y: Evet, her bir düzeyde birçok okul vardır: ışık okulları, düşünce okulları gibi. Onların her biri, her şeyle ilgili doğal yasa ve düzenin bir kısmını kullanırlar. Onlar, bireylerin yolu bulabilmeleri için, gerçeğin o bölümüyle ilişki kurmalarını sağlamaya çalışırlar.

S: O düzey için kazır olmadan bir sonraki düzeye gidemezsiniz, öyle değil mi? Yani, bir sonraki düzeye çıkmadan önce belli gereklilikleri yerine getirmek mi gerekiyor? Neyi başarıp başaramadığınıza bağlı olarak bir üst ya da alt düzeye gidebiliyorsunuz…

Y: Evet. Ve bir kez belli bir düzeyi geçtikten, yani dokuzuncu düzeye eriştikten sonra, bir daha enkarne olmak çok az rastlanan bir şeydir, çünkü artık bu tür derslere olan büyük ihtiyacı aşmışsınızdır. Ancak, dediğim gibi, bazı enkarnasyonlarda karşılaştığınız saptırıcı etkiler sizi yoldan çıkarabilir ve siz o etkileri yükselteceğiniz yerde, onlar sizi geriletebilir.

S: Ancak, öyle görünüyor ki, bu üst düzeylere eriştikten sonra artık bu saptırıcı etkileri tamamen aşmış oluyorsunuz

Y: Eğer çok uzun bir zamandır enkarne olmayıp dünyevi varoluştan uzak kalmışsanız, bu bir insanın bir şeyleri reddedip ondan yoksun kalmasına benzetilebilir. Eğer bir çocuk uzun bir zaman şeker yememişse, ona şeker sunulduğunda o büyük bir olasılıkla bu şekerleri oburlukla tıkınacaktır. İşte, yüksek düzeylerdeki varlıklar enkarne olduklarında da bazen bu tip bir şey vuku bulabilir. Bu aşağı düzeylerde olduğu kadar sık rastlanan bir şey değildir, ama yine de vuku bulabilir. En büyük avatarlar bile yollarını şaşırabilirler.

Avatar Dünya’ya bedensel form içinde gelen bir yarı-tanrıdır, Tanrı’nın niteliklerini tezahür ettiren bir varlıktır. Hindu metinlerinde bunun birçok örneğine rastlanır.

Burada dokuzuncu düzey, üstat öğretmen İsa’nın geldiği düzey gibi görünüyor. Bu onun, İncil’deki öyküde anlatıldığı gibi, şeytan tarafından günaha teşvik edilmesini de açıklar. Bu, hiç kuşkusuz, onun kendi iç benliği ile savaşmasıydı.

S: Dünya ‘da bunu insanlara yapan bir şey olmalı.

Y: Sizin kötülük dediğiniz, her şeyin karanlık tarafı, bu âleme kıyasla Dünya’da daha aktif. Ve çekim de daha güçlü, evet.

S: Bu ona karşı direnilmesini çok zorlaştırıyor.

Y: Ama, yine de bu direnci gösterebilirseniz, bu sizi daha güçlü kılar. Var olmanın çok kolay olduğu bu âlemde ise sizin bir şeye karşı direnmeniz gerekmez, bu yüzden de dünyadaki kadar hızlı gelişemezsiniz.

S: öyle görünüyor ki, en iyi biçimde plânlayarak ve en iyi niyetlerle enkarne olduğunuz zaman bile bunlara her zaman sadık kalamıyorsunuz.

Y: Oraya gitmeden, dünyaya inmeden neler olacağını asla bilemezsiniz. Bazen aşağıdakilere yardım etmek için geriye dönmek yararlıdır. Çoğunlukla, bu yüksek katlardaki varlıklar insanların farkındalığını yükseltmek için fiziksel dünyaya geri dönerler. Bunlara, Budizm’de “boddhisatva’lar denir ve bunlar, aydınlanmış ama insanlara duydukları şefkatten ötürü fiziksel kata geri dönmeyi seçmiş varlıklar olarak tarif edilirler. Budizm’e göre, İsa bir boddhisatva, yani aydınlanmış varlıktı.

Y: Bunu yapanlara sunulan bir takdiri-ilahi vardır. Buna izin verilir, ve bu yapılır.

S; Bir ruh eninde sonunda tüm bu farklı katlara gider mi?

Y: Hepimiz bunun için çalışıyoruz. Nihai plân, bir’liğe ulaşmak, Tanrı ile yeniden bir olmaktır. Başka denekler de, farklı sözcüklerle de olsa aynı tarifleri vermişlerdir. Bu tariflerin birbirleriyle çeliştiklerini sanmıyorum. Onların bana söyledikleri her şey kendi ruhsal gelişim düzeylerine, algılarının doğruluğuna ve algıladıkları şeyleri, dilimizin sınırlılığı içinde, doğru olarak aktarabilme yeteneklerine bağlıydı. Her biri, gördükleri şeyi tarif etmekte dilimizin tümüyle yetersiz kaldığını söylemiştir. Sık sık, benzetmeler kullanarak bunu telâfi etmeye çalışsalar da, bunlar da tüm tabloyu resmetmekte ne yazık ki yetersiz kalmıştır. Bu perdenin ardında yatan şey o kadar muhteşemdir ki dile tarife sığmamaktadır.

Aşağıda, bir başka varlığın değişik varoluş katları hakkında yaptığı açıklama yer almakta:

Y: Farklı katlar aynı yeri, aynı uzayı işgal ederler. Örneğin, siz şu anda fiziksel katta var oluyorsunuz, ancak sizin spiritüel veçheleriniz spiritüel katlarda yansımalara sahipler. Çünkü spiritüel katlar da buradalar, ama onlar farklı bir frekansta titreşiyorlar. Spiritüel gözlerle onları neredeyse fiziksel bir yer olarak görebilirdiniz. Onlar da burada, Dünya ile aynı yerdedirler; sadece farklı bir frekansta titreşmektedirler. Bunu bir radyoya benzetebiliriz. Aynı radyoya gelen titreşimler, aynı zamanda, farklı frekanslarda aynı yeri işgal ederler. Ve siz herhangi bir zamanda frekans alıcınızı belli titreşim dizisini alabilmek üzere ayarlarsınız. Aynı şey bu farklı katlar için de geçerlidir. Onlar aynı zamanda aynı yerde var olurlar, ama farklı frekanslarda bulundukları için birbirleriyle çarpışmazlar.

S: Anladığımı sanıyorum. Böylece, belli bir düzeyde bulunup diğer katların farkında olmazsınız.

Y: Evet. Ya da, örneğin meditasyon yoluyla o katların bulanık bir biçimde farkına varabilirsiniz, çünkü siz farklı bir frekansta bulunmaktasınızdır. Onun var olduğunu bilecek ve o frekansla ilişki ve etkileşime girecek kadar frekansınızı değiştirebilirsiniz. Ama, burada da bir bariyer olacaktır. Böylece, karanlık bir camdan ya da bir perdeden ötesini görebilirsiniz. Farklı katlar vardır, ama gerektiğinde bu katlardaki varlıklarla ilişkiye geçmenizi sağlayacak ara katlar da vardır. Örneğin, karmanızı halletme sürecinde fiziksel katta ilişki ve etkileşimde bulunduğunuz varlıkların bazıları farklı bir katta bulunuyor olabilirler. Onlar henüz fiziksel katta enkarne olmamış olabilirler, ve sizin, bir sonraki enkarnasyonları için neye karar verdiklerini anlamak üzere onlarla görüş alışverişinde bulunmanız gerekebilir. Her ikinizin de karması açısından, nerede ve ne zaman enkarne olmanızın en iyi sonucu verebileceğini tartışmanız gerekebilir. Uyurken, bu amaçla bu arada-bulunan katlara gidebilirsiniz. Ölümden sonra da yüksek katlara ulaşabilirsiniz.

S: O kadar gelişkin olmasanız da o katlara gidebilir misiniz? Yoksa arada, sizin sadece belli düzeylere gitmenize izin veren bariyerler var mıdır?

Y: Anlayış ve idrakinizin izin verdiği ölçüde ileri gidersiniz. Burada tek bariyer sizin zihninizdir. Bu, zihninizi ne kadar açıp anlayabildiğinize bağlı bir şeydir. Ve eğer isterseniz ya da ihtiyacınız olursa, zihninizi daha çok açmanıza yardımcı olacak varlıklar daima vardır.

S: Ben bu düzeyleri anlamaya çalışıyordum. Onları ayrı fiziksel sınırlara sahip olarak görmeye çalışıyordum ki şimdi bunun belki de olanaksız olduğunu anlamaya başlıyorum.

Y: Ayrı fiziksel sınırlar yoktur. Bir benzetme kullanırsak, sizin katınızda toprağın üzerinde durmak bir düzeyde olmaya benzetilebilir. Gezegeninizin yüzeyinden dümdüz yukarı çıktığınızda, bilim adamlarının havanın ne kadar inceldiğine bağlı olarak stratosfer vs. gibi farklı katmanlara ayırdıkları atmosfere girersiniz. Ama, bu farklı düzeylerde olmaz; bu sadece bir düzeyden diğerine tedrici bir geçiştir. Topraktan direkt olarak yukarı çıktığınızda siz atmosferin farklı düzeylerini görmezsiniz. Siz sadece çevrenin tedricen değişmekte olduğunu ve siz yükseldikçe o çevrenin de değiştiğini fark edersiniz. Spiritüel katlar da bunun gibidir.

S: Orada kaç kat olduğunu biliyor musunuz?

Y: Hayır, sanırım sayısız kat var. Bazı katlar özel amaçlar için, diğerleri ise genel katlardır.

S: Eğer bir insan giderek yükseliyorsa, onun gidebileceği en yüksek düzey hangisidir?

Y: Size bu konuda bir şey söyleyemem, çünkü ne kadar yükseklere çıkabileceğinizin bir sınırı olduğundan emin değilim. Ben herhangi bir sınırın farkında değilim ve benim idrakim ancak bu kadar yükseğe uzanıyor. Ama, benden daha gelişkin olanlar daha ilerisini de algılayabilirler. Mevcut düzeyimde tüm bildiğim, bir varlığın daima ilerlemeye devam edebileceğidir. Ve bir insan ne kadar ilerlerse, onun karması o kadar olumlu hale gelir.

S: Sanırım, aynı düzeyde kalıp, varlığınızı tekdüze bir biçimde sürdürmek istemezsiniz. Enkarnasyon katını terk ettikten sonra, bıraktığınız aynı spiritüel düzeye geri mi dönersiniz?

Y: Hayır. Çoğunlukla bu, enkarne haldeyken yaşadığınız deneyimlere ve onlarla nasıl başa çıktığınıza bağlıdır. Örneğin, eğer enkarne haldeyken düzenli bir biçimde meditasyon uygulamışsanız, bu sizin fiziksel kattayken de ilerleme kaydetmenize yardımcı olacaktır. O zaman, ölümden sonra daha yüksek bir düzeye geri dönebilirsiniz. Eğer bir varlık geçici olarak belli bir düzeye saplanıp kalmışsa, bu genelde, orada öğrenmesi gereken ama kavramakta zorlandığı bir şey bulunmasından kaynaklanır.

Bu varlıktan, Dünya’daki, insan düzeyinin altındaki düzeyler hakkında daha fazla bilgi almaya çalıştım. Ona, en alt düzeyin, kayalar, bitkiler ve ağaçlar gibi şeylerin enerji düzeyi olduğunu duyduğumu söyledim.

Y: Sanırım, siz elementallerden söz ediyorsunuz. Tüm evren -ki şu anda bizim içinde bulunduğumuz evrenden söz ediyorum- değişik yoğunluktaki enerjiden ve farklı düzeylerden oluşur. Siz, fiziksel düzeyi, fiziksel ve katı olarak algılarsınız, çünkü sizin bedeninizin enerjisi onunla bu biçimde uyuşur. Ama, atom bilimcilerinizin de farkında oldukları gibi, bunların hepsi enerjidir. Kayalar, ağaçlar vs. gibi çeşitli yaradılış düzeylerinde bedenlenen enerjiler ille de düşük ya da yüksek enerji düzeylerinde bulunuyor değildirler. Onlar sadece farklı titreşimde enerjiler ya da ruhlardır. Onlar yaşam güçleridir. Onlar sadece farklı kurallara göre iş görürler. Ben size, şu anda bulunduğum katta enerji kurallarının nasıl farklı işlediğini söylemiştim. Aynı şey bu diğer enerji düzeyleri için de geçerlidir. İşte bu yüzden,

Dünyanız’da anlaşılmaz, açıklanamaz görünen şeyler olur, çünkü onlara çoğunlukla bu diğer enerji düzeylerindeki varlıklar neden olurlar. Onlar sizin enerji düzeyinizle ilişki ve etkileşime girebilirler. Anlıyor musunuz?



S: Onların bizi nasıl etkileyebildiklerini ya da açıklanamaz olaylara nasıl neden olabildiklerini anlamaya çalışıyorum.

Y: Folklorunuz küçük insanlardan söz eder, bu folklor bu farklı enerji düzeylerini anlamanıza yardımcı olmak amacıyla yaratılmıştır. Onlar farklı bir enerji düzeyinde bulunan bir dizi varlıktır. Bu, farklı tipte bir enkarnasyondur. Örneğin, bu diğer enerji düzeylerinin sizi etkileyebilme yollarından biri, sizin sahip olduğunuz psişik yeteneklerle etkileşime girmektir. Yada bir dizi garip “rastlantı” olur, bunlar işte bu diğer enerji düzeylerinin etkilerinden kaynaklanır. Korkarım, tüm bunlar kafanızı biraz karıştırabilir. Örneğin, eğer bir insan bir şeyi çok güçlü bir biçimde arzu etmişse, bu arzunun gücü ve onun hakkındaki düşünceler belli bir enerji formu oluşturur. Bu diğer enerji düzeylerindeki varlıklar bunun farkına varacaklardır. Ve onlar, bu arzunuzun gerçekleşmesi için işleri süptil bir biçimde etkileyebilirler.

S: Bu varlıklar bir olayı olumsuz bir biçimde de etkilerler mi? Ya da bunu yapmalarına izin verilir mi?

Y: Evet, bunu yapanlar olur. Bunu Yin ve Yang dengesine, işleri dengede tutmaya benzetebiliriz. Genelde, işleri sözde “olumsuz” bir biçimde etkileyenler ya biraz yaramaz varlıklardır ya da farklı arzularıyla ilgili enerji yayan kişinin neyi istediği, nasıl bir enerji formu oluşturduğu açık değildir. Böylece, o gerçekleşen şeyi olumsuz olarak algılar.

S: Ben burada daha çok kötü ruhlar ya da ifritler hakkındaki öyküleri düşünüyordum…

Y: Hayır, bunlar öyle değildir.

S: Peki, Katolik Kilisesi’nin “Araf (geçici olarak günah cezası çekilen yer) dediği yer hakkında ne diyeceksiniz? Bu düzeyler arasında böyle bir yer var mıdır?

Y: Hayır. Belki Araf a benzetilebilecek en yakın şey, zarar görmüş ruhlara ayrılmış olan dinlenme-yeridir. Ama bu, Katolikler’in Araf terimiyle ima ettikleri gibi bir ceza yeri değildir. Araf ya da Cehennem diye bir yer yoktur. Bu tür bir deneyim, geçmiş yaşamınızda vuku bulan şeylerin bir sonucu olarak kendi zihninizin yarattığı bir şeydir.

S: Ben de Cehennem’i soracaktım. Ölümden dönen bazı insanlar, bu deneyim sırasında gördükleri ve onlara “kötü” görünen bazı yerleri tarif etmişlerdir. Bu konuda bir şey biliyor musunuz?

Y: Onlar böyle bir beklenti içindeydiler. Bu, bir insanın “cehenneme gitmeyi” hak edecek bir yaşam sürdüğüne inanmasından kaynaklanır, böyle bir inancın ve beklentinin bir sonucudur. Onlar yaşadıkları yaşam tipinden dolayı kendilerine olumsuz enerjileri ve etkileri çekmişlerdir. Onlar spiritüel âleme geçtiklerinde de bu olumsuz etkiler onların etrafında kümelenmiş haldedir. Ama, artık onlar bu etkilerin bilincindedir, şimdi kendileri de spiritüel katta bulunduklarından bu etkileri algılayabilirler. Bu şeyler onları tamamen kuşatır, zihinlerini etkiler ve çok nahoş bir yerde bulunduklarını düşünmelerine yol açar. Oysa gerçekte bu, geçmiş yaşamlarında kendilerine çektikleri olumsuz enerjilerin neden olduğu bir zihin ve ruh halidir.

S: Ama, bu onların kalmak zorunda oldukları bir yer değildir, öyle mi?

Y: Cehennem durumu, ölüm sırasında, yani öte âleme geçiş sırasında zihnen içinde bulunduğunuz hale bağlı olarak yaşanabilir. Cennet ve cehennem fikri, sizin perspektifinizden, bir tür masala ya da efsaneye dönüşmüştür. Buna inanmayı seçenler kendi realitelerini o dereceye kadar yaratırlar ki, bu âleme geçtiklerinde kendilerinin yarattıkları o ilkel realiteyi bulurlar, ve bundan dolayı da o bir gerçek olur. Kutsal yazılarınızdaki cennet ve cehennem tarifleri, ölüm-den-dönme-deneyimi yaşamış insanlardan kaynaklanır. Onlar ölümden dönüp, gördükleri şeyi tarif etmişlerdir. Ve onların gördükleri şey, öte âleme geçiş sırasında çevrelerindeki spiritüel enerjileri nasıl algıladıklarına dayanır. Ama, onlar gerçekte neyin olup bittiğini idrak edebilecek kadar öte âleme yeterince girmemiş, hemen geri dönmüşlerdir. Eğer onlar döndüklerinde iyi, güzel, hoş şeylerin varlığından söz etmişlerse bu cennet olarak kabul edilmiştir. Eğer dönenler korkunç şeylerin varlığından söz etmişlerse, bu da cehennem olarak kabul edilmiştir.

S: Onlar cehennem ateşi vb’den de söz ediyorlar…

Y: Olumsuz enerjiler insanın zihnine öyle bir işkence edebilir ki siz yandığınızı hissedersiniz. Ölümlü beden geride bırakıldığı için bu fiziksel bir yanma değildir.

S: Peki, ben bu konuda yazarken, insanların bu şeyleri anlamalarına nasıl yardımcı olabilirim? Onlara kilise tarafından o kadar uzun bir zamandır bunun böyle olduğu öğretilmiş ki…

Y: Bu iyi bir soru. Bu ve benzeri çalışmalar sonucunda elde ettiğiniz bilgileri yazın ve bunların arasında ilişki kurun. İnsanları, ölümden-dönme-deneyimleri hakkında yazılmış kitapları okumaya teşvik edin ki ölümün korkulacak bir şey olduğu inancının üstesinden gelebilsinler.

Ölüm, soluk alıp vermekten daha fazla korkulacak bir şey değildir.

S: Gerçekten de, ben bazı insanların, ölünce cehenneme gideceklerinden korkuyarlarsa, öldüklerinde bu korktukları şeyle karşılaşacaklarım duymuştum. Onlar kötü bir yaşam sürdüklerini ve bekleyebilecekleri tek şeyin cehenneme gitmek olduğunu düşünüyorlar ve bu da onları böyle kötü bir deneyime hazırlıyor.

Y: Evet, doğru, çünkü bu olumsuz enerjileri çeken tutumlardan biridir. Eğer onlar güzel ve hoş bir deneyim bekliyorlarsa, o zaman böyle bir deneyim yaşayacaklardır ve bu da geçiş dönemini kolaylaştıracaktır. Onların, olumsuz enerjileri dağıtmak için tutumları üzerinde çalışmak üzere dinlenme-yerine gitmeye de pek ihtiyaçları olmayacaktır. Eğer onlar hayatta olumlu tutumlar geliştirebilirlerse, kendi başına bu, olumsuz enerjileri dağıtmaya yardımcı olacaktır. Bu âleme bu olumsuz durumda geçen insanlar -bu sorunları halletmeleri için- çoğunlukla bu dinlenme yerine gönderilirler. Orada tutumları ya da bu olumsuz titreşimleri çeken belli durumları üzerinde çalışırlar. Onların bu olumsuz titreşimleri çekecek ne yaptıklarını ve artık bu etkileri çekmeyecek biçimde nasıl gelişebileceklerini anlamaları gerekmektedir. Onlar kendileri üzerinde çalışıp, belli tutumlarını düzelttikleri zaman, çekim enerjisi de ortadan kaybolacaktır.

Artık onları orada tutacak bir enerji kalmadığından, olumsuz etkiler de dağılıp kaybolurlar.Bunu manyetizma, elektrik ve çekimin bir bileşimine benzetebiliriz.

S: Peki, bir varlık bu etkiler dağılmadan önce yeniden enkarne olursa ne olacaktır?

Y: Genelde, onlar dinlenme-yerinde kendilerine, bu olumsuz etkilerin dağılmasına yönelik olumlu bir ilerleme kaydedecek kadar bir zaman tanırlar. Bunu yapmadan enkarne olurlarsa, sanırım, bu da onların karmalarına eklenir. Siz doğduktan sonra, henüz küçük ve masum bir çocukken bu etkilerden bir süre korunursunuz -doğruyu yanlışı anlamaya başlayıp, artık davranışlarınızdan sorumlu olacağınız duruma gelene kadar. Zihnin doğruyu yanlıştan ayırt edebileceği yeterli olgunluğa eriştiği o noktada, aynı zihin hali sürdürüldüğünden, o genelde kendisine bu güçleri çekmeye devam edecektir.Ve sonuçta daha fazla olumsuz enerjiyi kendisine çekecektir. Böylece, kişinin, öldükten sonra yine dinlenme-yerine gidip bu tutumlar üzerinde çalışarak o enerjileri dağıtması gerekecektir.

S: Peki, bu sorumluluk çağı ne zaman başlar? Y: Bu, insanın nasıl geliştiğine bağlı olarak farklı yaşlarda başlar. Bazı insanlar için bu çağ beş yaşında, bazıları için on iki yaşında ya da bu iki yaşın arasında başlayabilir. Bazıları masumiyetlerini asla yitirmezler. Geri-zekâlı olarak nitelendirilen insanlar tüm yaşamları boyunca masumiyetlerini korurlar. Onlar öldüklerinde, bir anlamda şanslıdırlar, çünkü o olumsuz enerjileri çekecek tutumlara sahip olacak idrakten yoksun olduklarından, bu enerjileri dağıtmaya çalışmak zorunda da değildirler. Ayrıca, o tip bir hayatı yaşamış olmanın zorluğu epey karmayı halletmelerini de sağlayacaktır.

S: Bir insanın neden geri-zekâlı ya da sakat olarak doğmayı isteyeceğini merak ediyorum.

Y: Bu, sürekli olarak o dinlenme-yerine gitmek zorunda kalmamak için seçilen yollardan biridir. Bazı insanlar yeniden enkarne olmadan önce o dinlenme-yerinde sorunlarını halledebilirler, ama bazıları her zaman o kadar başarılı değildir.

S: öyle görünüyor ki, insanlar gerçekten olup bitenler konusunda daha çok bilgilendikçe, bu herkes için daha iyi olacak. Tabii, kilise insanlar için neyin daha iyi olacağı konusundaki fikirlerime katılmayabilir.

Y: Hayır, hiçbir zaman da katılmamıştır. Çünkü bu onlar için bir güç meselesidir. Ne yazık ki din bozulup bir siyasi güç oyununa dönüşmüştür; bir zamanlar spiritüel olan şey, sonraları kitlelerin davranışını kontrol etmekte kullanılan bir boyun eğdirme aracı haline gelmiştir. Bugün din, sonradan eklenen hayal ürünü eklentiler içinde de temel bazı gerçeklere sahiptir, ancak genel tablo bu zamanda fiziksel katta bulunan çoğu insan tarafından son derece yanlış anlaşılmaktadır.

S: Kilise, insanları, eğer onun dediklerini yapmazlarsa, cehenneme gitmekle korkutmaktadır.Oysa insanlar gerçek hakkında kabaca bir fikre bile sahip olsalar ölüme daha iyi hazırlanabilirlerdi.

Y: Konuşma dilinin sınırlılıkları yüzünden bu tabloyu tam olarak yansıtmak zor. Ama, yine de belki bu anlatılanlar onlara, gerçek kavramların nasıl olduğuyla ilgili bir ipucu verecektir.



SÖZDE “KÖTÜ” YAŞAMLAR

Y: Tüm evrenlerin hâkimi olan, tek, mutlak ve sevgi dolu Tanrı, intikam alıcı ve nefretle dolu bir Tanrı değildir. Hiçbir evrende böyle bir Tanrı yoktur. O günah cezası vermeyi hiç gereksemez. O’nun yaşam tasarımında cezaya hiç gerek yoktur. Dünyanızda şu anda –ona hiçbir şey eklemeden de- yeterince ceza vardır. Karma kavramının bir neden değil bir sonuç olduğunu söylemeliyiz. Bu kavram, olanların niçin olduklarının bir açıklaması olarak dikkatle düşünülerek verilmiştir.

S: Bizim için, bazı insanların diğerlerine göre neden zor ve çalkantılı bir yaşam sürdüklerini anlamak zordur. Bunun kolay bir yanıtı, bunu diğer yaşamlarından getirdikleri bir karma olarak kabul etmektir. Bazı insanların yaşamlarının bir ömür boyunca neden pürüzsüz bir biçimde aktığı ve diğerlerinin neden o kadar çalkantı ve çatışma dolu bir yaşam sürdükleriyle ilgili sizin bir açıklamanız var mı?

Y: Çünkü siz o insanın sadece o yaşamına bakarak bir sonuca varıyorsunuz. Eğer o ruhun tekâmülüne geniş bir açıdan bakabilseydiniz, örneğin onun bir değil yüz yaşamına birden bakabilseydiniz, o zaman herkesin tüm yaşamlarının kolay ya da tüm yaşamlarım zor geçmediğini görürdünüz. Bunlar kolay ya da zor olsunlar, her yaşamda, o yaşam için uygun olan deneyimler yaşanır. Deneyimin gerçeğini o ya samda deneyimlenen şeyler değil, öğrenilen dersler oluşturur. Önemli olan yaşamın ne kadarkolay ya da zor geçtiği değil, o hayattan öğrenilen derstir, bu ders o enkarnasyonun meyvesidir. Bir insanın bu zaman devresinde çok zor bir hayat sürmesi, sadece, onun derslerinin -bir başkasının yaşamına kıyasla- daha zor bir yaşamı gerektirdiği anlamına gelir.

S: Peki, tekrar doğuşun amacı nedir? Geçmişte yaptığınız şeyleri düzeltmek mi?

Y: Amaç daha çok şey öğrenmektir. Daima daha çok şey öğrenmek. Tekrar doğuşun amacı bir şeyleri düzeltmek değil, bir şeyleri daha kendinize katmaktır. Kendi tayin ettiğiniz ‘ dersleri tamamen anlayabilmeniz için birçok kez yaşamanız gerekir. Elinde kazma kürek, sizin bedeninizi gömüp, öte âlemde sizi cezalandıran, sonra da bu hoşnutsuzluk ülkesine geri dönmeye zorlayan katı kalpli bir iş-yükleyici (angaryacı) yoktur. Yaşam ve tekrar doğuş deneyimlerine daha olumlu gözlerle bakmanız gerekir. Bu bir öğrenme ve sevme işidir, ceza ve ıstırap işi değil. Her şey tutumda yatar. Yarattığınız şeyi yaşarsınız ve yaşadığınız şeyi de yaratırsınız.

S: Peki, insanların kötü yaşamlar yaşamalarına nasıl bakıyorsunuz?

Y: İnsanlar ortaya çıkan sorunlarla, aslında kendilerinin seçmiş oldukları sorunlarla başa çıkmaya çalışmadıkları için kötü yaşamlar yaşıyorlar. Onlar, başlarına gelen şeyler üzerinde hiçbir kontrole sahip olmadıklarını, bu yüzden de bu konuda bir çaba göstermeleri gerekmediğini düşünüyorlar. Oysa çaba gösterilmesi gerekir, hayatta günden güne kayarcasına ilerlenmez.

S.” Yaşamları sırasında çok olumsuz şeyler yapan insanlar var. Bu hangi amaca hizmet eder?

Y: Bazen bunu yapan tümüyle o kişi değildir. Bazen işin içine başka güçler karışır. Ve bu diğer insanlara, bir insanın ne kadar aşağılara düşebileceğini göstermekten, onların vicdan mekanizmalarını harekete geçiren bir ibret olmaktan başka bir amaca hizmet etmez. Bu açıdan o amacına hizmet eder. Ama, o insan ya da ruh ne kadar aşağılara yuvarlanmış olursa olsun, daima çaba göstererek, sorunlarıyla yüzleşerek kendini o durumdan kurtarabilir. İşte, üzerinde çalışılması, çaba gösterilmesi gereken şey budur.

S: Mükemmelliğe, kusursuzluğa ulaşmanın tek yolunun tüm bu dersleri öğrenmek olduğunu düşünüyorum ki bunu Dünya katında başarmak çok zor.

Y: İnsan kusurlu olanı deneyimleyerek kusursuz olanı öğrenir. Bu yüzden, neyin kusurlu olduğunu öğrenmek, neyin kusursuz olduğunu öğrenmek kadar önemlidir. Sizden alınanı deneyimlemeden, size verileni anlayamazsınız.

S: Bu, herkesin bunları anlayabilmek için tekâmül süreci içinde, “kötü” denen yaşamları da deneyimlemek zorunda olduğu anlamına mı gelir?

Y: Zorundalar diyemeyiz. Ancak, birçokları öğrenim süreçlerini hızlandırmak için bu yöntemi seçerler. Hiçbiri fiziksel form içinde gerektiğinden daha uzun bir süre kalmak istemez, çünkü bu gerçek varoluş hali değildir. Böylece, bir varlığın öğrenimini, artık daha fazla enkarne olması gerekmeyecek noktaya kadar çok hızlandıracak dersler en çok aranır ve aziz tutulur.

S: Sanırım, “iyiyi” anlamak için “kötüyü” yaşamamız gerektiğini söylüyorsunuz.

Y: “Kötünün” deneyimlenmesi gerektiğini söyleyen bir kural yoktur. Ancak, birini bütünüyle anlamak için, bir diğerini deneyimlemekten kaynaklanan bir içgörü realitesi vardır. Bu bir kural değil, bir olgudur.

S: Evet, üzüntüyü bilmeden mutluluğun değerini bilemezsiniz derler. Her şeyi zıddıyla öğrenirsiniz.

Y: Doğru. Ve bu yüzden, çok olumsuz bir halde görünen insanlara şefkatle bakmak gerekir, çünkü onlar en olumlu hale gelmelerini sağlayacak dersleri öğrenmektedirler.

S: Onların bu olumsuz deneyimleri gelişmek için seçtiklerini mi düşünüyorsunuz?

Y: Birçoğu, evet. Bazıları da kendilerini bu durumlarda bulurlar, böylece bu dersleri daha dolu dolu deneyimleyebil-meleri için onlara bir armağan verildiği söylenebilir.

S: Ama, öyle görünüyor ki eğer seçme hakkı olsaydı kimse bu olumsuz deneyimleri yaşamak istemezdi.

Y: Doğru. Bir insanın böyle bir deneyimi neden seçtiğini anlayabilmek için deneyimin ötesine, kazanılan derslere bakması gerekir. Eğer kişi şu ya da bu “kötü” deneyimden zevk alsaydı, bu sağlıklı bir kişilik olmazdı. Bu uyumsuzluk, uyumlu olanı idrak etmek ve onun değerini anlayabilmek için başlıbaşına bir derstir. Ve, dersler bu şekilde öğrenilir.

S: Ben, enkarne olan birinin geçmişte yaptığı bir şeyin bedelini geri ödemek için olumsuz deneyimler geçirmeye karar verebileceğini düşünüyordum.

Y: Buna “geri ödemek” diyemeyiz, çünkü bu doğru bir evrensel yasa kavramı olmaz. Bir insanın, bir eylemin vuku bulmasının ardındaki muhakemeyi anlaması ille de gerekebilir ki o konuda aydınlansın ve bu eylem tekrarlanıp onun gelişimini engellemesin. Bu farkındalığı oluşturabilmek için de o varlığın karşı realiteyi deneyimlemesi gerekecektir.

S: Ben de bunu kastediyordum; onlar deneyimlerini amaçlı olarak seçiyorlar. Ama, bir kez fiziksel âleme indikten sonra bunu aşırı yapabilecekleri konusunda uyarılıyorlar mı ?

Y: Bu uyarılar ille de belli bir dersle ilgili olarak değil, diğer fiziksel enerjilerle ilgili olarak daha uygun bir biçimde verilir. Fiziksel yapıda birçok enerji zevk vericidir ama bunlara aşırı düşkünleşildiğinde zarar verici hale gelirler. Ve insan belli bir enerjiye aşırı düşkün olmasından dolayı yolunu şaşırabilir, yoldan çıkabilir.

S: Sonuçta, biz kendi kendimizin yargıcıyız. Neyin uygun, neyin uygunsuz davranış olduğuna biz karar veririz. Ve böylece, ödeyeceğimiz kefarete de kendimiz karar veririz. Bize ceza veren bir Tanrı yoktur…

Y: Evet. Ancak, varlığın farkındalığının bir şeye aşın-düşkünleşmesi yüzünden çok karardığı, onun içgörüsünü yitirdiği ve sorunun genişliğini kavrayamadığı bazı durumlar vardır. O zaman yüksek rehberlerin, bu varlığın farkındalığının temizlenmesi için gerekli deneyimleri yaşamasına yardımcı olmaları gerekir. Birçokları niyet ettikleri hedeflerine giden yolu kaybeder ve aynı olumsuz deneyimleri sürdürürler. Bu, enkarnasyonun içerdiği risklerden biridir. Varlıklar enkarne olacakları her seferinde, rehberleri onları, fiziksel enerjilere aşırı düşkünleşerek yollarını kaybedebilecekleri konusunda uyarırlar. Varlık, kendisine Akaşik Kayıtlar ve evrensel gerçeklerden aktarılan bilgiyle kendi yolunu kendi seçmelidir. Bu bilgiyle, bu varlık o enkarnasyon için neyin en uygun olduğuna, ve o realiteyi tezahür ettirecek koşullara karar verir.

S: Peki, günah diye bir şey var mıdır?

Y: Bir açıdan bakıldığında günah diye bir şey yoktur. Bir başka açıdan bakıldığında ise günah, temelde, yanlış .olduğunu bildiğiniz şeyi yapmaktır. Onu bilerek yapmaktır. Onun yanlış olduğunu bilmiyorsanız günah işleyemezsiniz. Günah işleyebilmek için ahlaki değerlere sahip olmanız gerekir. İşte burada insan hayvandan ayrılır, insan vicdana sahiptir. O bir insanı öldürdüğünde, eğer bunun yanlış olduğunu biliyorsa, bu bir tür “günahtır. Bir hayvan bunu yaptığında, bunu bilmeden yapar; bu yüzden de bir günah işlememiş olur. O bunu çoğunlukla hayatta kalabilmek ya da yiyecek bulabilmek için yapar -yani, asla anlamsızca yapmaz.

Siz onları incitmek istemeyecek, onların acılarını kendi acınız gi-bi hissedecek noktaya kadar diğer insanların farkında olma-yı, onlara karşı duyarlı olmayı öğrenmek zorundasınız.

S: Sizin âleminizde herhangi bir şeyin günah sayılıp sayılmadığını daima merak etmişimdir.

Y: Bu âlemde bunlar büyük adaletsizlikler, haksızlıklar olarak görülürler.

S: Ancak, İncil birçok şeyin günah olduğunu söylüyor.

Y: Katolikler’in düşünüp buldukları “Yedi Ölümcül Günah” gibi, size günah olduğu söylenen birçok şey, insanları kontrol altında tutmak için İncil’e sonradan eklenmiş şeylerdir.

S: O halde, öte âlemdeki varlıklar bunları olumsuz şeyler olarak görmüyorlar, öyle mi?

Y: Bazıları öyle görülür, ama her varlık kendi karmasını kendi halletmek zorundadır. Bir insanı ebediyen cehennem ateşine atan bir ceza sistemi yoktur. Bir varlık kendini bu şekilde cezalandırmadıkça, böyle bir şey vuku bulmaz.

S: Oysa burada birçok insan her şeyi İncil’in buyrukları doğrultusunda siyah-beyaz olarak görüyor.

Y: Ama, İncil’in kendisi yüzyıllar içinde ruhban sınıfın kendi doğruları, kendi istekleri doğrultusunda değiştirilmiştir. Böylece, yüzyıllar boyunca onlar geniş halk kitlelerini böyle kontrol altında tutmuş ve yönetmişlerdir. İnsanlara, bu buyrukları dinlemezlerse cehennemde yanacakları tehdidiyle boyun eğdirmişlerdir.

Siz asla tek bir yolu nihai, en yüksek yol olarak görmemelisiniz. Çünkü her yolda gerçekler ve yalanlar bulunur. Siz kendi gerçeğinizi bulmak için tüm yaşamınız boyunca onları kalburdan geçirmelisiniz. Bunun başkaları için de bir gerçek olması gerekmez ve siz bunu da kabul etmelisiniz. Farklı olmak kolay bir yol değildir.

Facebook Yorumlar

Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

What's Your Reaction?

Şaşkın Şaşkın
1
Şaşkın
Başarısız Başarısız
0
Başarısız
EHH EHH
0
EHH
İYİ İYİ
0
İYİ
Kötü Kötü
0
Kötü
Komik Komik
0
Komik
Harika Harika
3
Harika
Ego Ego
0
Ego
Bana aşağıdan bakarsan Tanrıyı, yukarıdan bakarsan delinin tekini, karşımdan bakarsan kendini görürsün.

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Türü Seç
Soru cevap
Konuya dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Yazı
Biçimlendirilmiş Yazı