ÖLÜMÜN ÖTESİ 3 -DOLORES CANNON


Bir başka vakada, bir toprak kayması yüzünden henüz ölmüş bir adamla konuşuyordum.
Y: Hiç derin bir havuza daldınız mı… dibi karanlık ve bulanık olan bir havuza? Suyun yüzeyine doğru çıktıkça çevreniz giderek aydınlanır. Sonra, suyun dışına çıktığınızda her tarafta gün ışığı vardır. Ölüm bunun gibi bir şeydi.
S: Bunu, ölüm biçiminizden, yani kayaların üzerinize yuvarlanmasından dolayı böyle hissettiğinizi söyleyebilir miyiz?
Y: Hayır, fiziksel kattan spiritüel kata geçmekte olduğum için bu böyleydi. Bedenden ayrıldığımda, bu o havuzun yüzeyine doğru çıkmak gibiydi. Sonra, spiritüel kata eriştiğimde, bu da suyun dışına fırlayıp gün ışığına çıkmaya benziyordu. Eğer bir kazada ölürseniz, bedeniniz yaralandığı için, fiziksel katın bilincini yitirmeden hemen önce fiziksel acı çekersiniz. Ama, bilincinizi yitirdikten sonra her şey çok kolay ve doğal bir biçimde gelişir. Bu, hayattaki başka herhangi bir şey kadar, sevişmek, yürümek, yüzmek kadar doğal bir şeydir. Bu sadece yaşamın bir başka bölümüdür. Ölmek diye bir şey yoktur. Sadece, yaşamınızın farklı bir aşamasına geçersiniz. Ölmek mutluluk verici bir deneyimdir.

S: Birçok insan ölümün acı verici olacağından korkuyor.
Y: Siz acı çekme ihtiyacı duymadıkça ölüm acı verici değildir. Çoğunlukla, böyle olması arzu edilmedikçe, hiçbir acı duyulmaz. Eğer siz öyle olmasını istiyorsanız ya da size bir ders öğretmesi için buna ihtiyacınız olduğunu hissediyorsanız ölüm son derece acı verici de olabilir. Ama, siz her zaman kendinizi ondan ayırabilirsiniz. Ve olan bitene ne kadar bağlı olursanız olun bu mümkündür. Bu acı hissedildiğinde ruhu bedenden ayırmak herkes için mümkündür.
S: Peki, ölümün kendisi, yani bedeni bırakmak acı verici midir?
Y: Hayır. Bu zorluk içermeyen kolay bir geçiştir. Acı bedenden kaynaklanır. Ruh vicdan azabı, pişmanlık dışında hiçbir acı hissetmez. Bu gerçekten de ruhun hissedebileceği tek acıdır. Daha fazla bir şeyler, daha farklı bir şeyler yapabileceği duygusu… Bu acı vericidir. Ama, fiziksel acı artık bir anlam taşımaz, çünkü o bedenle birlikte bırakılmıştır.

S: ölüm meydana gelmeden bedenden ayrılıp, bedeni acı çekmeye bırakmak mümkün müdür?
Y: Evet. Kişi bu konuda bir seçim yapabilir; isterse bedende kalıp o acıyı deneyimler, isterse bedeni terk edip olayı dışarıdan izleyebilir. Bu herkese açık bir seçenektir. Çalışmalarım sırasında bunun örnekleriyle karşılaştım. Bir hipnozla geçmişe döndürme çalışması sırasında, genç bir kadın, inançları yüzünden tüm kasabanın gözleri önünde kazığa bağlanarak yakılmıştı. Kadın hem çok korkmuş, hem de bundan sorumlu olan bağnaz insanlara çok kızmıştı. Alevler yükseldikçe, kadın, seyircilerine onun ıstırabını görme zevkini tattırmamaya karar verdi. Böylece, bedenini terk edip sahnenin üzerinde süzülerek olayı izledi. Orada büyük bir üzüntüyle ve öfkeyle, bedeninin yanarak ölürken çektiği azap yüzünden çığlıklar attığını gördü. Bu vakada beden ve ruhun iki ayrı şey olduğu çok açık bir biçimde ortaya çıkmıştı.

Sanırım, sevdiklerini şiddet dolu, korkunç bir biçimde kaybetmiş olanların, sevdiklerinin ölümün en travmatik bölümünü belki de hiç »deneyimlemediklerini bilmeleri onlar için teselli verici olabilir. Ruhun bedende kalıp tüm o acıyı deneyimlemek istememesi çok anlaşılır bir şeydir. Bu durumda ruh kendini ayırmakta ve beden sadece spontane bir biçimde tepki göstermektedir. Tıpkı kaza eseri bir yerimizi kestiğimiz ya da yaktığımız zaman tepki gösterdiğimiz gibi. Bu durumda bağırır ve elimizi geri çekeriz. Bu bilinçli değil, istem dışı bir tepkidir. Böylece, korkunç bir ölüm sırasında gerçek kişilik ayrılıp olayı saha dışından izlerken sadece beden tepki gösterebilir.

Bir başka ölüm tasviri de şöyleydi:
Y: Çalılıklar, vahşi hayvanlar ve garip seslerle dolu karanlık bir ormanda çıplak, üşümüş bir halde ve kan kaybederek yürüdüğünüzü hayal edin. Her çalılığın ardında, üzerinize atılıp sizi parçalamaya hazır bir hayvan bulunduğunu biliyorsunuz. Ve birden bir açıklığa çıkıyorsunuz: burası çimenlik bir yer, çevrede kuşlar ötüşüyor, gökyüzünde güzelim bulutlar süzülüyor ve güzel bir ırmak kıvrımlar çizerek coşkuyla akıyor. Bu senaryolar arasındaki farklılığı düşünün, işte ben yaşam ve ölüm dediğiniz şeyi böyle tasvir edebilirim.

S: Ama, dünyada ölümden korkan birçok insan var.

Y: Ormanda yürüyen birçok insan ölümden korkuyor, bu doğru. Ama, bir kez o ormanın dışına çıktıklarında artık hiçbir korku yoktur. Korku ormanda yaşanır.

S: öyleyse yaşamdan ölüme geçişte korkulacak hiçbir şey yok…

Y: Diğerlerinden daha arzu edilir bazı geçişler vardır. Bu konuda lafı dolandırmayacağım. Ancak, bir kapı yine de bir kapıdır. Onu kaç kez açmış olursanız olun, bu onun bir kapı olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir.

Bir başka tasvir de şöyleydi:

İnsanlar ölümden korkmamalılar. Ölüm soluk alıp vermekten daha çok korkulacak bir şey değildir. Ölmek, gözlerinizi kırpmanız kadar doğal ve acısız bir şeydir. Bir an bir varoluş katındasınızdır, ve bir göz açıp kapayıncaya kadar, bir de bakarsınız ki bir başka varoluş katındasınız. Hissedeceğiniz fiziksel duyum böyle bir şeydir ve o bu kadar acısız vuku bulur. Bu süreçte hissettiğiniz herhangi bir acı, gördüğünüz fiziksel zarardan kaynaklanır, ama ruhsal olarak hiçbir acı hissedilmez. Anılarınız olduğu gibi sağlam kalırlar ve siz kendinizi, sanki yaşamınız devam ediyormuş gibi aynı hissedersiniz. Bazen, artık fiziksel bedene bağlı olmadığınızı fark etmeniz biraz zaman alır, ama çoğunlukla hemen fark edilir, çünkü algılarınız spiritüel katı perdesiz bir biçimde algılayabilecek kadar genişlemiştir. Bundan sonra, ilk önce yeni çevrenize alışma, uyum sağlama döneminden geçmeniz gerekir. Hâlâ fiziksel katın fazlasıyla bilincindesinizdir, ama bir yandan da spiritüel katın farkında olmanın duyumlarını keşfetmektesinizdir -ta ki gerçekten spiritüel katta olduğunuz gerçeğine alışana ve orada kendinizi rahat hissedene dek.

S: “Gümüş kordon” denen şey gerçekten var mıdır?

Y: Bu, ruhunuz ile bedeniniz arasındaki gerçek bir yaşam bağıdır. O, bedeniniz ile enerjileriniz arasındaki yaşam-bağını sürdüren enerjisel bir kordondur. Ve ölüm anında bu kordon kopar.

S: Bazı insanlar bedenlerinden zamanından önce ayrılabilecekleri korkusuyla beden-dışı-deneyimler geçirmeye çekiniyorlar.

Y: Bunu yapmak mümkündür. Ancak, bu kesinlikle bilerek yapılır, rastlantısal olarak değil.

S: Yani, bedenden çıktıklarında bu gümüş kordon onları asla kaybolmayacakları şekilde bedenlerine bağlar, öyle mi?

Y: Evet, astral yolculuğu deneyimlemekten korkmak gereksizdir, çünkü eğer bu sırada bedenden tamamen ayrılmak istemiyorsanız asla ayrılmazsınız.

S: Ama, birçok durumda bu yolculuk önceden plânlanarak değil, spontane bir biçimde yapılıyor.

Y: Bu doğru. Bu genelde spontane bir çıkıştır.



S.” insanın bu yolculuklarda bedenden uzun süre ayrı kalmasının herhangi bir tehlikesi varmıdır?

Y: Biz hiçbir tehlike algılamıyoruz. Çünkü eğer kişi dönmeyecekse, bu onun ardından gelip kordonu kesen kötü niyetli bir enerjiden değil, kişinin kendi seçiminden kaynaklanır.

S: O halde, insanlar ölüm anına kadar kesinlikle bedene bağlılar, ve sonra bu kordon kopuyor. Bu bir tür göbek bağı gibi bir şey. Eğer bir beden-dışı-deneyim sırasında insan ölmeyi seçerse, bedenin neden dolayı öldüğünü söyleyebiliriz? Bu bir kalp krizi mi olur?

Y: Fiziksel bulgunun ne olacağını soruyorsunuz. Örneğin, ani bebek ölümleri buna atfedilir. Bazıları da çok yaşlı oldukları için artık bedene dönmemeyi seçerler, böylece uykuda ölürler.

S: Bu bir kalp krizi mi olur?

Y: Pek değil, çünkü kalp krizine neden olan şey gerçek bir fiziksel rahatsızlıktır. Bizim sözünü ettiğimiz durumda ise insanlar uykularında ölürler ve onların “doğal nedenlerle” öldükleri söylenir. Eğer bir otopsi yapılsa hiçbir fiziksel neden bulamazlar.

S: Kendiliğinden yanarak ölen insanlar hakkında ne diyeceksiniz? Bu nedeni anlaşılamamış bir gizem de…

Y: Bu, sistemdeki “kimyasal maddeler”in dengesizliğinden kaynaklanan bir durumdur. İnsan bedeni yiyecekleri çok kontrollü ve yavaş bir işlemle yakar. Bu tür bir ölüme beden sıvılarının yanması neden olur. Bu çoğunlukla, bedenin kimyasal oluşumunda bir dengesizliğe yol açan kalıtımsal etkenlerden kaynaklanır. Örneğin, bedende çok fazla fosfor bulunmasından…

S.” Buna yapılan bir rejim mi neden olur?

Y: Buna rejimden çok, bu kimyasal maddelerin düzeylerini üretmesi için bedene verilen sinyaller neden olur.

S: Peki, grup halinde ölen insanlar için ne söyleyebilirsiniz? Uçak ve tren kazaları, katliamlar, depremler gibi olaylarda birçok kişi aynı anda ölüyor. Onların hepsi de aynı anda gitmeyi mi seçiyor?

Y: Siz bireysel karma kavramını biliyorsunuz. Bir de “grup” karması vardır. Binlerce yıldan bu yana, ruhların belli görevleri yerine getirmek, değişiklikler yaratmak ya da yaşamı birlikte deneyimlemek için bir grup oluşturma eğilimi gösterdikleri durumlar vardır. Bu “grup halinde ölenler,” ölümle ilgili öğrenim deneyimini birlikte geçirmeyi seçmişlerdir. Ve böylece kendilerini, aynı anda ayrılmalarının onlar için en uygun olduğu bir kesişme noktasında bulurlar.

S: Onlar enkarne olmadan önce bunu yapmak üzere anlaşmışlar mıdır?

Y: Evet. Çünkü onlar bu grup halinde geçişten bir destek bulurlar. Bu deneyimi paylaşarak, bu geçişte yalnız kalmazlar. Birçok durumda, aynı anda doğma ve yaşama deneyimi paylaşılır, aynı anda ölme deneyimini, yani ölüm deneyimini paylaşmak da az rastlanan bir durum değildir.

S: Challenger uzay gemisi kazasında birlikte ölen astronotlar için de aynı şey mi söz konusuydu?

Y: Gerçekten de, ölüm deneyiminin paylaşılması konusunda önceden anlaşmaya varılmış bir durumdu bu.

S: Ama, bu olay yüzünden bu insanların aileleri ve tüm ülke insanları çok acı çektiler. Eğer o insanlar kaderlerine gidiyor idiyseler, biz neden bundan mutluluk duyamadık?

Y: Olayı geniş açıdan göremiyorsunuz. Siz sadece ölen insanları düşünüyorsunuz. Oysa bu duruma başka birçok unsur dahildir. Bu tür durumlarda geride kalanların bir araya gelmeleri, deneyimi paylaşmaları söz konusudur. Bir başka insanın acınızı paylaştığını görmeniz, birçok insanın aynı şeyi yaşadığını bilmeniz sizin bu acıyı deneyimlemenizi çok daha kolaylaştırır. Bu birçok düzeyde yaşanan bir grup deneyimiydi.

Birçok denek, fiziksel bedeni terk ettikten sonra yaşadığı deneyimi, bir tünelin sonundaki göz kamaştırıcı parlaklıkta bir ışığa doğru gitmek olarak tarif etmiştir. Bu tarifler ÖDD’lerin (Ölümden Dönme Deneyimlerinin) raporlarında da tekrarlanmıştır. Deneklerimden biri, bu beyaz ışığın fiziksel dünyamız ile spiritüel âlem arasında bir bariyer görevi yapan yoğun bir enerji alanı olduğunu söyledi. ÖDD’lerde, kişi bu ışığa yaklaşır, ama ona girmeden bedenine geri çekilir. Onlar gerçekten ölüme yakın bir durumda bulunmuş, ama bu geçişi tamamlamamışlardır. Deneklerim ölüm deneyimini yeniden yaşadıklarında, o beyaz ışığı, o bariyeri geçerler. O noktada enerji o kadar yoğundur ki o “gümüş kordon”u, ruhu fiziksel bedene bağlayan göbek bağını koparır. Bu vuku bulduğunda, artık ruh o bariyeri geçip bedene geri dönemez. Bu ikili ebediyen ayrılmışlardır. Yaşam gücüyle, yani ruhla olan bu bağlantı koptuğunda beden hızla bozulup çürümeye başlar.

Öldükten sonra bazı ruhlar bir karmaşa dönemi geçirirler. Her ruh bu karmaşayı yaşamaz. Bu çoğunlukla ölüm tarzına, ölümün doğal mı, yoksa ani ve beklenmedik bir biçimde mi geldiğine bağlıdır. Ancak, bu konudaki başlıca bulgularıma göre, insan ölüm deneyiminden geçtikten sonra asla yalnız bırakılmaz.

Y: Bazen, nerede bulunduğunuzdan, fiziksel katta mı, yoksa spiritüel katta mı olduğunuzdan gerçekten emin olamadığınız bir dönem geçirirsiniz, çünkü bazı duyumlar benzerler, ama yinede farklıdırlar. Ve siz neler olup bittiğini ve nerede olduğunuzu anlamaya çalışırsınız. Bir çevreye alışma dönemi geçirilir ki bu bazıları için, buradan nereye gideceklerini bilemedikleri için biraz karmaşa dolu bir dönemdir. Ama, endişelenmeleri gerekmez, çünkü onlara hemen yardım gönderilir. Genelde, eski yaşamlardan yakın karmik bağlara sahip olduğunuz birkaç ruh yardıma gelecektir. Daima el altında, henüz yeniden enkarne olmamış birkaç varlık bulunur.

Onlar sizi karşılamak üzere orada olacaklardır. Ve kişi, son enkarnasyonundaki bağlantıları nedeniyle onları tanıyacaktır. Spiritüel katlara geçtiğinizde karmaşa yaratan bir başka şey de, belleğinizin geçmiş enkarnasyonlarınızı ve tüm karmik tablonuzu hatırlamaya başlamasıdır. Böylece, bu ruhları tanırsınız İlk önce, onları henüz ayrıldığınız yaşamdaki ilişkilerinizden tanırsınız. Sonra onları eski yaşamlarınızdaki ilişkilerinizden de hatırlamaya başlarsınız. Bu, o kattayken tüm karmanızı hatırlama sürecinizin bir parçasını oluşturur, böylece halledip tamamlamış olduğunuz ve yeniden dünyaya döndüğünüzde halletmeniz gereken karmayı anlayabilirsiniz.

S: Ama, bazen insanlar şiddetli ya da ani bir biçimde ölürler. Eğer öldüklerinin farkında değillerse, karmaşaya düşmeye daha mı eğilimli olurlar?

Y: Evet. Ve orada bulunan yardımcının onlara olup biteni açıklaması ve bu süreçten geçmelerine yardımcı olması gerekir.

S: Ruh, diğer ruhlar tarafından karşılandıktan sonra genelde nereye gider?

Y: Öğrenimin yapılacağı kata gider. Bunun için merkezi bir yer yoktur; bu sadece bir varoluş halidir. Ve genelde, ruh bunu yaparken diğer birçok ruhla ilişki ve etkileşime girer. Bir sonraki enkarnasyonu için ihtiyacı olanları öğrendikten sonra, ruhsal üstatlarla görüşür ve yeni yaşamına hazırlanmaya başlar. O, ruhsal üstatlarla, ne tür koşullarda enkarne olacağı konusunda görüş alışverişinde bulunur. Ayrıca, bütünün hayrı için hangi ruhlarla ilişki kuracağı konusunda da bir görüş alışverişi olur.

S: Dinlenme-yeri diye bir yerin varlığından haberdar mısınız?

Y: Evet, bu zarar görmüş ruhların gidip dinlendikleri ve diğer ruhlara katılmadan ya da yeniden enkarne olmadan önce kendilerini onardıkları özel bir yerdir.

S: Bazı insanlar, ruhunuz bedeninizden ayrılırken İsa ‘nın ruhsal formunun sizinle temas kurup size rehberlik yapacağına inanmaktalar.

Y: Bu kesinlikle mümkündür; ancak her durumda zorunlu değildir. Bu bazen, ölen varlığın bu İsa enerjisini görmeyi dilediği durumlarda gerçekleşir ve böylece İsa enerjisi kendisini gerçekten tezahür ettirir. Çünkü O, O’nun yardımının bu sürecin bir parçası olacağını bildirmiştir ve enkarne halde olsun ya da olmasın kendisini bu enerjiye açmayı seçen herkes için orada bulunmaktadır. Bu diğer dinlerden ve inançlardan olan insanlar için de geçerlidir. Eğer onlar belli bir varlığa derin bir inanç besliyorlarsa, o ruh enerjisi, eğer isteniyorsa, onların geçişini kolaylaştırmak için orada olacaktır.



S: Spiritüel âlemin, ruhların, İsa ikinci kez gelip onları yeniden diriltinceye kadar dinlenmek zorunda olduklarına inanarak uyudukları bir yer olduğuna da inanılıyor.

Y: Bulmayı beklediğiniz ya da yarattığınız realiteyi gerçekten bulursunuz. Fiziksel bedenin ölümünden sonra birçok farklı şey meydana gelebilir. Eğer bu yumuşak bir ölüm ise bir rahatlama, bir özgürlük ve huşu duygusu hissedilir. Çoğunlukla kişi bulmayı beklediği şeyi bulacaktır. Eğer o yol boyunca kendisinin ışığa ulaşmasına yardımcı olacak rehberler ya da dostlarla karşılaşmayı bekliyorsa, bunu görecektir. Eğer o lanetlenmeye ve cehennem ateşine inanıyorsa, ve bunu hak ettiğine inanıyorsa tam da bunu algılayacaktır. Bu, genelde, ruhun ölüm öncesi hazırlığına dayanır. Ama, çoğunlukla, ölmeden önce ona yakın olan varlıklar vardır. Çoğunlukla, bir başka ruh gelip onu bir şifa yerine götürecektir ki içinde bulunduğu karmaşayı aşıp neler olup bittiğini anlaya-bilsin. Belki ruh dünyada çok uzun bir zamandır bulunduğu için karmaşa yaşamaktadır. Karşılayıcılar onun bu karmaşayı aşmasına ve nereye gitmek istediğini ve nereye gitmesi gerektiğini bulmasına yardımcı olacaklardır. Bu şekilde, eğer karşılayıcı varlık tanıdıkları biriyse hiçbir korku duymazlar, aksi takdirde korku onların şoka girmelerine neden olur. Eğer bu travmatik bir ölümse, bazı insanlar bedenlerinin artık yok olduğu bilgisiyle başa çıkabilecekleri zamana dek derin bir dinlenme dönemine girerler. Ve uyanışları da çok yavaş olacaktır. Bizim, yarı şuursuz ve şaşkın bir halde etrafta dolaşan varlıklara ihtiyacımız yok. Onlar kendilerine ve başkalarına zarar verebilirler.

S: Zaman zaman bunu yaparlar mı?

Y: Bu işitilmemiş bir şey değildir, evet. Onlar nerede olduklarını bilmezler. Panikleri içinde, “Geri dönmem gerek, geri dönmeliyim,” diye düşünerek kendilerine zarar verebilirler. Ve bunun olamayacağı duygusuyla, kendilerini öldükleri yere bağlarlar. Bu yüzden de gidip dinlenmeleri daha iyidir. Ondan sonra, vuku bulan şeyin iyi, doğru ve doğal olduğunu bilerek, yavaşça uyandırılabilirler. O zaman şok ve travma ortadan kalkmıştır.

 

S: Travmatik bir ölüm olduğunda da, ölenlerin sevdikleri onları karşılamaya gelirler mi ?

Y: Evet, bazen onları dinlenebilecekleri bir yere götürürler sadece. Ama, bazen sizin travmatik bir ölüm diye düşündüğünüz şey bu tarafta o kadar travmatik olarak görülmeyebilir. Siz savaşta ölen askerlerin travmatik bir ölümle öldüklerini düşünürsünüz. Ancak, bazen onlar, doğum yaparken ölen birine göre, olan biteni çok daha kabullenici olabilirler. Öyle görünüyor ki, öbür tarafta bir süre kaldıktan sonra yine dünyaya dönmek gibi bir devre oluşturulmuş. Ben, eğer bir varlık ölerneyeceği bir yerde bulunuyorsa, doğal olarak orada ebediyen kalmak isteyeceğini düşünüyordum. Dünyadaki insanların sürekli ölümsüzlüğün yolunu aramaları göz önüne alındığında bu bana doğal görünüyordu.

Y: Hayır, çok çabuk sıkılırsınız. Eğer üçüncü sınıfta öğrenmeniz gereken dersler bitmişse, yaşamınızın geri kalan bölümü boyunca neden üçüncü sınıfta kalmak isteyesiniz ki?

Bu sizin için rahat olabilir, ama bu arada hiçbir şey öğrenemezsiniz.

S: Yani, bu durumda hiçbir mücadele olmaz…

Y: Evet. İlerlemek için ölüm gereklidir. İnsanın spiritüel âleme geçmesini sağlayan ölüm olmasa bir durağanlık meydana gelirdi. Bu en fazla bilginin öğrenilebilmesine uygun ve sürekli bir süreçtir. Bu yönden, her şey olması gerektiği gibidir. Eğer öğrenmekte olduğunuz dersler bitmişse, o zaman size bu dersleri öğretmiş olan deneyimleri bırakıp, daha ileri dersleri öğrenmek için yeni deneyimleri üstlenirsiniz. Bu bir merdivenin basamaklarını tırmanmak gibidir, her bir basamak, her bir deneyim düzeyi bir alttaki düzeyden daha gelişkin bir farkındalığı içerir. Böylece, yeni deneyimler gerektiğinde, bu deneyimler için bir katalizör oluşturan çevre de terk edilir. Üçüncü sınıf odasında kalıp dördüncü ya da altıncı sınıfın derslerini almak ister miydiniz? Yoksa yeni bir çevrede olup, yeni bir düşünüş tarzı ve halle başlamak daha iyi olmaz mı?

S: Sanırım, bu dünyadaki birçok insan için doğru olan bir şey. Bazen, sürekli aynı çevrede kaldıklarında insanlar gelişmiyorlar. Onların yeni bir şeyin, yeni bir çevrenin meydan okumasına, zorlamasına ihtiyaçları var.

Y: Yeni bir çevre ilerlemek için çok önemlidir. Geçmişin kalıntıları geleceğe bakmanızı engeller.

Y: Bazı insanlar ölümden sonra bir yaşam olmadığına inanıyorlar. (Güler.) Ama, bir şey eğer mevcutsa, o mevcudiyeti oluşturan enerji yok edilemez. İnsanın, fiziksel bedeninin ölümünden sonra da var olmaya devam ettiğine inanmak neden o kadar zor? Elektrik gibi bir şeyi yok edemezsiniz, çünkü farklı bir formda da olsa enerji daima oradadır. Enerji yok edilemezken, insan ruhunun ve canının yok edilebileceğini neden düşünüyorlar? İnsanın canı-ruhu enerjiden başka bir şey değildir. Ruh bir enerji olarak, enerjilerin yapmaya alışmış olduğu gibi, üretebilir, bir şeyler meydana getirebilir. Yaradılışın gerçeğinin özü budur -her şey enerjidir. Çevrenizdeki fiziksel dünya gibi, bazı formlar daha düşük titreşim düzeylerinde bulunurlar, ama onlar da enerjidir ve ateşin yaptığı gibi basit dönüştürme işlemleriyle böyle oldukları görülebilir. Madde diye bir şey yoktur. Bu sadece, “fiziksel” dünyada görüneni tarif etmek için verilmiş bir kavramdır.

 

Y: Ölüm birçok korku içerir. Ancak, ölüm büyük bir yalandır. O hakkında en çok konuşulmayan, ama en çok düşünülen şeydir. Ölümden korkmaya hiç gerek yoktur, çünkü ölümden sonra da -bu gezegendekini çok aşan- bir yaşam vardır. Ancak, bu dünyadaki yaşamı yadsıyanları uyarmak isteriz ki, örneğin intihar ya da benzeri yolla bu yaşamı reddettiğinizde, yani uygun biçimde kullanmadığınızda, sizi ölümden sonra da izleyecek bir enerji üretirsiniz.

Ve o zaman o enerjiyle öbür tarafta başa çıkmanız gerekir. Bu yüzden, vakti gelmeden önce canlı bir bedeni bırakmak asla uygun değildir. Bu hoş görülemez bir israf olur.

S: İnsanların bu şeylerden korkmamaları için tüm bunları açıklığa kavuşturmaya çalışıyorum.

Y: Evet. Bu yolda karşınıza çıkacak esas sorun korku değil, felsefi dogma olacaktır. Dogmalar, insanların zihinlerini olana kapama yollarıdır. Örneğin, farklı inanç yollarını izleyen insanlar açıkladığım bazı şeyleri anlamakta zorlanacaklardır.

S: Yani, cennet ve cehennem gibi şeylere inanarak yetiştirilmiş olanlar mı?

Y: Örneğin, evet. Örneğin, her ruhun sadece bir kez en-karne olduğuna inananlar… Bu aptalca bir şey, ama buna inanıyorlar. Başka bedenlerde defalarca doğabileceğine inanmak, bir bedende bir kere doğabileceğine inanmaktan daha mı zor? İşte, birçoklarının depresyon ve benzeri sorunlar yaşamalarının nedenlerinden biri de budur. Çünkü onlar ellerindeki tek yaşam şansını da boşa harcadıklarını hissediyorlar. Eğer birçok şansa sahip olduklarını idrak etseler, her seferinde ellerinden gelenin en iyisini yapıp, yaptıkları hatalara o kadar üzülmezlerdi. Bu yaşamdaki hatalarını bir sonrakinde düzeltebilirler.

S: Bu yaşamlarında ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmalılar. Bu benim için bir anlam ifade ediyor, ama bunu anlamayan birçok insan var.

Y: Anlamak istemeyen birçok insan var. Birçoğu, yaşadığı bu hayattan sonra yeniden yaşamaktan korkuyor, çünkü belki bu yaşamları o kadar acı verici ki onlar birbiri ardına hayatlar yaşamanın sürekli bir işkence olduğunu düşünüyorlar. Birçok kilise, insanların tekrar doğuşa inanmalarını istemiyor, çünkü bunun insanları korkunun pençesinden kurtaracağından ve artık kontrolü ellerinde tutamayacaklarından korkuyorlar. Tüm büyük düşünce okullarının liderleri tekrar doğuşun bir gerçek olduğunu biliyorlardı, ama kontrol kurmak amacıyla bu bilgi kamuoyundan gizlenmiştir. Hindu düşünce okulu bile şöyle söyleyerek bu kontrolü farklı bir tarzda kullanır: “Bu adam, geçmiş yaşamında şimdi acı çekmesine neden olan bir şey yaptı. Bu yüzden ona neden yardım edelim ki? O bunu hak edecek bir şeyler yaptı.” Bu şekilde onlar, Hristiyanlığın ya da diğer inançların kullandığı aynı taktikleri kullanıyorlar. Şunu anlamalısınız ki, dinin tarafında olduğunu söyleyen herkes o tarafta değildir. Onlar belki, farkında olmadan, karanlık taraf tarafından saptırılmışlardır.

Ruhban sınıf, İncil’den birçok şeyi çıkarıp, onun yerine kendi istediği şeyleri eklemiştir. Bunu yaparken hiçbir şeyi umursamamışlar, “Biz bu kitabın bunları söylemesini istiyoruz, bu yüzdende o bunları söyleyecektir,” diye düşünmüşlerdir.

S: Böyle bir şeyi ortaya getirdiğinizde, yani İncil’in tarih boyunca birçok kez değiştirildiğini söylediğinizde insanlar bu konuda konuşmaya korkuyorlar.

Y: Çünkü bunlar onların düşünmelerine neden oluyor ve insanlar özgürce düşünmekten korkuyorlar. Yaşamları boyunca inana geldikleri şeyleri insanların elinden alıp, bunun farklı olduğunu, ya da ana-babalarının bilmeden onlara yalan söylediğini açıkladığınızda, dayandıkları temelleri onların altlarından çekmiş olursunuz. Ve insan -bu hiçbir şey olmadığı inancı bile olsa bir şeylere inanmadan varlığını sürdüremez.

S: Bir başka deyişle, onlar farklı bir düşünce okulundan korkarlar.

Y: İsa, “Ben kehanetleri gerçekleştirmeye geldim,” dediğinde de insanlar onun hakkında aynı şeyi söylediler. İnsanlar O’nun yanıldığını, O’nun deli olduğunu, ne konuştuğunu bilmediğini söylediler. Her ne zaman birisi biraz farklı ya da olağandışı bir şeyle ortaya çıksa, bu insanları korkutacaktır. Oysa insan, olabileceği şeyi olabilmesi için, önce korkusuz olmayı öğrenmelidir. Bunları bilmesi gereken insanlar var. Ve bu onlarda bir kıvılcım çaktıracak ve onlar bunu bir gerçek olarak tanıyacaklardır. Bu belki onların, olmak istedikleri ve olmaları gereken şey haline gelmek üzere yollarını bulmalarına yardımcı olacaktır. Onlar önemli insanlardır, çünkü onlar eninde sonunda yeterince insanı kendi taraflarına çekeceklerdir. Unutmayın, İsa’nın mesajına da ilk başta sadece bir avuç insan inanmıştı. Ve şimdi dünyaya bakın. Dünyanın büyük çoğunluğu, en azından dışsal olarak, Hristiyanlığı kabul etmiş durumda. Gerçek yüzlerce yıldan beri bastırılıp gizlenmiştir ve artık onun açığa çıkmasının zamanı gelmiştir.

DEVAMI….

Facebook Yorumlar

Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

What's Your Reaction?

İYİ İYİ
0
İYİ
Kötü Kötü
0
Kötü
Harika Harika
0
Harika
Bana aşağıdan bakarsan Tanrıyı, yukarıdan bakarsan delinin tekini, karşımdan bakarsan kendini görürsün.

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Türü Seç
Soru cevap
Konuya dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Yazı
Biçimlendirilmiş Yazı