Neokorteks ve Ön Lop-RAMTHA-(BEYİN)-10


Kraliçenin ve Kralın Tacı ve Tahtı

“Ön lop cennet, altın taht- beyindeki en önemli bölümdür, çünkü bu noktaya erişen her şey bir yasa haline gelir. ”- Ramtha

Biz beyninizin  taç olarak adlandırırız. Tüm büyük inisiyeler alnın ortasına takılan büyük bir mücevherin önemini anlarlar. O, yüzü süslemek için takılmaz; o, bu beynin bir Mesih bilinci yaratma gücünü onaylamak için oradadır. Bir kral, bir kraliçe taç giydiğinde, onun başına mücevherlerle süslü bir altın taç takılır. Eğer bir atlet ya da bir barış elçisi taçlandırılacaksa, onun başına bir defne çelengi takılır. Bu beyin, taçlandırma merkezidir, en önemli merkezdir ve tüm krallıklar bu organın önemini kabul ederler.

Bizim hazırladığınız beyin diyagramı omuzlarda kesilmiştir. Ama enerji okları omurga boyunca aşağı iner ve beyni sempatik ve merkezî sinir sistemleriyle birleştirir. Her iki sinir sistemi de tüm hücre gruplarına bağlıdır. Tüm hücreler merkezî sinir sistemi vasıtasıyla birbirleriyle iletişim kurar, sistemin tüm verisini ve bilgisini -değerlendirilmesi için- beyne aktarırlar. Beyin tüm bilgisini aynı yoldan aşağı yollar, aynı hücre grubuyla iletişim kurar. Beyin diyagramında hareket halinde görülen oklarla kastettiğimiz şey budur.

Beynin üst bölümü, yeni beyin yakın geçmişte keşfedilmiştir. O, Homo erectusu (ayakları üzerinde dikilebilen eski insanı), Kro-Magnon (modern insanın ilk formu) olarak saptamaya yardımcı olmuştur. Kro-Magnon’dan önce, Homo erectus zamanında, insan çok farklı görünen bir beyne sahipti. Kafatası beynin orta kısmının üzerini kaplıyordu. Orada yeni beyin bölgesi yoktu, sadece orta bölge vardı. Eğer bir müzeye gidip kadim bir kafatasına bakarsanız, onun büyük, çıkıntılı bir alna sahip olduğunu ve göz çukurlarının beyne çok yakın olduğunu’ görürsünüz. O kafatasının iri kısa bir burna, büyük bir ağza ve çeneye -ama çok küçük bir beyne- sahip olduğunu görürsünüz.

Sonra, dünya dışından gelen gelişmiş bir uygarlık (Anunnaki) buradaki ilkel yaratıklarla çiftleşerek onların tekâmülünü hızlandırdı. Bu uygarlık bu insanlara yeni beyni verdi, ama onu kullanma yeteneğini vermedi. Kro-Magnon’a daha fazla beyin kütlesi, neokorteks kütlesi verilmiş, ama onu nasıl kullanacağının bilgisi verilmemişti. Aslında, beyin bölündü. O, korpus kallosum denen kalın bir ana-hatla birleşen sol ve sağ yarıkürelere sahip oldu. Bu ana-hat sol beynin sağ beyinle iletişim kurabilmesini sağladı, ama ona birlik etkisi vermedi. Bu bölünme, ilkel erkekler ve kadınlar ile çiftleşen “tanrılar” tarafından, onların çocuklarını Fiziksel olarak güzel olsalar da-zekâdan yoksun kılmak ve kendilerine başkaldırmalarını önlemek için, yani amaçlı olarak yaratılmıştı.

Kadim çağda biz beyindeki bu bölünmeyi “aile fertlerinin birbirleriyle savaştıkları bir ev” olarak adlandırırdık. Hepiniz, sizin deyiminizle, aklınız ile kalbiniz arasında çatışmalar yaşamışsınızdır. Bu dünyada, beyin takımının  işinin, bir araya gelip insanları psikolojik olarak anlaşmazlık içinde tutmanın yollarını düşündüğü düşünce kuruluşları vardır.

Yeni beyin bölgesi insanlara bu büyük başı ve güzel alnı vardi. O, alnınıza bu güzel  ve  daha büyük bir orantı verdi; bazı yüz hatlarının oturmasını ve o kadar baskın olmamasını sağladı. Bugün hâlâ çoğu insan beynini hiç kullanmasa da, bu büyük beyne sahip olduğunuzdan ve onu çok daha fazla saçla örtebildiğinizden, o çok daha çekici bir hat oldu. Bu yeni beyin çoğu insan tarafından sadece saçını yukarıda tutmak ve yüze orantı vermek için kullanılır.

Neokorteks, ön loptan başın üst kısmına doğru uzanır. Ben size beyinle ilgili her şeyi öğretmeyeceğim, ama siz realiteyi nasıl yarattığınızı anlayacak kadar çok şey öğreneceksiniz. Şimdi başparmaklarınızı kaşlarınızın altına, burun girintilerinizin üzerine koyun ve parmaklarınızı saç çizginizin hemen altına yerleştirin. Bu bölgeye, yani ön loba cennetin yeri denir. 0, bilimciler tarafından sessiz bölge olarak adlandırılır,çünkü onlar orada ne olup bittiğini bilmezler. Bu bölge bir sihir yeridir, çünkü beyin tüm modellerini burada bir araya getirir.

Başka bir deyişle, siz konsantre olduğunuzda ve odaklandığımzda, neyin üzerinde odaklandığınızı hatırlama zamanı geldiğinde, onu nasıl hatırlarsınız? Sizin hatırlamanızın anatomisi nedir? Siz odaklanmış niyetinizin imgesinin kafanıza geldiğini söyleyebilirsiniz. Alna sizin o imgeyi gördüğünüz ve hissettiğiniz yer işte bu ön loptur.

Beynin bir atölyesi vardır. O sizin odaklanmış niyetinizi kimyasal olarak bir araya getirir ve o zaman model tam burada, ön lopta belirir. Sizin o bilgiyi orada bir zaman boyunca bilerek tutabilmeniz, onun (bilginin, imgenin, modelin) orta-beyne aktarılmasını sağlar ve orta-beyin onun kendisini ve bantları analojik olarak hareket edecek şekilde kalıplandırmaya başlamasını sağlar.

Daha fazlası vardır. Ön lop -cennet, altın taht- beyindeki en önemli bölümdür,  o noktaya ulaşan her şey yasa haline gelir. Sizin orada oturarak zihninizde tuttuğunuz şey, o ister iyi ister kötü, ister başarı ister başarısızlık, ister mutluluk ister mutsuzluk olsun, sizin hayatınız haline gelir. O noktaya ulaşan her şey başarılı olur.

Sizden ön lobunuza, burun köprünüzün hemen üzerine, kaşlarınızın ortasına altına mavi bir yıldız çizmenizi istiyorum. Bu yıldızı doldurup katılaştırın. Bu geçici bir dövmedir.

Bir yan not olarak söyleyeyim: Mavi yıldız, inisiye yıldızı, hepsi büyük petrol şirketlerinin sembolleridir. Örneğin, kızıl yıldız, kızıl üçgen, V şekli ve deniz kabuğu (shell). Tüm bunlar Hıristiyanhktan on beş bin yıl önceye dayanan simya sembolleridir. Bu şirketler şirketlerine neden böyle isimler vermiş ve bu sembolleri kullanmışlardır? Çünkü her birinizin sürüngen beyninde onların neyi temsil ettiğiyle  ilgili bilgi yer alır.

Kızıl yıldız dünyevi, bedensel insandır. V şekli, cennet ile Dünya’yı, Öz ile maddeyi ayırmış olan semboldür. Bu ayrılık sembolü petrol için ilginç bir semboldür. Deniz kabuğu önemli bir simya sembolüydü, çünkü o bir organizma tarafından geride bırakılmış olan kabuktu. O, Öz’ün bedenden ayrılmasını temsil eder. Öz bedenden ayrıldığında, siz bedenden ayrıldığınızda, o sadece boş bir kabuk olur. Tüm bu semboller maddede Öz’ün bulunduğunu ve Öz ayrıldığında maddenin çöktüğünü onaylar ve temsil eder.

Bu üç sembol belirli şirketlere verilmişti, çünkü o şirketIerdeki bazı kişiler çok güçlü bağlantılara sahiplerdir. Onlar bugün doğan her insanın bilinçaltı olarak tanıdığı, spiritüel güce sahip olan sembolleri seçtiler. Siz hiçbir şey düşünmeden bu sembollerden birini şirketinizin sembolü olarak seçebilirsiniz, onu bir reklam aracı veya bir kartuş olarak görebilirsiniz, ama bilinçaltınız onu tanır ve onun taşıdığı güç anlamını bilir.

Evet, şimdi alnınızda mavi bir yıldız yer alıyor. Bilinçaltınız onu Mavi Beden  olarak, spiritüel bedenindeki insanın sembolü olarak tanır.

Sürüngen Beyin, Orta Beyin,Epifiz ve Hipofiz Salgıbezleri

“Eski çağlarda Homo erectııs insanları, hatta ilk zamanlarında Kro-Magnon insanları birbirleriyle epifiz salgıbezi vasıtasıyla iletişim kurarlardı. Onlar bugün sizin sahip olduğunuz gibi diller sanatına sahip değillerdi.Onlar daha çok düşünce sanatına sahiplerdi. ”- Ramtha

Neokorteks, köprü bilinç dediğimiz bir köprü tarafından birbirinden ayrılan sol ve sağ yarıkürelere bölünmüştür. Bu neokortekslerin altında korpus kallosum, hipofiz ve epifiz salgı-bezleri ve muhafız talamus vardır. Eğer siz beyin-sapını saran Sürüngen beyni açarsanız, beyin-sapının bu bölümünün ağını bir dokuya sahip olduğunu görürsünüz. 0 bir ağ gibi görünür ve retiküler oluşum olarak adlandırılır. Biz bu diyagramda beyni açtık ve onu iki-boyutlu, dâhili bir pozisyondan inceliyoruz. Sürüngen beyin, beyin-sapının  -bileğinizi saran bir yumruk gibi- sıkıca sarar ve o beyinden bedene ve bedenden beyne gelen bilgi üzerinde sıkı bir kontrole sahiptir.

Sizin için, altıncı mührün ve yedinci mührün yerini öğrenmek önemlidir. Bedendeki -birinciden yedinciye kadar- tüm mühürler, görevleri hormon salgılamak olan salgıbezlerinin yanında ya da hemen çevresinde yer alan enerji merkezleridir.

Hormonlar şifreli mesajlardır; onlar içlerinde bilgi taşıyan yumurtalar gibidir. O hormonlar yukarıdan aşağı doğru birbirini etkiler. Yedinci mühürden gelen hormon altıncı mührü aktive eder ve altıncı mühürdeki enerji yedinci mührü aktive eder.

Hipofiz, ana salgıbezidir. Bu salgıbezi epifiz salgıbezinin sıvı faaliyetinden sorumludur. Epifiz salgıbezi de boyunda yer alan tiroit salgıbezinden sorumludur. Tiroit salgıbezi göğüste yer alan ve şimdi büzülmekte olan  salgı bezinden sorumludur. Timüs de karın bölgesinde yer alan tüm merkezlerden sorumludur.

Üçüncü merkez, alt karın bölgesindeki salgıbezleri -üremeden, sperm ve yumurta yaratmaktan sorumlu olan salgı bezleri- üzerinde çok kapsamlı bir etkiye sahiptir. Tüm o enerji alt karında yer alır. Yedinci mühür ile birinci mühür arasındaki en zayıf mühür dördüncü mühürdür, çünkü dördüncü mühür büzülmekte, ölmektedir. Bugün sizin onun hakkında çok fazla bilimsel bilgiye sahip olmamanız dördüncü mührün (timüsün) önemli olmadığı anlamına gelmez. O, yedinci mühür ile birinci mühür arasındaki bağlantıyı koparabilir.

Siz (bilinç ve enerji çalışmasında istediğiniz şeyi yaratmak amacıyla) enerjiyi birinci mühürden yedinci mühre çıkarmak için günler boyunca çalışabilirsiniz, ama enerjinin en fazla üçüncü mühre erişebildiğini görebilirsiniz. Bir bel ağrısı, sırtınızın üçüncü mühür bölgesinde ağrımaya başlaması veya kabızlık çekmeye başlamanız bunu açıkça gösterecektir. Enerjiyi üçüncü mühürden dördüncü mühre çıkarmak çok zordur, çünkü dördüncü mühür uykudadır, körelmiştir. O, evolüsyon değil, involüsyon içindedir. Siz enerjiyi en sonunda dördüncü mühre çıkardığınızda, o merkezi aktive etmeye başlarsınız ve ancak o zaman timüs canlanır.

Eski dinler ve mistikler ruhun yerinin altıncı merkez olduğunu düşünürlerdi. Onlar böyle düşündüler, çünkü altıncı merkez, yani epifiz beyindeki psişik merkezdir. O psişik merkezdir, çünkü o direkt olarak kızılötesi, görünür ışık ve morötesi mavi bantları ile çalışır. Partnerinizin yüzünü ön lobunuza yerleştirip onun üzerinde odaklanarak gönderme ve-alma  çalışması yaparken, beynin belleğinden bilgi çekmezsiniz. Siz bellek yetisini epifiz salgıbezinin yetisinden ayırmayı öğreniyorsunuz. Partnerinizin yüzünü ön lobunuza yerleştirerek ondan bir mesaj alabildiğinizde, partnerinizle bağlantı kuran ve o mesajı epifiz salgı bezi merkezine aktaran sizin bantlarınızdır. İmgeyi üreten ve onu sizin ve partnerinizin kızılötesi bandından alan epifiz merkezidir. Bu merkez kendi kontrolüne, önlop ile kendi bağlantısına sahiptir, bu da onun bir model, bir imge tasarlayıp ön loba koymasını sağlar.

Eski çağlarda Homo erectus insanları, hatta ilk zamanlarında Kro-Magnon insanları birbirleriyle epifiz salgıbezi vasıtasıyla iletişim kurarlardı. Onlar bugün sizin sahip olduğunuz gibi diller sanatına sahip değillerdi. Onlar daha çok düşünce sanatına sahiplerdi. Bir kabile, mesajlar taşıyan ulakları ile, kabilenin diğer fertleri ile  ya da tüm dünyadaki diğer kabilelerle iletişim kurabilirdi. Onların yapmaları gereken tüm şey bir tüye, bir boncuğa, bir kemiğe ve bir belleğe sahip olmaktı. Onlar bunu yapmayı öğrenmişlerdi. Bu merkez, düşünce ile iletişim kurulmasını sağlayan önemli salgıbeziydi.

Siz partnerinizle iletişim kurmak için onunla nasıl bağlantı kurarsınız? Partneriniz üzerinde odaklanırsınız. Bu onunla bağlantı kurmanızı nasıl sağlar? Hatırlayın, Bütün’de hepimiz birbirimize bağlıyız. Biz Boşluk’tan gelen küçük hortumlar, enerjimizin -bizi buraya yerleştiren ve birlikte tutan- bir huni etkisi olabiliriz, ama biz Boşluk ile doluyuz. Bir atomda, atomun kabuğu, çekirdeği ve hareket halindeki elektronları arasındaki yer Boşluk’tur. Çekirdeğin çevresinde, elektron bulutunun oluştuğu yer Boşluk’tur. Boşluk bir atomun dış kabuğu ile çekirdeği arasındaki mesafede mevcuttur ve atomların oluşturduğu bir molekülde molekülden daha fazla Boşluk vardır.

Partneriniz sizden ne kadar uzakta olursa olsun, onunla bir anda bağlantı kurabilirsiniz. O, güneşin merkezinde olabilir ve siz onun üzerinde odaklandığınızda, O hemen sizden bilgi almaya başlayacaktır, çünkü siz ve o partner Bütün’e bağlısınız. Sizin bantlarınız buradan güneşin merkezine, yirmi birinci evrene, mavi bir güneşin çevresindeki yörüngede dönen on ikinci gezegene erişebilir ve o gezegende belirli bir bireyi bulabilir. Bu beyin tüm bunları yapabilir.

Kadim insanlar sözlerle değil, imgelerle ve bilişle, telepatiyle iletişim kurarlardı. Yeni beyin orta beyni aşağı iterek bu yeteneği bastırdı, ama siz bugün hâlâ bu bölgeyi kullanarak iletişim kurmayı öğreniyorsunuz. Bu yetiyi daha fazla geliştirdiğinizde, zamanı bile aşmanızı sağlayacak bilişiniz daha büyük olacaktır, çünkü orta-beyin en temel alıcıdır.

Siz omurganın dibinde çöreklenmiş yılan enerjisini çözüp yukarı doğru pompalamaya başladığınızda, o enerjinin -omurga boyunca kıvrılarak yukarı çıkarken- bir muhafız tarafından korunan bir kapıdan geçmesi gerekir. Başınızın arka tarafındaki beyincik ana kontrolördür,  O sizinle ilgili tüm bilgiye, kendi hakkınızda bilmek istediğiniz her bilgiye ve olasılığa sahip olan varlıktır. 0, ruhun tüm bilgisini barındırır. Geçmişte ve gelecekte herhangi bir zaman döneminde yaşanmış ya da yaşanabilecek tarih hakkında her şeyi bilir. Tüm bunlar beynin bilinçaltı bölümünde bulunur. Biz onu beyincik olarak adlandırırız.

Enerji bu labirentten geçmekte çok zorlanır,  bu labirentte, kontrolör sizin hazır olup olmadığınızı dikkate alır.Siz bunu, “Ben buna lâyık mıyım?” şeklinde yorumlayabilirsiniz. Kontrolör sizin hayatınıza bir bakar ve hayatınızla ne yapmış olduğunuzu bilir. 0 gerçek sizi bilir. O, hayatınızda belirli şeylerin meydana gelmesine izin vermeyecektir, çünkü o hem merhametli hem de katıdır. Merhametlidir, çünkü sizin hayatınızda meydana gelecek belirli şeylerle asla başa çıkamayacağınızı bilir. Siz yeterince olgun değilsinizdir, böylece o bilginin ortaya çıkmasını engeller. Diğer şeylere ise izin verir ve sizi sınar. Eğer siz sürekli yılmaz bir inançla ısrar edip durursanız, bir gün O, “Öyle olsun” diyecek ve bilginin ortaya çıkmasına izin verecektir.

Siz bu gece birisiyle çiftleşip tek bir hücrenin meydana gelmesini sağlayabilirsiniz. 0 tek hücre -ister erkek, ister dişi olsun. zaman içinde bir çocuğa dönüşecektir. Eğer o çocuğu dünyaya getirirseniz, o on iki aylık olduğunda -ve onun Özü bedenini ele geçirdiğinde- beyninin on buçuk milyon yıl yaşındaki o daha derin ve kadim bölümüne sahip olacaktır. Beyincik, ilk insanın sahip olduğu aynı beyindir. O genetik olarak istikrarlıdır.

Siz neden ilk insanın klonlanmış beynine sahipsiniz? Çünkü tekâmülünüzün (evolüsyon sürecinin) tüm tarihi orada katlıdır. O yeni beyinde değil, eski beyinde yer alır. Tüm o bilgi insanlık tarihiyle ilgilidir, o tüm insanlık  içerir. Sizin dünyaya getirdiğiniz o çocuk kadim bir beyne sahip olacaktır. Bir yolcu olan ruhun ve o bedeni alan bilinç olan Öz’ün o bilgiyi her bedende sürdürmesi ve kullanması için çocuğun o kadim beyne sahip olması gerekir. 0 bir uçağın kara kutusu gibidir ve beynin bu bölümü kafatası tabanının arkasında yer alır.

Kapıdaki Muhafız Kadim Beyin ve Kundalini Yılanının Yükselişi

“Ejderha uyandığında, ağzından ateş ve duman fışkırtır ve hareket etmeye başlar; 0 dışarı çıkarken her şey titremeye başlar. Ejderha aldığı çağrıya karşılık olarak gelmektedir; yolu üzerindeki her şeyi çiğneyip geçer ve toprağı yakıp kavurur. Kundaliniyi yükseltmek işte budur. ” – Ramtha

Eski beyin, beyninizin ve nihai olarak da zihninizin esas efendisidir. O, eğer sizin hayatmızda gitmekte olduğunuz yerin içtenliğini görürse, enerjinin yukarı çıkmasına izin verecektir. Eğer bunun programa ve buraya yapmaya geldiği şeye yararı olacaksa, o enerjinin yukarı çıkıp beyni şişirmesine izin verecektir.

Öte yandan, eğer o sizin hayatımda bu olaya uygun olmayan potansiyelleri seçeceğinizi biliyorsa, enerjinin başınıza ulaşmasına izin vermeyecektir. Onun yolunu kesecek, onu retiküler oluşumun labirentinde dolaştıracak ve daha fazla ilerlemesine asla izin vermeyecektir. Onun bunu yapmasının nedeni, sizin altı ay daha Büyük Çalışma ile ilgilenmeyebileceğinizdir. Belki sizin inancınız çok azdır, bilginiz çok sınırlıdır yada kendinizi bunların hiçbirine inanmayan yeni bir sevgiliye adamışsınızdır. Kendinizi o kişiye adadığınızdan ve onu sevdiğinizden, tüm bu konuyu unutabilirsiniz. Kadim beyin sizinle ilgili bu hususu bilir ve işte bu yüzden belirli şeyleri bilmenize izin vermeyecektir. O, başınıza belirli şeylerin gelmesine bile izin vermeyecektir,  o sizi belirli bir nedenle seçtiğini ve o nedenin gerçekleşmesini beklediğini, o deneyimi beklediğini bilir. Eğer o size bakıp hayatınızda bu zamanda o bilgiyi kullanmayacağınızı bilirse, kutsal bilginin ortaya çıkmasını engelIeyecektir. Gördüğünüz gibi, siz dâhili, yerleşik bir editöre sahipsiniz. Bu editör hayatınızda ortaya çıkan, sizin yaratmış olduğunuz her şeyi değerlendirin.

Diyelim ki siz âşık olmuş ve o aşkla ilham bulmuşsunuz, o size iyi gelmiş; bu durumda kadim beyin size, “Öyle olsun” der. O, enerjinin yukarı çıkmasına izin verir. Muhafızın, yani talamus’un koruduğu kapıyı açar. Sanki siz bu kapının dışına yüz kişilik bir bölük komutanını  koymuş ve orada olmaya uygun olmayan kimsenin o kapıdan girmesine izin vermemişsinizdir. 0 kapıdan geçen kişiler sadece belirli bilgiyi öğrenmiş olanlardır. Kapının dışındaki muhafız, yüz askere komuta eden o komutan uygun ve ehil olmayanların o kapıdan girmelerine izin vermez.

Eğer siz ona bu enerjinin içeri girmesine izin vermesini emrederseniz, o zaman muhafız, talamus kapıyı açar ve kundalini enerjisinin altıncı merkeze girmesine izin verir. Enerji altıncı mühre girdiğinde kimyasal bir reaksiyon meydana gelir. Bu enerji bir yılandır. O bir dalgadır ve hamdır. O yaşam ‘ potansiyelidir. Onun dalgalanan ısısı yürüyen bir ordudur ve o yukarı yükseldiğinde bir destroyer gibi olur, yolu üzerindeki her şeyi yok eder. Derinin kabarmasına, kasların bükülmesine, çekilmesine, titremesine neden olur. Parmakların uçlarında yanmaya, kalbin hızlı atmasına ve boynunuzun arkasındaki saçın yanmasına neden olur. O, yürüyen bir ordu, bir destroyerdir ve bedende yukarı çıkmaya başladığında, yolu üzerindeki her şeyi yakıp kavurur.

Biz burada mağarada uyuklayan ejderhayı uyandırmaya çalışıyoruz. Ejderha uyandığında, ağzından ateş ve duman fışkırtır ve hareket etmeye başlar; 0 dışarı çıkarken her şey titremeye başlar. Ejderha aldığı çağrıya karşılık olarak gelmektedir; yolu üzerindeki her şeyi çiğneyip geçer ve toprağı yakıp kavurur. Kundaliniyi yükseltmek işte budur.

Boyna doğru yükselen bu enerji boynu şişirir, ama o muhafıza itaat etmek zorundadır. Eğer muhafız, “Geçemezsin” derse, ejderha ne kadar büyük ve güçlü olursa olsun, o muhafızı geçemez. Muhafız onu etkisiz hale getirir. Siz böylesine eterik bir enerjiyi nasıl etkisiz hale getirirsiniz? İradeyle. İrade “Hayır” der ve bu ejderha sızlanarak, feryat ederek, büzüşerek mağarasına geri döner. Öğrenci, nefes nefese ve tükenmiş bir halde sırtüstü yatar; gözleri parlamaktadır ve iri iri açılmıştır, korkudan ödü kopmuş, ter içinde kalmıştır ve kalbi deli gibi atmaktadır. O, az önce ne olup bittiğini ve bu işlemi neyin durdurduğunu bilmez.

Eğer kapıdaki muhafız bu ham enerjinin içeri girmesine izin verirse, bedeninizdeki salgıbezleri efendiye göre bir hormonlar düzeyi üretirler. Onlar bedenin belirli bölgelerinde işin yapılmasından sorumludurlar, ama o hormonları üretmek enerji gerektirir. Hormonlar, küçük baklava-biçimli şeylerin kimyasal bir çizimi gibi görünen eterik şeylerdir, ama onlar aslında belirli bir biçimde tasarlanmış ve belirli miktarda bir enerjiye sahip olan atomlardır. Enerji, elektron ve onun enerji yayan çok güçlü bir kuvvetin çekirdeği etrafındaki hareketi tarafından belirlenen bir elektrik akımıdır. Eğer siz enerjiye sahip değilseniz, o zaman o hormonlar kendilerini oluşturamazlar.

Bedendeki her merkez ya da mühür bir hortum gibi dışarı çıkıp çevresindeki alam dolduran, dönen bir vortekse sahiptir. Bu alan, enerjisine göre, insanın hayatında manyetizmanın meydana gelmesini sağlar. Aşırı bir birinci-mühür insanı olan genelde birinci, ikinci ve üçüncü mühürlerde bulunan- çok sexsi bir kişinin enerjisi o kadar muazzamdır ki o bir vorteks içinde dışarı çıkar ve kişiyi kuşatan alanı manyetize eder. O çok sexsi, çok manyetik bir insan olur. Hayatına, kendi doğasını tamamlayan o veçheleri bir mıknatıs gibi çeker. Aynı şey, alnının ortasından dönerek dışarı çıkan aynı kuvvet-alanına sahip olan bir insan için de geçerlidir. 0 insan, başka bir sexsi partneri değil, Sonsuz Bilinmeyeni bir mıknatıs gibi hayatına çekecektir. İkisi arasındaki fark budur.

Eğer enerji yukarı çıkarsa, altıncı merkezi şişirir. Bu o salgıbezinin sıcak havayla şişirilmesi gibidir. Enerji o salgı bezini şişirir ve bu sırada onun moleküllerini sıkıştırır. Molekülleri sıkıştırarak, bir salgı, mutasyona uğramış bir hormon yaratır. O hormon, salgıbezinin şişmesi ya da anormal faaliyeti sonucunda mutasyona uğrar. Neokortekse hızla akan enzimleri yaratan o hormondur, bu salgıbezinin salgılanmasıdır.

Neokorteks bölgesine bu enzimler aktığında, o (anestezi almış gibi) uyuşur. Onların beyin üzerinde yaptığı etki budur. Beyin adeta felç olduğunu hisseder. Fosforesan enzimlerin bu serpintisi ya da anormal faaliyeti sinir uçları arasındaki veya sinir uçları ile hücreler arasındaki normal iletişimin artmasını, elektriklenmesini, hararetlenmesini sağlar. Bu etki beyni yıkar ve onun elektriksel faaliyetini artırır.

Bu enerji başına kadar yükselen bir kişi, önce beyninde bir sıcak basması hissedecektir. 0 bunu sadece bu şekilde tarif edebilir. Sonra o ışıklar görmeye başlayacak ve altın bir bulutun ortasındaymış gibi hissedecektir. Bu altın bulut, rengi yoğunlaştırır. Renkli olan her şeyin rengi yoğunlaşır ve elektrik mavisine veya morötesi elektrik mavisine dönüşür. Tüm renkler bu bulutta böyle bir yoğunluk kazanır.

Altıncı merkezi şişiren, sıkıştıran ve onun hormonunu  mutasyona uğratan enerji Tanrı hormonunu yaratır. Tanrı hormonu ise beyni fosforesan bir parıltıyla kaplayan enzimi yaratmaktadır ve o zaman siz ışıklar görürsünüz, hatta beyaz duvarı görebilirsiniz. Kundalini enerjisi beyninizin merkezine girer. Onun gitmek istediği yer orasıdır ve oraya şiddetli bir fırtına gibi girer ve beyninizin tüm merkezi parlar. Bu enerji, bir elektrik akımı gibi, başınızın merkezinden dışarı yayılır. Alnın ortasından sarmal çizerek gelen bu ışık bazılarının bir üstadı kör edici bir ışıkta algıladıklaı’ında gördükleri şeydir. 0, bu üstadın kundalini enerjisidir. O enerji başın merkezinden dışarı yayılmıştır ve şimdi eterik alandadır. Üstatlar bu kapasiteye sahiptirler.

Bu enerjinin amacı sadece ilerleyip yok etmek değildir. Onun amacı, beyni kişiliğinizin bu hayatta kazandığınız basit bilgisi için değil, kadim beyinde, yani beyincikte depolanmış olan tüm bilgi için hazırlamaktır. 0 bilgi orada depolanmış olsa da, o sizin için gereksiz bilgidir. Eğer o bilgi sizin için gerçekten önemli olsaydı, siz asla Ölmezdiniz. Ama o sizin için gereksizdir ve orada bir radyo dalgası gibi depolanmıştır. Beyin bir frekans dalgası yaratır ve siz kafanızın içinde bir imge görmekte olduğunuzu düşünürsünüz, ama imge o merkezde depolanan frekans tarafından yaratılır.

Beyninizin bu kadim bölümü ön lopla direkt bir bağlantıya sahiptir. 0 tüm diğer bölümleri atlayıp geçer. İşte ben bana kanallık eden bu varlığın bedeninde böyle çalışırım. Ben onun beynine girer ve bedeni kısmen bu kadına ve kısmen de bana ait olan bir bant-çalışmasıyla kaplarım. Ben onun başının arkasından girerim. Ben -yani ben olan bilinç- zaman zaman neokortekste depolanmış tüm belleği kullanabilirim. Ama o yeterli bilgiye sahip olmadığında, ben onu geçip beyincikte depolanmış bilgiyi kullanırım. O bilgiyi alıp ön loba koyarım, böylece O bilgi sürekli olarak tezahür etmektedir.

Siz, içinizdeki Tanrı ile konuşmayı öğrendiğinizde, onunla bedenlerin aşamaları içinde konuşacaksınız. Biz bu sonsuz bilgi kaynağıyla bağlantı kurduğumuzda, bunu ilk önce onu enerjiyle patlatarak ve beyni konuşmaya başlamamıza izin vermeye hazırlayarak yaparız. Konuşmak, bantlarınızın kadim bölümünün başınızın arkasındaki bu merkezden gelerek beyni etkilemesi anlamına gelir. Bu merkezden gelen bilgi beyninizin aldığı ya da radyonuzun aldığı radyo dalgalarından hiç farklı değildir. Bilinçaltı zihinden gelen bilgi, her zaman, her düzey ve her yerle ilgili bir bilgi koleksiyonudur. Bedeninizin çevresindeki o bantlar döner ve Sonsuz Bilinmeyen devreye girer. O devreye girdiğinde, beynin tüm dil yetileri çalışmaya başlar. Gözler çalışmaya başlar, ama daha önemlisi, gözler ve dil yetisi bedende mevcut bilinçten daha üstün bir bilinç tarafından harekete geçirilir.

Siz kimsiniz? Siz bir isme, bir sosyal güvenlik numarasına ve bir doğum yerine sahipsiniz ve ancak bunları hatırlayabilirsiniz. Sizin beden/zihin bilinciniz, içinizdeki Tanrı’nın engin bilgisiyle kıyaslandığında, cahildir. İçinizdeki Tanrı perdenin gerisinde durup sizi gözlemler. 0 tüm düşüncelerinizi gözlemler, çünkü siz düşünürken o oradadır. O tüm düşüncelerinizi bilir, çünkü beyin modellerini tasarlarken, o beyni algılar. O içinizde hareket ettiğinde ve sizi ateşle vaftiz ettiğinde (kutsadığında), yani kundalini yükseldiğinde, birilerinin size verdiği ve içinizde geliştirdiği  azalır ve daha büyük bir varlık öne ve yüzeye çıkar. O büyük varlık, beynin geriye kalanına erişmek için bu kadim bölümü kullanır.

Bu düzeyde bile iyileştirici bilgi kazanmanın önemi nedir? Dahası, bu düzeyde felsefe kazanmanın önemi nedir? Kişiliği, onun gözünün korkacağı düzeye kadar abartmak. Eğer onun gözü korkarsa, o zaman beyinde farklı bir kişiliğe uygun modellerin düşünülüp tasarlanmasına izin verilir. Bu, diğer kişiliğin, bedende -bizim çok az saygı duyduğumuz ve genelde küçümsediğiniz- kişilikten daha idraksel ve daha mevcut olmasına fırsat verir.

Realiteyi Yaratma ve Değiştirme Aracı Olarak Bellek

 “Neokorteks atölyenin bulunduğu yerdir. O, belleği bir araya getiren araçların bulunduğu yerdir. ”

– Ramtha

Kendiniz ve beynin nasıl çalıştığı hakkında bilgi edinmek çok önemlidir. Doktorlarınızın birden metafiziksel ya da ezoterik hale gelip, realiteyi etkileyen modelleri nasıl yarattığınızı size açıklamaya çalışmayacaklarım bilmelisiniz. Onlar bu konuya temas etmeye cüret edemezler. Çünkü o zaman onlarla alay edilir ve meslekten atılırlar.

Doktorlar, beyinde dil merkezinin, bedenin sol tarafını ve sağ tarafını kontrol eden veçhelerin, işitme, görme ve koklama ile ilgili yerlerin nerede olduğunu nasıl öğrendiler? Onlar bunu bir sürü inceleme yaparak, hastaları uyanıkken ve onların deneyimleri kaydetmelerine izin verirken hastaların beyinlerinin belirli bölümlerine elektrotlar bağlayarak yaptılar. İlginç olan budur. Bir doktor beynin belirli bir bölümüne hafif bir elektrik akımı verebilir ve hasta koştuğunu görebilir ve onun bcakları masada çılgınca hareket etmeye ya da kolları hareket etmeye başlar. Bir hasta bir gülü koklayabilir ya da mavi bir gökyüzü görebilir, ama o laboratuarda bu görüntülerin hiçbiri mevcut değildir. Öyleyse realite nerede meydana gelmektedir? Beyinde.

Bu sizin orada güzel bir sabaha sahip olmanızı, gökyüzünün bir istiridye gibi gümüşi bir renkte görünmesini geçersiz kılar mı? Hayır. O hastaların deneyimledikleri şey anıydı. Doktorlar, belleğin o fasetlerinin nerede bulunduğunu belirlemek için, o anıyı bir frekansla elektriksel olarak uyarıyorlardı. Doktorlar ve bilimciler, neokorteks bölgesini araştırarak, beynin belirli bölümlerinin insan bedeninin belirli hareket yeteneğinden sorumlu olduğu sonucuna varmışlardır. Ama onların öğrenmeye başladıkları ve biraz rahatsız edici olabilecek başka bir şey vardır. Onlar bütün beynin bellek mekanizması olduğunu fark ediyorlar. Aslında, eğer neokorteks iptal edilseydi ve siz onun sadece bir parçasına sahip olsaydınız, yine de tam bilişsel belleğe sahip olabilirdiniz,  belleğin her bölümü tüm beyne dağılmıştır.

Bu neden böyledir? Çünkü beynin fiziksel aygıtı, mesajlar gönderen ve alan ve belirli kimyasallar salgılayan pek çok küçük ağaçtan oluşur. Am bir deneyimle oluşur. Eğer siz bir yangının içine girer ve yanarsanız, bütün beyin o anıyı deneyimler, çünkü veri girmeye ve modelleri kaydetmeye başlamalı için bütün beynin odaklanmış dikkati, beynin tüm duyulan gerekir. Bunun için böyle bir olaya bütün beynin katılımı gerekir ve o katıldığından, beynin her bölümü 0 deneyimi hatırlar.

Bellek, beyinde bellek merkezi denen ezoterik bir yerde bulunmaz. O her yerdedir, çünkü bütün beden ve beyin o deneyime katılmıştır.

Neokorteks atölyenin bulunduğu yerdir. O, belleği bir araya getiren araçların bulunduğu yerdir. Ben enerjiden ateş olarak söz ettiğimde, eğer siz geçmişte ateşle bir deneyim yaşamışsanız, beyniniz o sözleri anlamak için gerekli veriyi çok hızla ve kimyasal bellek formunda aktarır. Ben size hitap ederken, beyniniz tüm bu imgeleri oluşturuyor ve o bunu yaparken neokortekste çok sıkı çalışıyor. Siz onun imgeleri ne kadar hızlı bir biçimde bir araya getirdiğini ve parçaladığını, yani onun ne kadar hızlı çalıştığını hayal bile edemezsiniz. O, benim söylediğim her  anlamak için tüm kaynaklarından yararlanıyor. İşitmekte ve görmekte olduğu şeyin yarattığı etkiye göre bir şey oluşturuyor. Buradan biraz ve oradan biraz alarak onları bir araya getiriyor. Böylece sonuç olarak siz yeni bir fikre sahip oluyorsunuz.

Siz kırmızının kırmızı olduğunu onu görerek ve tekrar tekrar yineleyerek öğrenirsiniz. Eğer beyniniz -o ister bir elma, ister bir kalp, isterse bir gündoğumu olsun- bir şeyin kırmızı olduğunu öğrenmişse, bunu hep hatırlar. Onu hatırlayarak, kimyasal veri depolar ve bir model oluşturmak için o kimyasal veriyi toplayıp bir araya getirir.

Beynin neokorteks bölümü model oluşturmakla ilgilidir ve o bir modeli oluşturduğunda, onu doğrudan ön loba aktarır. Siz beni dinlerken ne yapıyorsunuz? Size söylediğim şeyin ne kadarı ön loba giriyor? Çok fazlası değil, çünkü benim size söylediğim şeyi beyniniz sürekli olarak oluşturuyor, parçalıyor, tekrar oluşturuyor, parçalıyor, oluşturuyor, hatırlıyor, oluşturuyor, hatırlıyor, parçalıyor, hatırlıyor, oluşturuyor. O bunu sürekli olarak yapıyor.

Ben size özellikle ilginizi çeken bir şey söylediğimde, siz bir an durur, o modeli tutar ve onu ön loba ulaştırırsınız. Bu arada ben konuşmaya devam ederim, ama siz bir kavram tarafından büyülenmiş bir halde orada kalırsınız. Öyle olmanız gerekir, çünkü eğer ben sizin dikkatinizi çeken ve size tutku veren bir şey söylersem, sizi büyük bir inisiyasyona, bir deneyime hazırlıyor olurum,  siz onu hatırlayacaksınızdır. Size söylediğim şey hayatınızı etkileyecektir,  siz doğru modeli oluşturmuşsunuzdur. 0, ön lopa erişmiştir ve işte o zaman ben size “Bunun üzerinde derinlemesine düşünün” derim.

Derin Düşünmenin Sırları ve Odaklanma Sanatı

“Bilinçli rüya görenler, gelecekle ilgili rüya görenler zihinlerini dünyanın saçmalığına değil, kendi bilgilerine yöneltmiş olanlardır. Kıvılcımlar saçan bir ateşe, sıcak bir çaya, bir düşünceye ve sessizliğe sahip olmaktan daha harika bir şey yoktur. O zaman siz dinginliği,asaleti, bilgeliği, şefkati ve anlayışından dolayı herkesin gıpta ettiği o insanlardan biri olursunuz ” – Ramtha

Derin düşünmek, notlarınıza bakmanız ya da belki bir sembol görüp bir an onun üzerinde odaklanmanız anlamına gelir. Siz gözlerinizi kapatır ve size söylediğim şeyi hatırlamaya başlarsınız ve birden beyniniz, hatırlama içinde, sekiz saat önce yaptığı tüm şeyleri yeniden oluşturmaya başlar. O, “Hadi, onu tekrar yapalım” der ve onu bir araya getirmeye başlar. O inşa etmeye, oluşturmaya başlar ve her şey birden parlar. Beyinde ısı artar ve tüm kan beyne hücum eder. Beyin, düşünmek denen bu kimyasal, elektriksel modelleri yeniden tasarlamak için sahip olabileceği her şeye ihtiyaç duyar.

Siz orada oturmuş hatırlarken, neokorteks o modelleri oluşturmakta ve parçalamaktadır. Siz, “Hayır, onu alıp buraya koyalım. Şimdi öğretinin şu iki veçhesi hakkında düşünelim” diyebilirsiniz. Beyniniz onları bir araya getirir. O bunu yaparken, bu düşüncenin modelini tutar ve derin düşünce oluşturur. Hayatınızdaki deneyimi ve anıyı bir araya getirir, onu tutar ve o düşünceyle kıyaslar. Beyin bir durumu böyle analiz eder.

Siz yüce bir düşünceyi -o ne kadar sıradan ya da müthiş olursa olsun, felsefi, yüce bir düşünceyi- daha çok düşündükçe- beyniniz bir model, bir fikir oluşturur ve onu ön loba yerleştirir. Bu değerli yere ulaşan şey yasa haline gelir. Siz bu kavramlar üzerinde daha çok düşündükçe, onlar daha yasal hale gelir, yani sizin bantlarınız analojik hale gelmeye ve Sonsuz Bilinmeyen içeri akmaya başlar. Bantlar bunu yaparken, düşünce o bir çark içinde dönen çarka (bantlara) aktardır ve siz kendinizi  o kadar çok kaptırırsınız ki zamanı ve yeri unutursunuz. Kendinize geldiğinizde hava kararmış olabilir. Siz o süreçte neredeydiniz? Kendi içinizdeydiniz. Dışarıda yaşamak yerine, içinizde yaşıyordunuz. Bunu uzun süreler boyunca yaptığınızda beyninizin arkasında yer alan ve sizi gözlemleyen varlık (içinizdeki Tanrı) size yardım etmeye başlar.

Bu şöyle işler: Hayatınızdaki bir şey sizin zihninizi çok meşgul ettiğinde, aklınızdan hiç çıkmadığında, o zihninizde kalır ve siz dalgınlaşırsınız. Onun ne olduğu önemli değildir. O iyi ya da kötü bir şey olabilir. Siz yürürken tökezler, duvarlara çarpar, nereye gittiğinizi görmez, elinizdeki yemeği etrafa döküp saçarsınız. İnsanlar size şaşırarak bakar ve “Senin neyin var?” diye sorarlar.

“Sadece zihnimi meşgul eden bir şeyler var.”

“Zihninde ne var? Hadi onun hakkında konuşalım.”

“Anlatsam da anlamazdın.”

Onlar neden anlamazlardı?  onların beyinlerinde sizin onlara aktaracağınız o modeli oluşturacak kaynaklar yoktur. Onların beyinlerinde kendi deneyimleri ve amları vardır. Onlar doğru olduğunu düşündükleri bir çözüme ulaşacaklardır, ama o onlar için doğru olacaktır. Onlar size kendi bilgilerini vereceklerdir ve durum orada güçleşir. Eğer onlar size kendi bilgilerini verirlerse, beyniniz onların modellerine dayanan modeller oluşturacaktır ve o zaman siz bir süre o modelleri tutmaya çalışacaksınız. Eğer bunu yaparsanız, o zaman kendi özgün düşüncenizin rengini değiştirmiş olacaksınız. O artık özgün değil, geri dönüştürülmüş bir düşünce olacaktır. O başka birinin etkisi olacaktır.

Eğer siz bunların hiçbirini yapmaz ve o düşünceyi zihninizde tutarsanız, bir gece yatağa yatıp ertesi sabah 0 sorunun en nihayet kendi kendine çözüldüğü hissine uyanabilirsiniz.

Çünkü eğer herhangi bir şeyi ön lobunuzda, bu en önemli yerde uzun bir süre tutarsanız, içinizdeki Tanrı’nın, başınızın gerisindeki o varlığın dikkatini çekersiniz. Eğer siz onu ön lobunuzda tutarsanız, içinizdeki Tanrı sizin küçük beyninizin her gün bir yandan öbür yana gidişini, oluşturuşunu ve parçalayışını, “Şöyle yaparsam ne olur, bunu yapmalı mıyım, bir risk almalı mıyım?” diye düşünüp duruşunu izler. O sizin tüm bunları yapışınızı izler. Sizin gerçekte yaptığımı şey, (“ya şöyle olursa,” “farz edelim ki…” şeklinde) paradigmalar oluşturmaktır, ama onların hiçbiri işe yarar  ve yeni düşüncelerle, onlar asla işe yaramaz. O gece, gerçekten merhametli olduğundan, içinizdeki Tanrı sizin kendinizi -dışarı çıkmayıp erkenden yatmak isteyecek kadar- kadar yorgun hissetmenizi sağlar. O gece uyumadan önce zihninizde yer alan son şey, ön lobunuzda duran ve uzun zamandır zihninizi kurcalayan o şeydir. Siz uyursunuz ve içinizdeki Tanrı çok merhametli olduğundan, o düşünceyi alır ve onu sizin kaderinize göre yeniden şekillendirir. Onu düzeltir, olması gereken yere yerleştirir ve ertesi sabah uyandığınızda o artık sizin ön lobunuzda bulunmamaktadır ve siz sizinle  o sorunun çözüldüğünü hissedersiniz.

Şimdi burada önemli bir şey öğrendiniz. Sizin Tanrı’nın dikkatini çekmenizin yolu, istediğiniz şeyi (veya çözmek istediğiniz sorunu) beyninizin Ön lobunda yeterince uzun bir zaman tutmaktır. Siz kafanızdaki bir sorunla boğuşur, ondan dolayı endişelenir, onu oluşturur, yok eder, yeniden oluşturursunuz, ama hiçbir sonuç sizi tatmin etmez ve size doğru gelmez; en nihayet bir gece yatağa yatar ve “Bunu tamamen sana teslim ediyorum, Tanrım” dersiniz. Böyle yaptığınızda, gecenin bir anında o yardımsever bilinç o sorunu en uygun biçimde çözer. Bu süreç böyle işler.

Üstatlar, eğer tanrısal olanla etkileşime gireceklerse, çok yüce bir düşünceye ya da çok kafa karıştırıcı bir matematiksel problemin çözümüne erişmeye çalışmaları ve onu yeterince uzun bir süre ön loplarında tutmaları gerektiğini öğrenmişlerdi. Sizin erişmek istediğiniz şey üzerinde -o ta özünüze sahip bir sevgiliymiş gibi- düşünmeyi, ona odaklanmayı sürdürmeniz, onun sizin bilincinizi işgal etmesine izin vermeniz gerekiyordu. Eğer bir ara verir ve ondan uzaklaşırsanız, varlığınızın Tanrı denen doğaüstü bölümü ortaya çıkacak ve size kafanızdaki bilmecenin yanıtım verecekti. Bu üstatlar haklıydılar,  başka ne için kadim din,  spiritüel din sizin gözleriniz kapalı ve sessizlik içinde oturup derin düşünmenizi ve odaklanmanızı isteyecekti? Onlar size bunu yapmayı neden öğreteceklerdi? Sizi yoldan çekmek, size dinlenip susmayı ve kendinizi adamayı öğretmek için…

Kendinizi adamanın nedeni nedir? Gözleriniz kapalı ve sessizce oturmak neden önemlidir? (Daha önce yayınlanan bir kitapta anlatıldığı gibi) sizin bir lotusun yapraklarını birer birer açma üzerinde meditasyon yapmanız neden gerekir? Bu ancak siz beyninize lotusun tomurcuğunu takdim etmiş ve ona, her bir yaprağı saymanızın önemli olduğunu, çünkü yaprakların hepsini açtığınızda aydınlanacağınızı söylemişseniz işe yarar. Ama sizin bunu o konuda düşünmeyi bırakıp sadece onu yapana kadar- tekrar tekrar yapmanız gerekir. Beyninize, o yaprakları saymayı ve bunu her gün yapmayı öğretmeniz gerekir ta ki beyin bu işlemden sıkılana dek. Eğer o sıkılırsa ve siz beynin can sıkıntısını aşıp vizyon berraklığı üzerinde ısrar ederseniz, bir gün kundalini yükselir ve kafanızda patlar. Ama bu ancak bu size felsefi olarak öğretilmişse önemlidir.

O varlıklar orada neden öylesine sessiz ve dingin bir biçimde oturuyorlardı? Dünyada çok şey olup biterken onlar neden sırtları dik ve gözleri kapalı bir halde oturuyorlardı? Onlar neden o dünyanın bir parçası olmuyorlardı? Onlara bu neden öğretilmişti? Yanıtları almaları için; ama o yanıtları akıllarından ya da doğru bilginin açlığını çeken ve tüm gün boş şeylerle uğraşan veya alışveriş yapan bu küçük kişilikten almayacaklardı; 0 kişilik dünyanın büyük sorunlarını çözemezdi. O sorunları başka bir şey çözebilirdi.

Ben size aynı şeyi yapmayı öğretiyorum,  bunda bir gerçek vardır. Gerçek şu ki, eğer Tanrı sizin içinizde yaşıyorsa, siz onunla ancak gerçekten bilimsel bir yöntemle bağlantı kurabilirsiniz. Ve o yöntem beynin fikirleri yaratmaktan tamamen sorumlu olduğunu anlamaktır. Siz düşünceyi yaratıp tutmakta daha ustalaştıkça, uzun bir süre uyumadan, sessiz, odaklanmış bir biçimde hareketsiz kalmakta da daha ustalaşırsınız. Siz bilinçli olarak rüya görmekte ve bu düşünceyi ön lobunuzda sürekli olarak tutmaktasınızdır.

Mantralar, öğrencilerin onları her gün dualarında tekrarlanmaları için yaratılmıştı. Onlar öğrencileri nadiren gerçekten etkiledi, çünkü öğrenciler bir mantranın deneyime dayanan verisinin ve o verinin neden önemli olduğunun bilgisini kazanacak kadar uzun bir süre bir mantrayı dinlememişlerdi. Ama onlar bir mantrayı tekrarlayıp dururlardı ve tutkulu olanlar o mantrayı tutkuyla tekrarlardı. Onlar beyni Tanrı’nın özü ile, bir fikrin özü ile meşgul tutuyorlardı. Bir mantrayı tekrarlayıp duruyorlar ve geceleri yattıklarında bilinçli rüya görüyorlardı.

Bilinçaltı onlara başka dünyaların, başka realitelerin rüyalarını sunuyordu. Bilinçaltı onlara etkileşime girecekleri ve onlara bir öğreti verecek, yol gösterecek varlıklar sunuyordu.

İşte bu yüzden onlar bunu yapıyorlardı. Bilinçli rüya görenler, gelecekle ilgili rüya görenler, zihinlerini dünyanın saçmalığına değil, kendi bilgilerine yöneltmiş olanlardır. Kıvılcımlar saçan bir ateşe, sıcak bir çaya, bir düşünceye ve sessizliğe sahip olmaktan daha harika bir şey yoktur. O zaman siz dinginliği, asaleti, bilgeliği, şefkati ve anlayışından dolayı herkesin gıpta ettiği 0 insanlardan biri olursunuz, çünkü günbe gün siz yardım almak, istediğiniz şeyi tezahür ettirmek ve anlayışa kavuşmak için Tanrı’ya dönmeyi öğrenmişsinizdir. İnsan kişiliği bu ahlâkî sorunları asla çözemez. Dahası, o sadece adaleti taklit etmeye çalışan yasalar oluşturabilir, çünkü yasanın ve adaletin gerçek düzelticisi insan değil, Tanrı’dır.

DEVAMI….

Facebook Yorumlar

Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

What's Your Reaction?

İYİ İYİ
4
İYİ
Kötü Kötü
0
Kötü
Harika Harika
7
Harika
Bana aşağıdan bakarsan Tanrıyı, yukarıdan bakarsan delinin tekini, karşımdan bakarsan kendini görürsün.

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Türü Seç
Soru cevap
Konuya dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Yazı
Biçimlendirilmiş Yazı