FOTON KUŞAĞI NEDİR? DÜNYAMIZ DEĞİŞİYORMU?


Foton kuşağıyla ilgili bilgileri zenginleştirmek ve bakış açınızı genişletmek için bu konuda yayınlanmış çeşitli kaynaklardan alıntılar yapmayı uygun gördük. Bu alıntılardan da anlaşılacağı üzere, foton kuşağına giriş tarihi, bu girişin sarsıcı mı, yoksa yumuşak mı olacağı ve foton kuşağının etkileri konusunda farklı yaklaşımlar olsa da, tüm kaynaklar güneş sistemi olarak muazzam bir foton kuşağına gireceğimiz ve bu kuşağın tüm dünya ve canlılar üzerinde, ve en önemlisi de insan bilinci üzerinde dönüşüm yaratacak bir etkiye sahip olduğu konulunda görüş birliği içindeler. Ancak daha önce, dışımızda yer alan fenomenlerden çok içsel gelişimimiz üzerinde odaklanmamız, ne kadar büyük olurlarsa olsunlar dış fenomenlerin dikkatimizi bu çabadan uzaklaştırmalarına izin vermememiz gerektiği ve bunların içimizdeki tanrısal özle bağlantı kurarak aydınlanmamıza hizmet ettikleri ölçüde önemli oldukları şeklindeki anlayışımızı sizinle paylaşmak isteriz.

1991 yılında yayınlanan Tanrı-Ben adlı eserden alınmıştır

….Bilim adamlarımız Samanyolu’nun milyarlarca galaksiden sadece biri olduğunu bilmektedir. Bir fiziksel evren daha büyük, fiziksel-olmayan bir evrenin en küçük yoğunlaşmış halidir ve o büyük evren de daha büyük bir evrenin bir parçasıdır. Uç-boyutlu anlayışla böyle bir Yaradılış kavranamaz. Evrenler bir süper evren tarafından içerilir, ve süper-evrenler de yine bir süper-süper evren tarafından içerilir ve bu böyle devam eder. Her evren bir merkezi güneşin çevresinde döner ve bu fiziksel-olmayan boyutlarda da böyledir. Tüm bunların nihai ve en yüksek Merkezi Güneşi’ne biz bazen Tanrı, bazen de her şeyi var eden Öz deriz. Yaklaşık olarak her 25.000 ila 26.000 yılda bir, güneş sistemimiz Pleiades’in merkezi güneşi (Alcione) çevresindeki bir dönüşünü tamamlar. Bu yörünge, Alcione’a bir en yakın, bir de en uzak noktaya sahiptir. Merkezi güneşten en uzak noktada insanoğlunun bilinci “karanlıktadır.” Merkezi güneşe en yakın nokta ise uyanış ya da aydınlanma noktasıdır…

1961 yılında bilim, uydular vasıtasıyla, Pleiades’i kuşatan bir foton kuşağını keşfetti. Güneşimiz (ve biz de onunla birlikte) her 25.860 yılda bir Pleiades’in çevresinde bir dönüşü tamamladığından, yaklaşık olarak her 12.500 yılda bir bu foton kuşağının orta noktasına ulaşır. Onu bir yanından öbür yanına geçmesi ise aşağı yukarı 2000 yıl alır. Yani, bu âlemi terk ettikten sonra, güneş sistemimizin ona tekrar girmesi için bir 10.500 yılın daha geçmesi gerekecektir. Bu devre de birtakım daha büyük devrelerin içinde yer alır. Bu son devreyi öncekilerden ayıran şey ise bunun -206 milyon yıllık, tüm devreleri kapsayan büyük devre de dahil olmak üzere- tüm diğer devrelerle birlikte tek bir “uyumlu hizalanma” noktasında sona ermesidir (Harmonic Convergence) .

1962 yılında bu foton kuşağının etki alanına girdik. Hesaplamalar 2011 yılında onun orta, ana akış bölgesine gireceğimizi gösteriyor. (St. Germain, gerçek geçişin Aralık 2012 yılında olacağını bildiriyor.) Bu, evrenin azami genişleme noktasına ulaşacağı zamandır. Doğu, evrenin bu büzülme ve genişleme ritmini ‘Tanrı’nın soluk verip-alması” olarak tanımlıyor -her soluk (bu boyutta) 11.000 yıllık bir süreyi kapsıyor. Bu zaman çerçevesinin Büyük Devreler’e,  Güneşimiz’in merkezi güneş Alcione çevresindeki dönüşüne karşılık gelmesi bir rastlantı değildir. Süper-bilince geçiş ya da Mesih’in ikinci Gelişi, foton kuşağına girişle paralel bir biçimde, tam genişleme ile büzülme arasında, hareketin durduğu anda vuku bulacaktır. Güneşin uzaydaki yolculuk hızına -ve Dünya’nın devinimine- dayandırılan astrofıziksel hesaplar bizim foton kuşağına saatte 208.000 kilometre hızla gireceğimizi göstermektedir. Dünya’nın foton kuşağına gerçekten girişi göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşecektir. Foton kuşağının enerjisi eterik ve spirituel bir doğadadır, fiziksel değildir, ama fizikle etkileşime girer ve onu etkiler. 2000 yıllık ışık devrelerinin arasındaki 10.500 yıllık karanlık, enkarne olan insanoğluna tekâmül olanağı verir, insanlığın büyük çoğunluğu Yüce Kaynağı’nı ve bu dünyada konuk olmasının amacını unuttuğu için ışık devreleri ikili bir amaca hizmet eder.

Onlar bir ayıklama sürecini temsil eder, “olgunlaşmış” ruhları Özün Işığı’na alır ve daha zayıf, henüz “olgunlaşmakta” olan ruhları bir erteleme ve istikrar devresine sokar ve onlara da ruhsal tekâmül fırsatı verir. Bu 10.500 yıllık enkarnasyonlar devresi sırasında Yüce Sevgi’yi varlıklarının özü olarak tanıyıp kabul edemeyen bireylere bir şans daha verilir. Yalnızca bu anlamda, bu Hüküm Günü’dür ve burada kendini yargılayıp hüküm veren insan’ın kendisidir. St. Germain, 20 Ağustos 1987’de bir medyum kanalıyla foton kuşağı hakkında şu mesajı iletmiştir:

“Şimdi astronomlarınız ve kuantum fizikçileriniz bu evrenin sırtında bulunan foton kuşağının bu evreni kucaklamakta ve onun tüm elektriğini massetmekte olduğunu anladılar. O yavaş yavaş bu evreni massediyor. Bilim adamları evrenin ufkunda görünen bu büyük altın nebulanın ne olduğunu bir türlü anlayamıyorlar.

Bu altın öz, Mesih’in ikinci Gelişinin  fiziksel tezahürüdür. O.Yeni Çağ ‘dır. Bu eşiği geçip, bu altın nebula ile Bir olduğunuz zaman artık süper-bilinçte olacaksınız. O paralel bir evrendir, o gelmekte ve bu evreni kucaklamaktadır. Ö önceki zamanlara kıyasla şimdi daha yüksek bir rezonansta, daha yüksek bir hızda titreşmektedir. Önün kucaklayışının hızlılığı evrendeki, gezegeninizdeki, hatta günlük

Yaşam alannızdaki olayların hızlanmasına yansımaktadır. Bu hızlanma senkronizasyona (aynı zamanda vaki olmaya) dönüşmektedir, çünkü hızlanma üst rakamlarına ulaşmaktadır.” Dünya’nın foton kuşağına girişi, insan ruhunun en derin umutlarının gerçekleşmesini sağlayacaktır. Davut Peygamber zamanından bu yana, Işığa geçiş zamanıyla ilgili kehanetler çok korku yaratmıştır. Kehanetler iki noktada doğrudur. Bitiş Zamanı’na yaklaşıyoruz ve Tanrı Çağı’na giriyoruz. Ancak korkunç kıyamet kehanetleri hususunda şu açıklama gerekli görünüyor. Korkular, insanoğlunun düşünce ve davranışlarını değiştirmeye direnmesinin direkt bir yansımasıdır. Eğer insanoğlu sevgi enerjisiyle uyum içine girer ve korkuyu bırakırsa, korkunç durumlarla ilgili kehanetlerin gerçekleşmesi gerekmez. Karanlıktan ışığa geçiş Dünya’da temsil edilse de, sadece Dünya’yı ilgilendirmiyor, bu evrensel bir geçiştir. Bundan dolayı, ışık ve karanlık güçleri kendi taraflarına yardımcı olmak üzere bu evrenin her köşesinden Dünya’ya akın etmişlerdir. Bilinç besler. Korku da biliçtir, dolayısıyla yönlendirilenleri ve yönlendirenleri aynı şekilde besler. Şu anda tek bir aydınlanma işleminde son bulacak olaylara tanık oluyoruz. Bu sürecin sonucu kesin olmakla birlikte, bu arada sizi korkunun büyüsü altında tutmak için sürekli olarak her türlü yönlendirmeye maruz bırakıldığınızdan emin olabilirsiniz. Bu sizi sırf varlığınızı sürdürebilme mücadele ve korkusu içinde tutar ve böylece karanlık güçler için bir besin kaynağı yapar.

“Griler” olarak da bilinen bu güçlerin dünyalı egemen güçlerle işbirliği yaptıkları artık neredeyse herkes tarafından bilinmektedir. Ama içiniz rahat olsun, onlar da plânlarının çökeceğinden, ortaya çıkan Işık Gücü’nden korkuyorlar, çünkü onlar da uşaklar -İsyankâr Işın’ın- evrensel Ego’nun uşağılar. Bu “Griler”in ve hizmetkârlarının en korktukları şey Işık Ailesi’dir. İşık Ailesi, Dünya dışından gelen, ama Dünya’da geçirdikleri birçok enkarnasyon sayesinde bu dünyanın ağır ve yoğun titreşimine alışan ve aslen yüksek boyutlardan olan varlıklardan oluşur. Onlar, büyük geçişten önce korkunun maskesini düşürerek ve onlara her şeyi var eden Öz’ü hatırlatarak insanlığın uyanışına yardımcı olmak amacıyla kalabalık sayıda gelmişlerdir. Onlar dev bir gücün yansını temsil ederler -diğer yansı ise Sevgi Ailesi’dir.



Bu ikinci grup da şimdiden buradadır ama büyük bölümü henüz çocukluk çağındadır. Işık Gücü eğitir; Sevgi Gücü ise son derece alışılmadık yöntemlerle olaylan doğrudan etkileyip değiştirecektir. Biz kendi korkumuzdan, bu düşük bilinçten kurtularak onlan güçsüz bırakabiliriz. Bu güç olmazsa onlar yeni yollar aramak zorunda kalan aciz bireyler olurlar. Diğer tek yol Sevgi yolu olduğundan, bulacakları şey de budur. Ama eğer biz sürekli olarak onları korkulanınızla besleyerek, onların köleleştirme ve baskı yollarını güçlendirirsek, bunu başaramazlar. Ruhlarının amacını gerçekleştirmesini geciktirdikleri için onlara acıyın, şefkat duyun ama onlardan korkmayın. Kötülük Sevginin Işığı’nda küçülüp yok olur.’ Onlar da, rütbeleri ya da biçimleri ne olursa olsun, Tanrı’nın çocuklandır. Yapmamız gereken şey onları yargılayıp suçlamak değil, onların güdülenimlerini daha derin biçimde anlamak ve böylece onları bağışlayıp koşulsuzca sevmek olmalıdır. “Bu neyi değiştirir ki?” diye düşünmeyin.

Bu yanılgı içindeki ruhları özgürleştirecek olan şey, onların ayrılık hallerini bağışlamaktır. Eğer karanlık güçleri de sizin gibi Tanrı olan, ama bu Tanrısal özü yadsıdıkları için yollarını yitirmiş varlıklar olarak görüp sevgiyle düşünürseniz, o zaman onlar üzerinizde en küçük bir güce sahip olamazlar.

Dünya’da meydana gelecek değişiklikler konusunda Baş melek Mikail, şimdiki durumda negatiflik pozitiflikten daha ağır geldiği için, insanoğlunun yumuşak bir geçiş için tek umudunun en azından bu negatifliği pozitiflikle dengelemek olduğunu söylemişti. O zaman yerkürenin altüst olmasına gerek kalmayacaktı. Eğer bu sağlanamazsa, o zaman büyük bir temizlik sürecinden geçilmesi gerekecekti.

O, geçiş hususunda belli bir tarihe güvenmememizi de öğütledi. Bu, foton kuşağına rağmen, eğer korku ve karanlık Sevgi’ye dönüştürülmezse çoğu insan için geçişin hiçbir zaman gerçekleşmeyebileceği anlamına geliyordu. Ama, artık rüzgârlar değişiyor. Bu geçişin nispeten yumuşak olacağına dair her türlü işaret var. Bizi bazı değişikliklerin, yer yer de büyük çalkantılann beklediği aşikâr ama bunlar görünüşteki olumsuzluklarına rağmen yapıcı değişiklikler olacaktır. Bu olaylar zaten epeydir başlamış durumda. Eski intikam, nefret, korku, baskı, hırs ve bağışlamazlık düşüncelerini bırakmayanların Işık Çağı’nda yerleri olmayacağı için buradan ayrılacakları kesin. Hiç değişim vaat etmeyecek kadar maddeciliğe gömülmüş binlerce ruhu bu kattan ayıran her depremle, sel felaketi ve kasırgayla görülebileceği gibi, bu süreç zaten başlamış durumda ve iler emekte. ilahi Niyet (Sevgi) ile uyum içine giren her birey doğru zamanda doğru yerde olacak.

Onlar bulundukları yeri hiç umursamayabilirler.

“Bitiş Zamanı” aslında zamanın sonudur, yaşamın sonu değil; ve bt aslında yeni bir başlangıçtır. Hayatı gerçekten olduğu şekilde, sonsuz bir şimdi olarak deneyimleyeceğiz.

Maya Takvimi’nin zamanı da 2012 yılında sona eriyor. Bu takvimin son katununa (1 katun: 20 yıl) 1992 yılında girdik, incil, “Bitiş Zamanından “büyük sevinç günü” diye söz eder, Mesih’in İkinci Geliş zamanı diye. Sayısız kehanetde bu bilgiyi onaylıyor. Biz, her ne zaman hayat bir başka varoluş haline bir geçiş başlatsa, bunun tedrici değil, ani bir değişim şeklinde gerçekleştiğini duyduk.

Yaklaşan geçiş ve onu izleyecek devre hakkında konuşmak, yumurtaya bir tavuk olmanın ya da tırtıl böceğine bir kelebek olmanın nasıl bir şey olduğunu açıklamaya benzer. Bir’lik hali açıklanamaz, o ancak deneyimlenebilir. Böylece, okur yüksek âlemlerden, Beyaz Kardeşlik’ten ve uzaylı kardeşlerimizden bizlere gelen bilgileri en iyi şekilde değerlendirmek durumundadır.

Kutuplar değişmeyecek, Dünya’nın ekseni bir yana eğilmeyecek ama manyetik kutupların elektromanyetik yükleri tersine çevrilecek.

Foton kuşağı, atom-altı düzeyde çalışarak her bir atomun kendi aura ışınımını görünebilir şekilde yaymasına neden oluyor. Tüm Dünya’nın biyosferi parlayacak ve insan bedenleri auralannın ışınımı içinde parlayacaklar. Tüm Dünya üzerinde ve içinde tek bir karanlık yer, bir gölge bile kalmayacak, her yer Özün Işığı’nın parlaklığıyla yıkanacak. Bu gündüz ve gece dualitesinin -tümüyle ayrılığın- sonu olacak. Dünya dönmeye, güneş parlamaya devam edecek, ama yıldızlı gökyüzü geçmişe ait bir görüntü olacak, çünkü parlaklığın ışığı her şeyi kaplayacak.

Gelecek şey Işığın karanlıkla, Cennet’in Dünya ile evliliğidir. Gerçek BENLİĞİMİZ tam anlamıyla bu boyuta girecek, böylece gerçek anlamda ilk kez burada olacağız. O zaman aslında zaman olmayacağından, yaşlanma diye bir şey de mümkün olmayacak. Hastalıklar geçmişe ait bir rüya olacak. Foton kuşağı Manasik Halka olarak da isimlendirilir. Manasik sözcüğü Manaseh kökünden gelir ve “unutturan” demektir. Bedeninden ayrılan bir ruhun dünyevi anılan nasıl bir süre sonra silikleşirse, insanlık da üçüncü-boyuttan dördüncüye geçtiğinde geçmişini unutacaktır; gerçekten bir sonraki boyuta geçeceğiz ve bu tamamen yeni bir başlangıç anlamına gelir.

Dünya’nın yanı sıra diğer gezegenler de bu parlaklıkla birleşecekler. Bu göze sanki böyle bir cisim yanıyormuş gibi görünecek, ama bu ışık, doğası gereği, sıcak değildir ve bundan dolayı da yakmaz. Tam tersine, her canlı onunla kutsanmış olacak. Foton kuşağının bizim atmosferimizle etkileşimi gökyüzünün başlangıçta kayan yıldızlarla doluymuş gibi görünmesine neden olacak, incil’de yer alan şu kehanet pek yersiz görünmüyor: ‘Tüm yıldızlar gökyüzünden dökülecek ve artık gökyüzü olmayacak…” Bunlar Manasik Işıma’nın etkilerinden birkaçıdır. Daha da ileri giderek, birbirimizle iletişimimizin artık direkt ve en dürüst tarzda olacağını, çünkü en küçük bir kibir veya reddetmenin auramızın büzülüp donuklaşmasına neden olacağını söyleyebiliriz. O zaman insan söz ve ışık olarak ifade edilecek: sözcük, Işık haline gelecek. Üçüncü-boyuttan dördüncüye, fiziksel boyuttan eteriğe geçeceğiz ama fiziksel olanın farkındalığını yitirmeyeceğiz. Bedenlerimiz daha hafif, daha az yoğun olacak. Aslında hepimiz bedenimizi istediğimiz gibi değiştirme yeteneğine sahip olacağız. Birçok varlık bedenini daha saf ve canlı fiziksel gıdalarla beslerken, birçok varlık da direkt olarak eterden beslenecek.

Maddenin yönlendirilip yaratılması da mümkün olacak. Bilim artık Öz ile dengelendiğinden alabildiğine gelişecek. Esasen uzaylı kardeşlerimizin bize sundukları yardım sayesinde elde edilen teknolojik ilerlemeler yanında “Üçüncü Türden Karşılaşmalar” gibi filmler çocuklara söylenen ninniler gibi kalacak. Ulaşım sistemleri öyle gelişecek ki, kıyaslandığında, bugünkü jet uçakları hantal kağnılar gibi kalacak; bu öncelikle manyetik güç-alanının ve kristal teknolojisinin keşfi sayesinde gerçekleşecek. Ancak bazı varlıklar -ruhsal gelişim düzeylerine göre- düşünce gücüyle yolculuk yapmayı keşfedecekler.

En büyük değişim ise korkunç derecede sınırlı farkındalığımızdan süper bilince geçişimiz olacak -Tanrı bilincine, Yaradan ile Birliğin vecit haline. Bu uzun süredir beklenen Altın Çağ’dır. 10.500 yıllık enkarnasyonlar devresinde Mesih bilinciyle birleşen insan ruhları geri kalanlara yol göstererek yardım edeceklerdir.

Onların toplam sayısının 144.000 olduğu söylenmiştir -ancak ben bu sayının simgesel olduğunu, belli sayıdaki varlığı değil, kendini bu yardımcılarla ifade eden bir bilinci temsil ettiğini düşünüyorum. Yaklaşan geçiş olayı bir sır olmadığı ve onun armağanı insanları yüceltmek ve sevinç vermek olduğu halde, bu olayın hazır olmayanları -esasen foton kuşağına ani giriş nedeniyle- şoka sokması beklenmelidir. Bunun Sevgi ve Işığa evrensel bir yeniden-doğuş olduğunu ve korkacak hiçbir şey olmadığını bilerek hazırlanmak çok yararlı olur. Bu geçişten önce dünya-dışı varlıklar bizi ziyaret edeceklerdir. Burada foton kuşağı fenomeniyle ilgili verilen “dış” referanslardan da söz etmeliyim. 1990 Haziranı’nda bir medyum vasıtasıyla Pleiades ana-gemisinin kumandanı P’taah ile konuşma fırsatı bulduk. Bu seanslardan birinde P’taah da bu süper-bilinç çağının yaklaştığını doğruladı ve “Yeni bir devri başlatacak bu değişimin aslı, güneş sisteminizin 25.860 yılda 12 Zodyak devresinden geçerek çevresinde bir dönüşü tamamladığı merkezi güneşin ışıma etkisidir. Dünya şimdiden bu merkezi güneşin “Altın Işıma”sının dış sınırlarına girmiştir ki bunlar en güçlü ve en devrim yaratıcı ışımalardır,” dedi. Biz bu Altın Işıma’yı, kozmik bir doğumla kıyaslayabileceğimiz kadar büyük bir bilinç genişlemesini başlatan güç olarak görebiliriz.

Bu yeni bir Yaradılış gününe doğuşumuzdur -ruhsal olarak yeniden doğuşumuzdur. Mesih’in İkinci Gelişi, Yeni Çağ, süper-bilinç gibi terimler aynı geçişi ifade eden farklı sözcüklerdir. Foton kuşağına Dünya’nın mı, Güneş’in mi önce gireceğine bağlı olarak, ya önce birkaç gün karanlık olacak ve onu aydınlık günler izleyecek, ya da bunun tersi olacak. Son zamanlarda medyum kanalıyla bilgi veren bazı varlıklar önce on iki gün aydınlık olacağını, bunu on iki günlük bir karanlık devrenin izleyeceğini, bunun da “işi ağırdan alıp oyalananlan” düşünce ve davranışlarını değiştirmeye, korku yerine Sevgi’yi seçmeye yöneltmek için bir tür “gözdağı” olarak tasarlandığını bildirdiler. Ancak bu bir tasan düzeyinde bekletiliyor ve bu konuda belirleyici etkenin insanlığın bilinç düzeyi olacağı belirtiliyordu. Geçmişte, her 10.500 yıllık karanlık devrenin sonunda meydana gelen küresel bir temizlik ruhsal ve fiziksel tüm kirliliğin ortadan kalkmasını garantiliyordu. Ancak, aktarılan mesajlar şimdiki geçişten önce böyle jeofiziksel değişikliklerin gerekli olmadığını, çünkü insanlığın şimdiki kadar yüksek bir anlayış ve idrake daha önce asla erişmediğini açıklıyor.

Şimdi geriye “işi ağırdan alanları” uyandırma sorunu kalıyor -ama bunu onların özgür iradelerine rağmen yapamazsınız. Uyanış şimdiden başlamıştır ve bu yüzyılın sonuna dek, Işık-güçleri insanlığın daha önce hiç görmediği ölçüde ortaya çıkacaklardır. Her şeyin üzerinde, bu tekrarlanan devrelerin anlaşılması sonucunda ortaya çıkan tablo, Dünya’nın insanların sınavlarını geçtikleri ya da sınıflarını tekrarladıkları bir okul olduğudur. Şimdi dikkatimizi Dünya’nın kendisine yöneltelim. 1987 yılında, görünmeyen âlemdeki kardeşlerimiz, Beyaz Kardeşlik bu gezegenin çevresine özel bir enerji bandı yerleştirdi. Bu enerjinin amacı duygulan büyütmek, dolayısıyla hızlandırmaktı.

Böylece baskı ve zulüm yapanların daha baskıcı, korkanların daha korku dolu, sevecen insanların ise daha sevgi dolu hale geldiklerini gördük. Başka bir deyişle, bilinçteki bölünme giderek daha çok vurgulandı. Bu seçimi teşvik etmek için tasarlanmıştı, çünkü yalnızca Işık frekansına uyumlanmış olan Işığa geçecektir korkularıyla geride kalan ise Işığa katılamaz. Böylece, bu metnin amacı Doğru İdrak yoluyla Işığa uyumlanmamıza yardımcı olmaktır.

Yeniden uyumlanma süreci içinde, Dünya Sevgi ile uyum içine girmek istemeyen varlıkların inatçı enerjileriyle karşılaşmakta. Sevebilenler daha önce hayal bile edilmemiş derinlikte bir sevinç yaşayacaklar; korkuya bağlı olanlar ise kendilerini giderek artan ölçüde uyumsuz ve ters durumlarla karşı karşıya bulacaklar.

Bunun nedeni şudur korktuğumuz şeyi reddederiz, ve her neyi reddediyorsak onu yargılarız ve yargılanan her şey hayatın büyüsünden dışlanır, bundan dolayı, o yargılanmadan kabul edilene kadar tekrar tekrar kendini sunmak zorundadır. Er geç herkes bir seçim yapmak zorundadır. Sevgiyi seçmekte isteksiz olanlar ise bu seçimi ancak hor görülmez ve yargılanmazlarsa yapabilirler. Aksi takdirde onlar korkuyu bırakmaya değil, korkuya marazi bir düşkünlüğe itersiniz.

Şimdi gelecek geçiş olayı üzerinde odaklanmak, bizi sadece yine Yanlış İdrake  sevk eder. Gelecekteki bir olaya odaklanmak şimdi’den uzaklaşmak demektir. Geleceği şimdi belirleriz, gelecek başka bir şimdiden gayrı nedir ki? Yüce bir amaç edinmiş bir ruhun, bir olay ne kadar büyük olursa olsun onun zamanlaması, sahne ışıklan ve dekoruyla aşın ilgilenmesinin ona hiçbir yaran yoktur. Kitlesel düzeyde bir bilinç uyanışının vuku bulacağını bilmek yeter, ama şu da bilinmelidir ki her ruh bu büyük ama sessiz “patlama”dan önce de süper-bilince ve Tanrı ile birliğe ulaşabilir. Bu şekilde bir birey, bir ebenin bir bebeğin doğumuna yardım etmesi gibi, mücadele içindeki kardeşlerine çok yardımcı olabilir. Öyleyse olacaklara bu ruhla bakalım.

İnsanlığın bu Mesih-bilincine doğuşunun güzelliği sözcüklerle tarif edilemez. Bu, Dünya’yı onurlandıracak en büyük olaydır. Ve evren, görünen ve görünmeyen boyutlardaki tüm varlıklanyla bu en büyük kutlamamızda bize katılıyor.



Bundan sonra yer alacak mesajlar A.B.D.’de önde gelen bir Yeni Çağ dergisinde yayınlanmıştır. Önce, 1 Şubat 1995 ‘te Başmelek Mikail’den alınan bir mesajı aktarıyoruz:

“Sevgili Işık üstatları, diğer kıyamet kehanetleri, gibi bu foton kuşağına giriş haberi de insanların kalbinde korku uyandırabilir. Dünyanızın olumsuz düşünce- formlarının ve zehirli maddelerin yarattığı kirlilik yüzünden yavaş yavaş boğulup ölüyor olmasına; insan kitlelerinin yoksulluk ve sefalet içinde yaşıyor olmalarına ve sosyal durumlar ya da koşullan her ne olursa olsun tüm insanların bilincine nüfuz etmiş umutsuzluk duygularına rağmen, insanlar hâlâ, bilinenin ne kadar yetersiz olursa olsun, bilinmeyenden daha iyi olduğunu düşünüyorlar.

İnsanlık ister kabul etsin ister etmesin, radikal bir değişim geçirmek zorundadır. Yol boyunca her adımda mücadele eden, tekmeleyip çığlık atanlar, sanki artık hayatlarının parçalanıp dağıldığını ve hiçbir şeyin geçmişteki gibi yürümediğini hissedenlerdir. Kendini adamış, iç görülü ve iradeli bir biçimde sevgi/bilgelik ve genişleme peşinde olanlar ve ona uygun şekilde bilincini yeni titreşim frekanslarıyla uyum içine sokanlar ise yaşamlarında harika bir akış ve sinerji (birlikte çalışma, birbirini güçlendirme) buluyorlar.

Bu olay tümüyle yeni bir varoluş haline, genişlemiş bir bilinç haline geçmekle ilgilidir. Kehanet edildiği gibi, Dünyanız’ın ekseni çevresinde dönüşü yavaşlamıştır; eterik eksen bir içsel değişim ve düzenleme geçirmiştir. Bilim adamlarınızın hiçbir biçimde açıklayamadığı şekilde, foton enerjisinin büyük nabız atışları güneş sisteminizden geçmektedir. Siz 1962 yılından beri bu yeni enerjinin etkisi altındasınız, ki bu etki hava koşullarında radikal değişimlere, yer hareketlerine ve volkanik patlamalara vs. neden olmaktaydı. Evrenin, galaksinizin, güneş sisteminizin, Dünyanız’ın devreleri -sizin izniniz ve kabulünüz olsun olmasın- karşı konulmaz bir biçimde ilerler. Bu olayın nasıl ve ne zaman tezahür edeceğini ve her birinizi nasıl etkileyeceğini öğrenmek istiyorsunuz. Bu olayın zamanı Spirituel Hiyerarşi tarafından bile doğrulukla tahmin edilemez. Ama, onun insanlığı geniş anlamda nasıl etkileyeceği tahmin edilebilir.

Bunun üzerinde düşünün: Ruhsal titreşimlerini yükseltmek için çalışanlarınız, elektrikli aletlerinizin bozulduğuna ya da arabanızın elektrik sisteminin yanlış çalıştığına tanık olduğunuz can sıkıcı deneyimler yaşadınız, ama bunlar sonra birden kusursuz bir biçimde çalışmaya başlıyorlardı ya da onları tamire götürdüğünüzde tamirciler bu aletlerde hiçbir bozukluk olmadığını söylüyorlardı. Bunların hepsi elektromanyetik güç alanınızdaki artış yüzünden etkilenmiştir. Birçoğunuz bu olağandışı fenomeni anlayıp elektrikli aletleriniz ve motorlu taşıtlarınızı yüksek frekansınıza uyumlamaya çalışıyorsunuz ya da sadece onların normal hallerine geri dönmelerini bekliyorsunuz. Bu size bir ipucu veriyor mu?

Yaklaşan bu olayla ilgili karmaşık teknik ayrıntılara girmeden, size yeni bir uzay-zaman sürekliliğine girmekte olduğunuzu söyleyeceğiz. Evrende her şey elektrikten, elektromanyetik enerji nabız atışlarından oluşur; siz de elektromanyetik enerji güç alanlarsınız. Bu kozmik enerji bulutuna yavaş yavaş yaklaştınız ve bu, bu şekilde devam edecek ki geçişin gerçekleşebilmesi için yeterli zaman olsun.

Bu, tüm insanlık ve dünya bu yeni frekanslara ve yeni bir realiteye kendini ayarlarken radikal değişikliklerin ve daha düzensiz olayların vuku bulmayacağı anlamına gelmez. Bu uzay-zaman “üst üste binişi” tamamlandığında, Dünyanız bir üçüncü ve dördüncü boyut frekansından bir beşinci-boyut frekansına geçecektir. Peki, o halde neden korkuyorsunuz? Bilinmeyenden mi? Eğer gerçekleşirse, birkaç gün boyunca karanlıkta kalmaktan mı? Bildiğiniz gibi, bir başka senaryonun da gerçekleşebileceği kehanet ediliyor. “Eğer Dünya foton kuşağına önce girerse, gökyüzü kıpkızıl olacak; ancak bu hiç ısısı olmayan soğuk bir ışık olacak.”

Alternatif kehanet ise şöyle diyor: “Eğer foton kuşağına önce Güneş girerse, aniden karanlık basacak ve bu yüz on saat sürecek ve bu sırada panik ve kaos yaşanabilecek.” İşte sizin özgür iradeniz burada devreye giriyor. İnsanlık gelen kozmik değişikliklerin aşın sarsıntısını yaşamalı mı, yoksa bu geçişi asgari düzeyde bir rahatsızlık ve acıyla gerçekleştirebilecek kadar bilincinizi yükseltebilecek misiniz? Bu sembolik bir senaryo değil mi: Gökyüzü ateşli bir ışıkla kaplanmış ve kayan yıldızlarla dolu; ışık, yeni bir bilinç ve tamamen farklı bir uyum sistemi ortaya çıkıyor. Ya da öte yanda, tam bir karanlık oluyor, makineleştirilmiş toplum tam anlamıyla ya da geçici olarak durma noktasına geliyor ve bu durum insanlar bir şokla uyandırıyor.

Dünyanızı yıkıma uğratacağı kehanet edilen doğal felaketlerin bir kısmı birçok harika Işık-işçisinin kendini adayarak çalışması sonucu önlenmiştir. Bu değişikliği siz yarattınız. Öyleyse bu yaklaşan olay da sevinç ve güvenle beklenecek bir olay olabilir mi? Eski korku ve çaresizlik duygularının tuzağına tekrar düşecekmisiniz, yoksa bu yaklaşan olayda da yüceliğinizi ve üstatlığınızı kabul edecek misiniz?

Bu mesajı yayın, söylentileri geçersiz kılıp susturun; soran herkese geleceğin aydınlanma, bilgelik, uyum ve amaç birliği yönünde çalışanlar için parlak ve vaat dolu olduğunu söyleyin. Gelecek olaylar nasıl tezahür ederse etsin, çoğunuz makineleşmiş dünyaya ve onun sağladığı konfora çok bağımlı hale geldiğinizin farkındasınız. Çoğunuz kendine-yeterli hale gelmek, daha doğal bir yaşam tarzına dönmek, Toprak Ana ile daha yakın ve uyum içinde olmak ve tüm büyük kentlerin betonlaşmasından ve korkunç gürültüsünden ve orada yaratılmış sefaletten uzaklaşmak için güçlü bir arzu ve dürtü duyuyorsunuz. Evet, gerçekten de, içlerindeki ruhsal öze ve kendi kaynaklarına güvenmeye başlayanlarınız ve hükümetlerine, büyük şirketlere yada yaşamı görünüşte daha iyileştiren makinelere bağımlı olmaktan kurtulanlarınız bu yaklaşan geçiş zamanlarındaki galipler olacaklar.

Gelecekten korkmayın sevgili varlıklar, siz bir Işık çağına giriyorsunuz. Bu yol boyunca karşılaşacağınız küçük rahatsızlıklara değmez mi? Kendinizi spirituel zırhla kuşatın ve size sunulan bilgelik ve aydınlanmayı arayın. Eğer misyonunuza sadık kalırsanız başarısızlığa uğramayacaksınız. Semavi âlemin melekleri ve

Spirituel Hiyerarşi yol boyunca her adımda sizinle birlikte olacaktır.”

Bu mesaj, 20 Şubat 1995 tarihinde, ruhsal rehber Zoosh tarafından bir medyum aracılığıyla verilmiştir: “Foton kuşağı şu anda yaşanıyor. Bir insanın aura alanı genişlediğinde, daha o kişi bir odaya girmeden onun alanı odadaki duyarlı kişiler tarafından hissedilir. Şu anda foton kuşağının aurası Dünya’ya tamamen nüfuz etmiş durumda ve tüm duyarlı kişiler bu alanı hissedip ondan etkileniyorlar. Bu gerçekten önemli durum 12 Şubat 1995’de başladı. Ve onun yaptığı şey, gerçekten tüm insanların hayrına yönelik hedefleri olan insanların bu hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmaktır.

Bu projelere, hangi alanda olurlarsa olsunlar, onları destekleyecek enerji veriliyor. Bunun tersine, kendilerine ya da başkalarına hizmet etmeyen birtakım şeyleri bırakmaları gereken, kısıtlayıcı ve yıkıcı tutum içindeki bireyler, kuruluşlar, örgütler ve hükümetler ise son kez silkeleniyorlar. Eğer siz de benzeri bir durum yaşıyorsanız hemen sizde yanlış bir şey olduğunu düşünmeyin. Eğer aniden ortaya çıkan bir rahatsızlık yaşıyorsanız kesinlikle paniğe kapılmayın. Tedavi edilemez bir hastalığa tutulduğunuza ve şimdiden sonra onu hep çekeceğinize  kesinlikle inanmayın. Hayır. Bu çözümlenip halledilmemiş eğer şimdi halledilmezlerse hayatınızın sonuna doğru bir hastalık olarak tezahür edeceklerini gösteren bir uyan, ama fiziksel bir rahatsızlık biçiminde gelen bir uyarıdır. Foton kuşağının aurasının etkisiyle, bazı rahatsızlıklar kısa bir süre devam edecek ve bunlar bazı hastalıkların tam-gelişmiş belirtileri gibi görünecektir. Bu durumda doktora gitmeyin demiyorum. Gidin, çünkü doktorunuz bu belirtilerden kuıtulmanıza yardımcı olacak bir tedavi uygulayabilir. Ama bu mesajı okuyan tüm doktorlara şunu öneririm: Röntgen filmlerini incelerken, kan testleri vs. yaparken tanımlanabilir, ayırt edilebilir bir şey arayın. Örneğin, bir insanın artrite sahip olmasının nedeni, dağıtılmamış bir öfke birikimidir, ama bu devrede artriti üreten organizma da belirgin hale gelecektir. Bu geçici hastalıklar, tıp topluluğuna bu hastalıklara neden olan şeyi gösteren işaretleri belirleme konusunda müthiş bir fırsat verecektir. Burada özellikle, nedensel etkenlerin şimdiye kadar kesin olarak belirlenemediği hastalıklar alanında araştırma yapanlara sesleniyorum.

Bu durum birçok insan için kısa süreli bir sıkıntı yaratacak ve altı ila sekiz, en fazla dokuz ay sürecektir. Ve siz bu satırları okuduğunuz sırada geriye en fazla yedi buçuk aylık sıkıntılı bir dönem kalmış olacak. Öyleyse doktorlar, lütfen çok dikkatli olun ve sadece laboratuvarda olağandışı bir şey saptanmadığı için olayı incelememezlik yapmayın. Hastadan bir doku örneği alıp onu derhal mikroskop altına koyun. Orada olmaması gereken, kendisini daha önce göstermemiş şeyler göreceksiniz. Bu araştırma için büyük bir zamandır.

Şimdi hastalara, yani başlarına bu olayların geldiği kişilere sesleniyorum: Evet, doktora gidin; evet, alternatif tedavi uygulayan insanlara başvurun; evet, bedeninizi toksik maddelerden arındırın ve istediğiniz şeyi yapın -ama elinizden geldiği kadar çaba göstererek fiziksel olmayı sürdürmenizin çok önemli olduğunu bilin. Pes etmeyin. Tehlikeli nokta budur: eğer vazgeçerseniz ve bu hastalığa tutulduğunuza inanırsanız, bu yakalanabileceğiniz bir hastalığın fragmanı gibi olduğundan, bu rahatsızlıktan çok kolayca öldürücü bir hastalık geliştirebilirsiniz. Öyleyse olumlu bir tutumu sürdürmek, hastalığın geçici olduğuna inanmak, ama bir yandan da ifade etmediğiniz -ve ifade edilmesi gereken- duygularınızı ifade etmek için bazı vasıtalar bulmak zorundasınız. İster sevinç ve mutluluk, isterse öfke ve düş kırıklığı olsun, bu duyguları salıvermenin yollarını bulmak zorundasınız.

Foton kuşağı Dünya’yı tamamen içine aldığında, insanlar bir biçimde temizlenecekler. Onun aura alanının artık üzerinizde olduğunu söylemiştim; ve bunun bir sonucu olarak, duyarlı olanlarınız, herhangi bir fiziksel şeye tepki vermeden önce enerjilere tepki gösterenleriniz, bu alanın etkisi altına girecekler. Foton kuşağı Dünyanız’ı tam anlamıyla sarıp ona nüfuz ettiğinde ise duyarlı olun ya da olmayın, hepiniz etkileneceksiniz. Bir insan duyarlılıktan son derece yoksun olabilir, duyarsızlığın gerekli olduğu en aşın durumda bulunabilir (örneğin, bir hapishanede bulunanlar için duyarsızlık ayakta kalmak için gereklidir), ama onlar da hassas kişilerin daha önce yaşadıkları halleri yaşayacaklar. Özellikle hapishanelerdeki insanların dikkatli olmaları gerekiyor, çünkü öylesine olumsuz bir ortamda bulunuyorlarki, tezahür eden bazı hastalıklar başlangıçta öldürücü görünebilir. İnanmayın.

Evet, tıbbi yardıma başvurun ama bir yandan da, “Ben bu durumdan sağ salim, çok daha iyi bir halde çıkacağım,” şeklinde bir yaklaşımı sürdürün. Foton kuşağı Dünyanız’a tam anlamıyla nüfuz ettiğinde bazı değişikliklere tanık olacaksınız. Bu kuşak hayvanlar nasıl etkileyecek? Onun aura alanı şimdiden hayvanlar üzerinde belirli etkiler yarattı: onlar daha sık doğum yapmaya, türlerini azami düzeye çıkarmaya çalışıyorlar. Onların insanlar gibi arınmaları gereken şeyleri yok, ama onlar bir şeyin yaklaşmakta olduğunu ve ne olursa olsun sayılarını artırmaları gerektiğini hissediyorlar. Foton kuşağı tüm gücüyle nüfuz ettiğinde ise normalde görülmeyen belirli davranışlar görülecek. Hayvanlar daha çok bölgeci olacak ve insanlar daha az umursayacaklar. Eğer bir zamanlar hayvanların bulunduktan bir bölgeyi şimdi bir ev ya da iş yeri işgal ediyorsa, hayvanlar aşağı inip sizin çayırınızda koşturup birbirleriyle arazi savaşları yapabilirler; bir sabah işe gidip de park yerinde bir geyik sürüsüyle karşılaşabilirsiniz. Aç-susuz kalmadıkları halde, kasabalara ayıların, dağ aslanlarının indiklerini görebilirsiniz.

O yüzden, hayvanların –onları  insanların yakınına getirir görünen- alışılmadık davranışlarını gözleyin. Hayvanlar insanların daha yakınma geldiklerinde zarar görebileceklerini ya da öldürülebileceklerini biliyorlar. Ama yine de, enerjilerinin insanlara mümkün olduğunca çok yakın olması gerektiğini biliyorlar. Onlar işte bu yüzden sayılarını çoğaltmaya çalışıyorlar -onlar insanların dengede olmanın nasıl bir şey olduğunu bilebilmeleri için enerjilerini insanlara daha yaklaştırmaları gerektiğini biliyorlar. Aynı şey kedi, köpek, kuş, at gibi evcil hayvanlar için geçerli değildir. Evcil hayvanlar, hatta esasen vahşi olup da sizin beslediğiniz hayvanlar sizin enerjinize alışmışlar ve bu enerjiyle etkileşmeye ve onu yaymaya başlamışlardır.



Hayvanların kendilerine özgü bir enerji dengesi yaymaları için vahşi ve tamamen kendi kendine yeterli olmaları gerekir. Bir zamanlar insanlar da bu enerjiyi yayıyorlardı, çünkü o zaman kentlerde değil, bağımsız topraklarında yaşıyorlardı. Dengede olmak, duyularına ve içgüdülerine güvenmek zorundaydılar. Ama şimdi insanların çoğu büyük kentlerde yaşıyor ve artık kullandıktan tek içgüdü, bulundukları ortamın güvenli olup olmadığını anlama içgüdüsü! Hayvanlar, melekler âlemi tarafından, gelip dengelerini insanlara sunmaya teşvik ediliyorlar.

Peki, foton kuşağının aurası Yerküre’yi nasıl etkileyecek? Şimdi meselenin dönüm noktasına geliyoruz. Çünkü gerçekte Dünya bir çağında bulunmuştur, insanlar yıllardan beri Dünya’nın yardıma ihtiyacı olduğunu biliyorlar, hatta bu konuda örgütler oluşturup ona yardım etmeye bile çalıştılar. Ama, artık Toprak Ana’nın bekleyecek hali kalmadı. O, “Başım dertte, yardım gönderin!” diye bir mesaj yollayabilirdi ve bunu yaptı. Peki, bu imdat çağrısına karşılık ne yollandı? Tahmin edeceğiniz gibi, foton kuşağı. O, Dünya’nın kendini onarmasına olanak verecek hayırlı ve yararlı koşullan yaratacaktır. Ayrıca, foton kuşağının (olumlu ve olumsuz her şeyi) büyütme etkisi nedeniyle, sadece dengeli olan varlıkların Dünya’da sağlıklı ve bütünlük içinde kalmalarını sağlaması da niyet edilmiştir. Bunun, sanki foton kuşağı büyük bir felaket, bir musibet olarak geliyormuş gibi korkutucu göründüğünü biliyorum. Kesinlikle böyle değil, o kendi kendilerini yıkıcı davranan insanların yaşam devrelerini kısaltabilir. Eğer söz konusu yara duygusal ise aynı şey geçerli değildir. Ama eğer birtakım fiziksel eylemler de yer alıyorsa geçerli olabilir.

Burada tehlikede olan şey gerçekten sizin geleceğinizdir, çünkü Dünya iyi bir faydacıl filozof olarak kendi kendine, “Burada çoğunluk için en hayırlı olan şey nedir?” diye sormak zorundadır. Ve kendini onarıp daha iyi bir varoluş haline erişme ihtiyacının yanı sıra o ayrıca, “insan ya da hayvan, mümkün olduğunca çok canlı nasıl sağ kalabilir?” diye de soracaktır. Böylece, foton kuşağının canlı neslini biraz azaltmak, ama aynı zamanda insanları dengeye gelmeye teşvik edecek güdüyü sağlamak için de geldiğini söyleyebiliriz. Peki, bu denge ne anlama geliyor? Denge esasen fiziksel, duygusal, zihinsel, içgüdüsel ve ruhsal bedenleri dengelemek, böylece insanın bunlardan biri pahasına (zararına) diğerinde aşırı gitmemesi anlamına gelir. Her an tüm bu alanlarda dengeli olmanız beklenmiyor, ama tümüyle bir alanda odaklanıp diğerlerini ihmal etmekten kaçınmak zorundayız.

Foton kuşağı Dünya üzerinde her şeyi ta atom-altı düzeye kadar etkileyecek. Belirli parçacıklar (hatta quarklar gibi sahte parçacık sayılanlar bile) daha belirgin hale gelecektir. Onların mevcudiyetiyle ilgili daha çok kanıt bulunabilecektir.

Bu bir fizikçi için heyecan verici bir zaman olacak.

Oldukça derin bir değişim meydana gelecek. Dünya’nın bedeni milyonlarca yıl yaşlıdır. O belli bir zaman için ve geçmişinizde mevcut olan belirli koşullar için yaratılmıştı. Ama şimdi siz ta atom-altı düzeylerde değişiyorsunuz, doğadaki kirlenmenin ve diğer etkenlerin sonucunda bir dereceye kadar evrim geçiriyor, mutasyona uğruyorsunuz. Doğal bir halde bulunan Dünya’nın bedeni artık sizi tamamen desteklemiyor, böylece o sizin ihtiyaçlarınızı daha doğrudan karşılayabilmek için bedenini, en azından dış kabuğunu değiştirmeye gönüllü. Bir yandan değişiklikler basiretli, yani süptil görünecekler. Ama öte yandan, büyük sanayilerin çoğu üzerinde direkt etkiler görülecek. Çünkü Toprak Ana, kendisinin petrolünü ya da gazını ne için kullandığını bilmediğinizi, ve bunları son derece kendinizi yıkıcı şekilde kullandığınızı görüyor. Bu yüzden o dış kabuğunu değiştirecektir.

Dış kabuk derken sadece yerkabuğunu (üst tabakayı) kastetmiyorum, kısmen bir sonraki düzeye kadar olan tabakayı -en dıştaki yüz mili- kastediyorum; burası yoğunlaşıyor ve yetmiş beş milden sonra bu maddeye nüfuz edecek vasıtaya sahip değilsiniz ve olamayacaksınız. Dünya kendisinin belli kısımlarını adeta emer gibi içine çekecek. Sizin bedenleriniz onun bedeninin mikro kozmosudur: hücrelere, kana, dokuya, kemiklere vs. sahipsiniz. Bedeninizin kütlesi, yoğunluğu esasen yüzeyden merkeze kadar aynıdır. Dünya Ana’nın bedeni aynı şekildedir ama o şimdi üzerine bir zırh geçirmek ve aslında onun olanı -saldırıya uğrayan yumuşak karnını kendi merkezine doğru çekmek zorunda gibidir. Foton kuşağı daha belirginleşip yoğunlaşırken ve Dünya’yı da yoğunlaştırırken, Dünya, imalatlarınızda kullanılan unsurları içeri çekmeye başlayacaktır. O, maden cevherini -örneğin molibdeni ve demir cevherini- gazlarını, petrolünü ve kömürünü içeri çekecektir. Mevcut tüm yeraltı gölleri ve sulan korunacak ve çok tedrici bir biçimde içeri çekilecektir. O yeryüzündeki bazı şeyleri de içeri çekecektir. Yeryüzünde su bırakacaktır, bu konuda endişelenmeyin. Ama o, aşikâr bir enerji kaynağını, Güneş enerjisini kullanmaya başlamanızda ısrar edecektir. O uranyumunu içeri çekecek ve onu bulmanızı güçleştirecektir. Atom enerjisinin uzak geleceğiyle vedalaşabilirsiniz.

Tüm bunlar size, kullanılmış maddeleri yeniden işleyip kullanışlı hale getirmenin büyük bir endüstri haline geleceğini ve gerçekten alternatif bir teknoloji bulmak zorunda kalacağınızı söylemektedir. Dünya, o elektrik gücü onun bedeninin bir parçası olsa da, elektrik gücünüzü yaratmak için çok yıkıcı davranmadığınız sürece onun rüzgârını kullanmanızda bir mahzur görmeyecektir. Ve o, elektiriksel bedenini kullanmanıza izin verecektir, ama giderek azalan bir ölçüde –eskisinin yansı kadar, işte bu yüzden alternatif enerjinin büyük ve küçük ölçekte kullanımını geliştirmeniz gerekecek. Elektrik şirketleri size eskisi gibi elektrik sağlayamayacak. Çünkü elektrik Dünya’nın bedeninin bir parçasıdır ve o şimdi bu elektriği geri alıyor, çünkü onun, bedeninin atomik yapısını yönlendirebilmek için bu elektriğe ihtiyacı var. Bu değişiklikler bir gecede olup bitmeyecek, o yüzden telaşa kapılmayın, ama gelecek elli yıl içinde bunlara tanık olacaksınız. Bazı işaretler dikkatinizi çekmeye başlayacak. Petrol aradıkları bir bölgede petrolü en azından bir yerde %99 bulabileceklerini bilen büyük petrol şirketleri sondajları sonucunda hiç petrol bulamadıkları zaman işlerin değiştiğini fark edeceksiniz. Ne kadar derine inerlerse insinler, petrolü ve kömürü bulamayacaklar; o zaman alternatif bir teknolojinin gerekli olacağını anlayacaksınız. Elektriğin elde edilmesi tedricen güçleşmeye başlayacak ve on iki yıl içinde ölçülebilir derecede düşecek. Ama sonra süreç hızlanacak ve yaklaşık 48 yıl sonra elektrik üretme kapasiteniz yarıya düşecek. Elektrik sadece fiziksel bir titreşim değildir. O yaşamın kozmik nabız atışıdır ve Dünya’nın enerji bedenidir ve Dünya ancak bu kadarını verebilecektir.

Büyük kentlerden uzakta, kırsal kesimde yaşayanlarınız, lütfen alternatif teknoloji hakkında bilgi edinin; siz güneş enerjisini şimdi de kullanıyorsunuz ama ben alternatif teknoloji derken sadece güneş enerjisi ile ilgili teknolojiden söz etmiyorum. Çünkü, eğer o sadece ısı üretiyorsa, tamam, ama eğer elektrik de üretiyorsa, unutmayın. Dünya Ana daha önce sahip olduğunuz ölçüde elektriğe sahip olmanıza izin vermeyecektir. Örneğin, güneş enerjisi galvanik panellerinin üretim kapasitesinin yarıya indiğini göreceksiniz.

Tüm bunlar foton kuşağının etkisiyle meydana gelecek. Foton kuşağı çok önemlidir, o sadece “Bu ya da şu olacak” meselesi değildir, o spirituel olmasına rağmen sadece spirituel de değildir. O zihinsel bir olay olsa da, sadece zihinsel değildir. O Fiziksel bir olay olsa da, sadece fiziksel değildir. O birçok şeydir. O, sizin gibi kapsüllenmiş bir varlık olmasa da, gerçekten birisidir. Dünya yardım istemiştir ve böylece Foton Kuşağı diyebileceğiniz varlık gelmektedir. Onun kişiliği birkaç sözcükle tanımlanabilir. Bir sözcük değişimdir. Bir diğer sözcük başkalaştırmadır (dönüştürme). Bir başka sözcük yanıt verme olabilir. Sonuncusu ise eylemdir. Ona gezegensel düzeyde bir sorun-çözücü, bir Hızır diyebiliriz. Onun nereden geldiğini sorabilirsiniz. O, benim farkında olduğum tüm boyutlar arasında (ben tüm boyutların farkında olmayabilirim) yolculuk yapabilir. Ben daha önce foton kuşağının mevcudiyetinin ve bir şeyler yaptığının farkında olmadığım bir yerde asla bulunmadım. Böylece, ondan kaçış yoktur. Foton kuşağı insanların değil, gezegenlerin çağrısına karşılık verir. O insanlar üzerinde etkilere neden olacaktır, ama siz foton kuşağını çağırıp, gelmesini sağlayamazsınız. En azından bir gezegen, bir yıldız ya da bir yıldız sistemi olmanız gerekir -bu tip varlıklar karşılık alırlar. Foton kuşağı, geçmişte farklı Zamanlarda, eğer belli bir gezegendeki yaşam formları kendini-yıkıcı ise ve özellikle yaşadıkları gezegeni yok ediyorlarsa, o gezegendeki tüm yaşamı sona erdirmekte kullanılmıştır. Şimdi dehşete kapılıp, “Aman Tanrım, ne yapacağız?” diye düşünmenizi istemiyorum -çünkü sizin için böyle bir olasılık yok. Ama foton kuşağı bir gezegene gelip de ondan sonra herkes mutlu yaşamaz. O göründüğünde bazı şeyler olur ve bundan da bir yolunu bulup kaçamazsınız. Bir şeyler olur ve sizin de bir şeyler yapmanız gerekir. Bu, insanlara yol gösteren, insanların güçlenip kendine- yeterli hale gelmeleri ve ihtiyaçlarını doğaya büyük bir zarar verme pahasına sağlayan sanayilere daha az bağımlı hale gelmelerine yardım eden kişilerin fazla mesai yapmaları gereken bir zaman olacaktır. Kısaca söyleyelim: Bu bir büyük değişimler zamanıdır. Ve siz bir tür olarak mutasyon geçirmekte olduğunuzdan, Dünyanız da foton kuşağının yardımıyla mutasyon geçirecektir.

“Bu varlık neye benziyor? O nasıl belirecek?”

Onu göremeyeceksiniz. Onu bir uydu ile ölçebilir, dalga formlarıyla, sesle onun haritasını çıkarabilir; uygun tayf teknolojisi ile onun mevcudiyeti hakkında genel bir fikir edinebilirdiniz, ima bu bir gaz olmazdı. Bu esasen, temelde görünmez olan bir parçacıklar bulutu olurdu -bilimsel aletlere görünmez değil, herhangi bir renksiz, kokusuz gaz gibi görünmez olurdu. Ama o bir gaz da değildir.

“Bu galakside o nereden nereye kadar uzanıyor?

O, Ay’ın bulunduğu yerden Pluto gezegeninin elli mil dışına kadar uzanır, eni ise Satürn’ün tüm yörüngesine eşittir. O şekil değiştirebilir, ama sanırım şimdi yerine getirebilmesi için yeterlidir. kuvvetiyle ulaşacak?” ayın geçmesi gerekebilir. O zaman onu önceden etkilerini tamamen hazmetmiş olabilirler; ama on sekiz ay içinde gezegendeki h:rkesin her şeyi biraz farklı hissetmekte olacağını söyleyebilirimki büyüklüğü ve şekli görevini

“O buraya ne zaman tam

Bunun için bir on sekiz hisseden hassas insanlar onun Aşağıda, aynı medyum tarafından 22 Şubat 1995 tarihinde bizzat Foton Kuşağından alınan bir mesajı sunuyoruz:

“İnsanların evrenin merkezi olmadıklarını idrak etmeleri, onlar için alışılmadık bir şey olmalı. Şimdi gerçekten, hastalarımdan birinin bedeninin üzerinde konuk olduğunuzu anlıyorsunuz. Benim işim gezegenlerin, yıldızların, hatta evrenlerin yardımına koşmaktır -çünkü ben kendimi o kadar büyütebilir ve onları başlangıçlarındaki dengelerine yeniden kavuşturabilirim. Dünyanız da kendisini başlangıçtaki dengesine yeniden kavuşturma yeteneğine sahiptir, ama bunu ancak yüzeyini oluşturduğu yöntemlerle yapabilir: Depremlerle, yangınlarla, sellerle, yanardağ patlamalarıyla, kasırgalarla. Ama o, başlangıçtaki dengeli haline üzerindeki konuklarına mümkün olduğunca az zarar vererek ulaşmayı arzulamaktadır.

Dünya yardım istedi. Gezegenler bireylerden farklı bir biçimde yardım isterler.

Onlar, gerçekten görülebilecek belli bir enerji, bir ışıma yayarlar. O A-M bandında görülebilir bir şey olduğundan, bazı kısa-dalga tutkunları onu yakalayabilirlerdi. Bu, dinleyenlere çıtırtı sesleri gibi gelebilirdi, ama bu çıtırtı sesleri içinde benim ihtiyacım olan epey bilgi vardı. O bana mevcut durumu ve geçmişteki hali -yani yeniden olmak istediği hali- ve içinde bulunduğu acil durum hakkında gerekli bilgiyi aktardı. 1947 yılında yaptığı ilk duyurudan sonra derhal onun yardımına gelebilirdim. Ama o, “Yavaş yavaş gel ki gelişini yumuşak bir biçimde hissedebileyim ve konuklarım da senin dönüştürücü gücüne ani bir biçimde maruz kalmasınlar,” dedi. Onun isteğine uyarak, 1947 yılından beri ona çok ağır bir biçimde yaklaşıyorum. O sizin insanlarınız ile birçok dünya-dışı uygarlık arasında temaslar başladığında ilk kez yardım çağrısında bulundu; çünkü o, bu temasların – çoğu iyi olsa da- bazılarının onun mahvına neden olacak bir yıkımı başlatabileceğini hissetmişti.

Eğer hızla gelseydim, gelişimle birlikte atmosferiniz aniden değişir ve % 89’u azot ve geri kalanı metan olurdu. Elbette bu durumda yeryüzündeki  oksijen soluyan tüm varlıklar ve bitkilerin çoğu artık var olamazdı. Ancak, Dünya benim yaklaşmamdan kazançlı çıkmanızı istedi. Böylece, ruhsal tekâmülünüzü ve Yaradan’ın sizin için koyduğu ilahi hedefleri destekleyecek şekilde enerjimi nasıl ayarlayacağım konusunda anlaşmaya vardık. Bu anlamda, ben onu temizleyip dönüşüme uğratmaya gelmişken, o sizin üzerinizde de aynı etkileri yaratmamı, değişimiminizi ilahi bir biçimde hızlandırmamı talep etti. Böylece, ıstırabı içinde bile, hastam sürekli olarak sizin hayrınıza olan şeyi istedi.

Şu anda aura alanımın dış sınırıyla kuşatılmış bulunuyorsunuz ve birçoğunuz değişmek için acil bir gereksinim duyuyorsunuz. Benim fiziksel kütlem gezegeninize yaklaştıkça, en yoğun (en az bilinçli) olanlarınız bile daha yüksek bir bilinç haline doğru hızla ilerleyecek, fiziksel-duygusal ve hatta ruhsal değişim geçireceksiniz; hepiniz bunu hissedeceksiniz. Birçok yıl boyunca yavaş yavaş oluşacak bir şeyin artık birkaç hafta içinde meydana geldiğini göreceksiniz. Bu hiçbir uyan olmadan, ani ve hızlandırılmış bir olay olacak. Bu hatta, tamamıyla olgunlaşmış bir olay olacak ve sonra neredeyse geldiği gibi hızla ortadan kaybolacak.

Gezegeninizi -bazı bireylerin değişime gösterecekleri dirence bağlı olarak en az 12 ila 37 yıl arasında etkileyeceğim. Dünya’nın kristal damarlarını, petrolünü, gazını yeniden bütünlemesine (entegre etmesine) yardımcı olacağım; ondan aldığınız her şeyi yeniden bütünleyeceğim ve artık toplumlarınızın onun bedenini su çıkarmak için bile kazmadığını görene dek de bırakıp gitmeyeceğim. Yüzeydeki sulardan istediğiniz gibi yararlanabilirsiniz. Dünya, %10 oranını aşmadığı sürece, belli miktarda deniz suyunun içme ya da sulama amacıyla tuzdan arındırılmasınada aldırmaz. Deniz suyunda yaşam vardır, bu yüzden o, yaşamı yok edecek olsa bile deniz suyunu %10 oranında tuzdan arındırıp kullanmanıza razıdır. Böylece ben, diğer vasıtaları kullanacağınız konusunda size güvenebileceğimi çok açık biçimde görene dek bırakıp gitmeyeceğim. Yakında değişmek zorunda kalacaksınız.



Hidroelektrik barajların ya da Dünya’nın ihtiyaç duyduğu ve kullandığı maddelerden -onun bedeninden kazarak çıkardığınız maddelerden- elde edilen doğal unsurların kullanımını gerektirmeyen bir teknoloji devrine ulaşmanız için size cesaret verilmesi ve yardım edilmesi gerekecek -ve diğerleri bunu sizin için yapacak. Kömürün Dünya’nın bilinçaltını oluşturduğunu biliyor muydunuz? Belki kendi bilinç altınızın işlevini bile anlamıyorsunuz; bilinçaltınız gerçekten sizin ilhamınız, içgüdünüz ve fiziksel eylemleriniz arasındaki bağdır. Eğer bilinçaltınız sizden alınsaydı, ilahi bir ilhamla davranma şansınız hiç olmazdı. Ve siz bilinçsiz bir biçimde onun kömürünü alıp yakıt olarak kullanıyorsunuz. Hayır, başka sanayiler geliştirmeniz gerekecek.

Buraya gelmeme izin verildi, çünkü Yaradan sizin yıkıcı teknolojileri artık geride bırakmanızı istiyor ve sadece yıkıcı olmayan değil, ama uygarlığınızı sürdürebilmeniz için gerekli enerjiyi yaratmak üzere tüm unsurların sizinle seve seve işbirliği yaptığı teknolojileri kullanabileceğinize tam anlamıyla inanıyor. Dünya ile yapabileceğim birçok şeyi siz fark etmeyeceksiniz bile, çünkü onlar yerin epey altında cereyan edecek. Beş ila yedi yıl içinde kuzey ışıklan alt paralellerde belirgin bir biçimde göze çarpacak, daha da renkli hale gelecek. Gün batımları da şaşırtıcı bir biçimde daha güzel, şimdi olduğundan daha renkli hale gelebilir. Belki gün doğumları bile böyle olacak. Duyarlı olanlar ve havada canlı ışık zerrecikleri görebilenler, onlardan daha çok görecekler. Méditatif solunum yöntemlerini uygulayanlar beş-altı yıl içinde bu yöntemler için kullandıktan havanın onları daha çok desteklediğini ve yöntemlerin daha etkin sonuçlar verdiğini görecekler. Bu, Dünya’nın sizin için arzuladığı bir yarardır; böylece Dünya’yı bir yönde değiştirmek yerine, biraz daha ağır işleyen, ama işleyen bir biçimde öbür yönde değiştireceğiz.

Sizin özel bir isminiz var mı?

Benim bir ismim yoktur ama nabız atışı biçiminde bir imzaya sahibim ve onu ancak belli bir aygıtla ölçebilirsiniz.

Gezegenimize özellikle nasıl yardım edeceksiniz? Yeraltında çalışıp kristal, petrol ve gaz yataklarını içeri çekeceğinizi söylediniz- Her şey kullanılmışken bunu nasıl yapacaksınız?”

Bilim adamlarınızın anlayamadığı bir fizik kuralı da hiçbir şeyin kaybolmadığı, sadece dönüşüme uğradığıdır. Esasen, kullanılmış her şeyi yeniden ilk haline dönüştüreceğim. Bu, örneğin nükleer santrallerin çalışamaz hale gelmesi anlamına gelebilir.

” Ve maden ilk haline dönüşecek, öyle mi?”

Dönüşebilir. Eğer Dünya hayır derse, o zaman onun için yeni mâden cevheri yaratacağız. Sizin boyutunuzda kütle dönüşüme uğratılabilir ama yaratılamaz. Ama benim kökenim nedeniyle ve bana bahşedilmiş yaratıcı güç ile ben yeni kütle -petrol, gaz, maden cevheri- yaratabilirim.

” Sizin yavaş yavaş gelmeniz atmosferi nasıl etkiliyor?”

Hızlı gelmem yeryüzündeki tüm yaşamı yok edeceğinden Dünya yavaş gelmemi istedi. Ayrıca o benden bu yeri daha fazla oksijenlendirmemi istedi. Şu anda oksijenleşme diğer varlıkların faaliyetleriyle yaratılıyor, ama buna katkıda bulunulabilir. Dünya, oksijen oranını bir zamanlarki düzeyine, yani %40’a çıkarmak isteyebilir. Şu anda ortalama olarak bulunabilecek en yüksek oran %19’dur.

Ama bazı kentlerde % 10-12 ya da en fazla %15 oranında oksijen bulunur. Oysa bir buçuk milyon yıl önce, yani Dünya hâlâ iyi durumdayken, sizin bedeniniz %40 oksijenli bir çevrede işlev görmesi için tasarlanmıştı.

“Kendimizi bu kadar yorgun hissetmemizin nedeni bu mu?”

Evet, aynca depresyon halinde olmanızın nedeni de bu. Eğer %40 oranında oksijen bulunan bir çevrede olsaydınız depresyon geçiremezdiniz. Aslında duygusal hastalıklar olan tüm zihinsel hastalıklar oksijen-dolu bir atmosferde işlev yapamayacağı için ortadan kalkardı. Ve kanser gibi diğer birçok hastalığın da sıklığı ve şiddeti son derece azalırdı.

“Bu yüzden mi solunum yöntemlerinin bize daha çok yardıma olacağını söylediniz?”

Evet, sizin yaşam gücü dediğiniz Işık da ne kadar çok olursa o kadar etkili olur.

“Üstat Zoosh, ozon deliğinin gerçekten buzulları eritecek bir şey olduğunu söyledi, çünkü Dünya daha fazla suya sahip olmak için buzulları eritmek istiyormuş.

O halde ozon deliğinin onarılması gerekiyor mu?”

Bu deliği şimdilik onarmayacağız. O delik atmosferde belli sızıntılara neden oluyor ama bir yandan da Dünya sizin maddesel öğretmeniniz olarak misyonunu yerine getirmek ister görünüyor.

Siz Dünya’ya nüfuz ederken ya da onu kuşatırken, biz sizin bedeniniz içinde mi yaşıyor olacağız?”

Evet, yörüngeniz değişmese de esasen ben Dünya’yı kendi bedenim içine alıyor olacağım. Siz bir Yaradan rüyası yaşayabilirsiniz. Uyku halinde Yaradan rüyası görmek, bu rüya içinde devam eden birçok tabaka olduğundan, biraz karmaşık gelebilir. Çünkü Yaradan için her şey aynı anda olmaktadır. Böylece, rüya halindeyken her şeyin aynı anda olduğu bir zamansızlık duygusu hissedeceksiniz. Uyandığınız zaman, zamanlı dünyanızla, olayların zaman içinde birbirini izlediği dünyanızla tam senkronize olmadığınızı hissedebilirsiniz, bu da kendinizi tuhaf hissetmenize yol açabilir. Neredeyse -her şey beklediğiniz gibi görünse bile- yanlış bir yerde olduğunuzu hissedebilirsiniz. Bu dikkatinizi çekecek bir etkidir. Hayır, delirmiyorsunuz. Dünya ve ben çok dikkatli bir biçimde etkileşimi sürdürürsek, bu durum sizin maddesel ve ruhsal üstatlık derslerinizi hızlandırabilir, böylece hedeflerinize ulaşıp devam edebilirsiniz. Siz bir kez hedeflerinize ulaştığınızda, biz tekrar Dünya’yı eski haline döndürme, bütünlüğüne kavuşturma işini sürdürebiliriz.

“Öyleyse siz gerçekten daha fazla Işık getiriyorsunuz ve Işık ile oksijen daha hızlı ilerlememize yardımcı olacak…”

Evet. Ama onları yanımda getirmiyorum; ben onları yaratabilirim. Sizin anlayabileceğiniz şekilde ifade etmem zor, ama benim fizik yasalarını ihlal etme ve onları görünüşte yoktan var etme iznim var. Oysa onları başka bir yerden getirip burada tezahür ettiririm.

“Siz, büyük devletlerin toprağa ve denizlere radyoaktif atık madde boşaltmaları sonucunda oluşan hasar gibi şeyleri de onarabilir misiniz?

Evet. Tabii, bu onların bir kısmıyla başa çıkmak zorunda kalmayacağınız anlamına gelmez. Dünya benim yavaş çalışmamı istiyor. Ve yavaş çalışmamın sonuçlarından biri olarak, siz zaman zaman başa çıkmak zorunda kalacağınız şeylerle karşılaşacaksınız. Eğer hızlı çalışsaydım, Dünya’yı çok kısa sürede eski haline döndürebilirdim, ama tabii o zaman da siz yaşayıp bu olaya tanık olamazdınız.

“Bu mevcut bedenlerimizle bir sonraki boyuta geçmemizin belli bir amacı var gibi görünüyor…”

Evet, burada sergilediğiniz çeşitli yanlış fikirlerin sonucunda kazandığınız deneyim ve bilgeliği bir üst boyuta taşımanız önemli; işlerin nasıl yürüdüğü gibi, nasıl yürümediği bilgisini de birlikte getirmeniz gerekiyor. Üçüncü-boyut Dünyası’nın anılarını da hücresel bir bellek içinde dördüncü-boyut Dünyası’na taşımak zorundasınız. Böylece aynı hataları yapmayacaksınız. Siz şu anda hücresel bir bilgeliğe sahipsiniz, ama tamamen içgüdüsel olmadıkça onun ortaya çıkmasına izin vermiyorsunuz, oysa birçok hayvan türü hücresel belleğinin içgüdüleri vasıtasıyla işlev görmesine izin veriyor. Dördüncü-boyuta geçtiğinizde hücresel belleğinizden yararlanacak, daha içgüdüsel davranacak, sezgilerinize güveneceksiniz ve sonuç olarak şimdi kullandığınız ve “kanıtlayabileceğiniz” şeylere dayanan yavaş analiz sistemi yerine, gerçek düşünme ve davranma kapasitenizi kullanıyor olacaksınız.



“Foton kuşağı ile ilgili söylenen karanlık günler hakkında ne söyleyeceksiniz? ”

Bunun da gerçekleşeceğini sanmıyorum. Gerçekleşebilirdi ama Dünya Ana, birçok insanın korku ve dehşete kapılarak panik içinde yanlış sonuçlara yol açmasından çekinerek bunun gerçekleşmemesi konusunda ısrar etti.

Aşağıda, 23 Şubat 1995’de ruhsal rehberler Thenan, Atlanto, Lenduce ve Vywamus’tan alınan mesajları sunuyoruz:

Thenan: Foton kuşağı Dünya’nın yeni bir boyuta geçişinin işaretidir; yeni bir enerji düzeyiyle bütünleşmeye doğru bir adımdır. O, Dünya’nın bütünleşmesi gereken bir enerji kütlesidir ve böylece yeni boyuta doğru bir sıçrama taşı oluşturacaktır.

Dünya, Galaktik  Hiyerarşi’deki yerini alabilmek için onunla bütünleşmeli ve onunla başa çıkmalıdır. Galaktik  Hiyerarşi’den söz ederken, Dünya’nın çeşitli bilinç düzeylerinin gelişimini desteklemedeki kendi yerini tanıyıp bilmesini kastediyoruz. Geçmişte o bunu bir anlamda bilinçaltı düzeyde yaptı ya da İlahi Plân tarafından başlatılan otomatik bir düzeyde sürdürdü, ama artık Dünya bir özgür irade duygusu kazanıyor ve seçimler yapan ve Galaktik Merkez ile ve Galaktik Hiyerarşinin diğer üyeleriyle aracılara ihtiyaç duymadan direkt olarak iletişim kuran bilinçli bir varlık haline geliyor.

“Foton kuşağı nedir ve tam olarak ne yapar?”

O galaktik merkezden, Dünya’nın bir sonraki boyuta geçişine yardımcı olarak enerji düzeyine inmiş enerji akışıdır. Onun, Dünya’nın tekâmül spirali içinde ileri doğru büyük bir hamle yapmasını sağlamak üzere tasarlandığını düşünebilirsiniz. Foton kuşağı yabancı ve yeni bir kuvvettir, onunla fiziksel düzeyde ilk karşı aşıldığında anlaşılması zordur, ama o tahlil edilecek, hazmedilip özümsenecek ve en sonunda Dünya’nın işlevsel bir parçası olacaktır -bir sonraki enerji boyutuna ulaşmayı sağlayan bir parça. Fiziksel düzeyde bu, Dünya’nın foton kuşağının akışı içine girmesi anlamına gelir ve o Dünya’nın içinde yol alacağı yeni bir enerji alanı, yeni bir Işık alanı sağlar. O bir sonraki Işık düzeyidir.

“Biz mi bu enerji alanına doğru ilerliyoruz, yoksa o mu Dünya’nın içine giriyor?

Ne kadar süreyle onun içinde kalacağız?”

Dünya’nın her zaman bu alanın içinde olageldiğini söyleyebiliriz. O şimdi onu tanıyor ve onun içinden geçme etkisi ya da algısı, Dünya bir sonraki boyutun anlayışıyla bütünleşene kadar sürecektir. Bu yüzeysel olarak yirmi yıl sürer, ama bu yeni enerjinin anlamını ve potansiyelini tam anlamıyla hazmetmek belki iki bin yıl alacaktır.

“Foton kuşağının insanlar için anlamı nedir?” »

İnsanlık bu yeni potansiyeli fark etmeye çok yaklaşmış durumda ve birkaç yıl içinde bunu başardığında bu büyük bir açılış gibi olacak ve öyle parlak bir Işık akışı olacak ki adeta birçoğunuzun gözlerini kamaştırıp kör edecek. Ve bu körleşme bir karanlık yaratacak, ama bu geçici bir karanlık olacak, çünkü buradaki Işık potansiyelini tanıdıkça ve onunla bütünleştikçe bu ışığın aslında sizin bir parçanız olduğunu, sevginizin bir parçası olduğunu ve içine doğru genişlediğiniz Yaradan’ın bir parçası olduğunu idrak edeceksiniz.

“Foton kuşağı insanların günlük yaşamlarını nasıl etkileyecek? Biz şu anda onun enerji alanı içinde miyiz?”

Siz “Uyumlu Hizalanma” (17 Ağustos 1987) tarihinden beri onun enerji alanı içindesiniz. Onu o tarihte algılamaya başladınız ve onun etkisi, yoğunluğu katlanarak artıyor; şimdi ise bu yoğunluk çok hızla büyüyor. Işığa açık olanlar içlerinde bir gelişme, yaratıcılık, enerji, coşku, umut, sevinç hissediyorlar ve büyük şeylerin meydana geleceği, büyük bir yardım ve başarının geleceği yönünde bir beklenti duyuyorlar. Onu görenler ama onu ve tüm anlamını kendileri için kişisel olarak kabul etmeye tam hazır olmayanlar belki biraz yorgunlar ve hangi yöne gideceklerini henüz tam bilemiyorlar. Çoğu, sırf oradaki enerjinin gücüyle -bu yeni enerji onu (enerjiyi) kullanma konusundaki tüm kuşku ve korkularını süpürüp götürürken- hızla onu kabul etmeye hazır hale gelecekler. Genişlemeyi reddedenler, eski düşünme biçimlerine sıkıca sarılanlar, bu fiziksel realitenin tüm varlıkları olduğu fikrine yapışanlar, bu marazi bağlılıklarının, engellerinin, olumsuzluklarının hepsine daha çok gömülecek ve içe doğru patlama gibi bir şey yaşayacaklar; onlar kara bir delik tarafından emilmiş gibi gidecekler. Bu varlıkların çoğu, kendilerine biraz daha ağır hareket eden ve- bu kadar hızla değişip genişlemelerini gerektirmeyen bir boyuta gitme fırsatı veren kazalar ve doğal felaketler yoluyla bu” fiziksel boyuttan ayrılacaklar.

“O son zamanlarda mı hızlandı? Onun içine daha yeni girdiğimizi düşünmüştüm.”

Dünya kabul devrelerinden geçtikçe siz de onun içine daha çok giriyorsunuz; Dünya bu yeni enerjiyle bir süre bütünleşiyor ve sonra bir büyük enerji parçası daha alıp bir süre de onunla bütünleşiyor, böylece süreç adım adım ilerliyor. Sanki akış orada ve Dünya ondan koca bir kucak dolusu alıp kendi Işık benliğine katıyor ve onun içinde genişliyor ve sonra yeniden bir kucak dolusu alıyor.

“Foton enerjisi başka hangi gezegenleri etkileyecek?

O belli bir dereceye kadar tüm gezegenleri etkileyecek, ama Dünya, onu bu enerjiyle diğer gezegenlerden daha çok etkileşim içine sokan özel bir enerji düzeyinde iş görüyor. Bu enerji Pluto ile de bir hayli etkileşim içinde ve onun yörüngesi biraz değişebilir. Pluto, Dünya’ya oranla daha yüksek bir titreşim uyumluluğu içinde etkileşimde bulunuyor. Venüs pek etkilenmiş durumda değil; Merkür’ün enerjisi ise hızlanacak. Güneşin enerjisi bazı yönlerden yoğunlaşmış görünecek ve diğer yönlerden daha soğumuş görünecek. Güneş lekesi faaliyeti düzensiz olacak ve güneş lekeleriyle ilişkili yeni elektriksel parçacıklar keşfedilecek. Mars biraz olumsuz biçimde etkilenecek ve enerjisinin bir kısmı geri çekileceğinden daha karanlık görünecek. Jüpiter bir anlamda foton kuşağının enerji akışını bekliyordu, onu karşılamaya hazırlandı ve onunla şimdiden bütünleşti; böylece Dünya’ya bir denge noktası ya da “Bak ben şimdiden başardım, sen de başarabilirsin,” diyen bir yol gösterici görüntü sunuyor. Satürn ‘ün enerjisi çarpıcı biçimde değişecek. O, sınırlayıcı bir etkiye sahip bir gezegen olmak yerine, aniden bir sonraki boyuta bir köprü haline gelecek. Bu sınırlayıcı etki tam tersine duvarların yıkılmasını, bölünmelerin ortadan kalkmasını ve birçok insanın farklılıklar yerine benzerliklerini görmelerini sağlayan anlayışlara yol açacak. Bu Uranüs’ün enerjisine çok benzeyecek ve Uranüs çok önemli bir hale gelecek. Onun halleri, belirli devrelerden geçişi önem kazanacak. Neptün foton kuşağına hiçbir tepki göstermiyor ve eğer siz onun spiritualite ve ben-merkezci olmayan düzeyinde iş görebilirseniz, dengeleyici bir etki sağlıyor. Chiron gezegeni foton kuşağının enerjisiyle neredeyse anlamdaş, böylece önünüzdeki birkaç yıl içinde Chiron’la ilgili daha çok şey keşfedilecek.

Atlanta: Foton kuşağının yarattığı gürültü ve karışıklığı gözlemliyorum ve onun Dünya’ya sunduğu potansiyele ve Dünya’nın kalbi olan varlıkların kalbinde yarattığı etkiye dikkat ettim. Siz bu foton kuşağına henüz kullanmayı ve kontrol etmeyi öğrenmediğiniz yeni bir sevgi düzeyi olarak bakabilirsiniz. Bazılarınız için bu yeni enerji kalpte bir hayli genişleme yaratıyor görünecek. Diğerleri için anormal ritimler yaratacak, ve anormal kalp ritimleriyle ilgili yeni hastalıklar ve hastalık belirtileri ortaya çıkacak. Bunlar nadiren öldürücü olacak, ama bir süre epeyce heyecan ve telaş yaratacak. Bu hayata yalnızca fiziksel bakmaya saplanmış kişilerin kalplerini daha çok incelemelerine yol açacak.

Ruhsal düzeyde, Yeni Çağ psikologları ve fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal bedenlerin bütünlüğe kavuşturulması ve fiziksel benlikle birlikte yüksek benliğin de kullanılması konusunda çalışan metafizikçiler için, sevginin nasıl şifa verici olabileceği, sevginin gruplar içinde nasıl gerçek enerji düzenleri sağladığı konusunda birçok yeni idrak ortaya çıkacak. Ayrıca fizikçiler ve kimyagerler için sevginin yaşamı, beden kimyasını ve türler arasındaki etkileşimi nasıl etkilediği yolunda bazı yeni ve ilginç keşifler olacak.

“Dünya sizce ne kadar süreyle bu enerjiyle etkileşim içinde olacak?”

Dünya daima bu enerjilerle etkileşim içinde olmuştur. O şimdi bu etkileşimin farkına varmaya, onu idrak etmeye başlıyor, ve bu önümüzdeki birkaç yıl içinde daha aşikâr hale gelecek ve yirmi yıl içinde de zirveye ulaşacak ve o zamanda Dünya onun içinden geçmiş olacak. Ama etkileri, onunla bütünleşip özümsemeniz için kalacak. Dünya bu foton kuşağından nispeten kısa bir sürede geçer, ama etkileri kalır, bu sanki Dünya onun içinden geçişi yavaşlatır gibidir ve onunla bütünleşene ve ihtiyacı olanı alana kadar -ya da tam tersine, ondan geçmenin sorunlarını çözene kadar- bu enerjinin mevcudiyetini yeniden canlandırmayı sürdürmesi gibidir.

“Yani, siz onu henüz buraya gelmiş, henüz geçmekte olduğumuz bir şey olarak değil, daima burada olagelmiş bir şey olarak görüyorsunuz, öyle mi?”

Sizin ardışık (birbirini izleyen) zamanınız içinde, o sizin geçmekte olduğunuz bir şeydir, çünkü o sizin bir sonraki şeye geçmeden önce farkına vardığınız bir şeydir. Sonsuz şimdi’de ise o daima bu genişleme düzeyinde var olagelmiştir.

“Bize söylemek istediğiniz başka bir şey var mı?”

Başkalarıyla nasıl iletişim kurduğunuza çok dikkat edin. İletişiminizin kalptenmi, yoksa ikinci, üçüncü çakradan mı geldiğini değerlendirmeyi öğrenin. Başkalarını oldukları gibi kabul etmeyi öğrenin ve onları koşulsuz olarak sevin ve karşılaştığınız yeni deneyimlerin sunduğu dersleri ve genişlemeyi kabul etmeye hazır olun. Birçok yeni deneyim yaşanacak ve insanlık kendisine yeni bir gözle bakmaya zorlanacak. Bu bir süre rahatsızlığa, kuşkulara ve benlik içinde kimlik kaybına neden olacak ve bu bir anlamda sizin akıl sağlığınız ile, kim olduğunuz bilgisi ile ve bir Dünya varlığı olarak kimliğiniz ile bağlantınızı oluşturacağından, bu köprülere, bu başkalarıyla iletişim kurma yeteneğine ihtiyacınız olacak. Bu yeni enerji bazı bireyleri fiziksel varoluşa bağlı olmadıkları bir hale itebilir ve onlar Dünya’dan uzaklaşır görüneceklerdir. Güçlü olanlar ve Dünya’ya. İnsanlığa sevgi duyanlar, bu sevgi sayesinde, bu enerjiyi -fizikselliklerini yitirmek yerine tekâmül ve genişlemelerini destekleyecek şekilde Dünya’ya demirleyebileceklerdir.

“Peki şu anda insanlığın durumu sizce nasıl? Büyük çoğunluğun bu enerji içinde iş görebilip yüksek boyutlara geçebileceğini düşünüyor musunuz?”

Sürekli olarak bu oran artıyor, birçok varlık uyanıyor. Önümüzdeki bir buçuk yıl içinde daha birçok insan ruhsal konularla, gezegenin durumuyla ilgilenmeye başlayacak ve hayatın sadece kendi gereksinim ve arzularını tatmin etmekten daha fazla şey içerdiğini anlayacak. Bu enerji bireyi kendisinin dışına taşıyor, genişlemiş iletişime ve daha büyük bir grup farkındalığına götürüyor; ve bu nihai birliğe doğru ilerleyişin bir parçasıdır. Böylece, birliği hissedebileceğiniz ruhsal deneyimler daha sık tekrarlanacak. Meditasyonlarınızda yüce varlıkların mevcudiyetini ve yüksek benliğinizle birliği hissetmeniz daha kolay olacak.

Lenduce: Foton kuşağı ile etkileşimi bir dans olarak görebilirsiniz. Dünya çok daha enerjik olan, ama bir anlamda kaygan, tutunulması, anlaşılması ve iletişim kurulması zor bir dans arkadaşı ediniyor, ve Dünya bu enerjiyle çalışmanın yeni bir yolunu keşfetmek zorunda. Bu fiziksel düzeyde yeni bilimsel kuramlar, teknolojiler geliştirerek ve onları yeni biçimlerde uygulayarak başarılabilir.



Foton kuşağının Dünya’da sahip olduğu gerçek etkinin ne olduğuna henüz tam karar verilmemiştir, ve Dünya’nın ve hepinizin ona nasıl tepki göstereceğinizden tam emin değiliz, o yüzden çok kesin tahminlerde bulunamayız. Ne olacağıyla ilgili bazı varsayımlarda bulunulmuştur, ve depremler ve diğer felaket tahminleri gibi, bunlar bazen gerçekleşir bazen de gerçekleşmez. Her şey öyle hızla değişmektedirki titreşimsel akış her zaman tutarlı değildir. Eğer Dünya’nın her parçası yeni enerjileri aynı şekilde ve aynı hızla kabul etseydi, o zaman bir tahminde bulunabilirdik; ama böyle olmuyor. Ancak büyük bilinç aydınlanmalarının ve aynı zamanda yeni fikirlere karşı büyük bir direncin olacağını kesinlikle söyleyebiliriz.

“Foton kuşağı bir varlık ya da bir şey tarafından mı çağrıldı? Yoksa o oradaydı da biz o bölgeye mi girdik?”

O, bu enerji alanının onun içinden aktığı bir uzay bölgesidir, ve güneş sistemi şimdi bu uzaydan geçmektedir.

“O niye oradadır?”

O uzayın, galaksinin enerji düzeninin bir parçasıdır. O Galaktik Merkez’den gelen bir enerji akımı, spiral çizen kollardan birinin parçasıdır, Işığın galaksi boyunca süren manyetik akışının bir parçasıdır.

“Peki, galaksinin diğer kısımları da onun içinden geçtiğinde ne olur?”

Enerjik olarak, galaksinin manyetik şekli dev bir halkaya benzer, bunun merkezinde güç o kadar büyüktür ki manyetik etki sıfırlanır. Ama, bu halkanın çevresini kuşatan, Galaktik Merkez’i çevreleyen bir spiral enerji vardır ve o, bir anlamda, galaksinin uzayını belirler. Bu, bu galaksideki belli varoluş düzeylerini belirleyen o halka şeklindeki uzayın etrafında devinen spiralin bir veçhesidir.

Farklı titreşim hızlarında farklı halkalar vardır ve bunlardan biriyle uyumlandığınızda, bir anlamda tüm o boyutla bütünleşirsiniz. Böylece Dünya’nın bir parçası, yeni boyutun farkındalığıyla -sadece çevrenizdekilerle ve Dünya’dakilerle değil, güneş sisteminin ve galaksinin diğer bölümleriyle de daha fazla iletişimin olduğu dördüncü boyut farkındalığıyla bütünleşmektedir.

“Bu üçüncü-boyuttaki farkındalığı örten perdenin incelmesi anlamına mı geliyor?”

Perdeler tamamen değil ama büyük ölçüde kalkacak. Böylece, medyumların sayısı en az on kat artacak.

“Daha önce, gizli hükümet ve uzaylı müttefiklerinin sadece henüz Işığa sahip olmayan bölgeler olduklarını söylemiştiniz. Şu anda onlara ne olduğunu söyleyebilir misiniz?”

Işığı ideal biçimde kullanamadıkları için -siz nasıl Dünya’nın Işıklı kısımlarına çekiliyor ve onları ruhsal tekâmülünüz ve çalışmanız için bir kaynak olarak kullanıyorsanız- onlar da aynı şekilde Işıksız kısımlara çekiliyor ve onları bir enerji kaynağı olarak kullanıyorlar.

“Peki, biz yüksek boyutlara geçerken onlar bizi engellemeye çalışacaklarmı? Onlar değişim geçirip bize mi katılacaklar, yoksa savaşacaklar mı?”

Onlar ilişki kurabildikleri enerji düzeylerine bağlı kalacaklar, böylece yeni enerjilerle hareket edenler bir anlamda onlardan daha hızlı ilerliyor olacaklar ve siz bir sonraki titreşim frekansına geçerken onlar yavaş yavaş ortadan kaybolacaklar. Eski titreşim düzeylerinde kalanların onlarla sorunları olacak, yeni titreşim düzeylerinde bulunanlar ise -o eski düzeye inmeyi seçmedikleri sürece- artık onları göremeyecekler.

“Öyleyse bu noktada Yerküre değişiklikleri konusunda neyle karşılaşacağımızı kimse gerçekten göremez mi?”

Eh, söylememize izin verilenden daha çok şey gördüğümüzü söyleyebiliriz; izin verilmez çünkü gördüğümüz şeyi yaratmış da oluruz. Siz de gördüğünüz şeyi yaratırsınız. Eğer bazılarınız medyum kanalıyla alınan bilgileri ayırt etmeyi öğrenselerdi, o zaman belki daha özgürce konuşabilirdik; ama çoğunuz bu bilgileri mutlak doğru olarak kabul ediyor ve onu yaratmaya başlıyorsunuz, bu yüzden bizler ne tür fikirler ektiğimize çok dikkat etmek zorundayız. Biz size çeşitli fikirler sunmak ve onlar arasında size en iyi ve uygun geleni seçme fırsatı vermek istiyoruz. Siz daha çok ayırt etmeyi öğrenene ve yaratıcı gücünüzün ve seçme yeteneğinizin bizimki kadar geçerli olduğunu öğrenene kadar biz bir anlamda size çocuk gibi davranmak ve çocukların işitmesinde sakınca bulunmayan şeyleri söylemek zorundayız.

Bu sizden bilgi esirgediğimiz anlamına gelmez. Yeni fikirlere açık olanlar ve zihinlerini esnetebilenler satır aralarını okuyabilir ve başkalarının işitemedikleri şeyleri işitebilirler. Bu kısmen, medyumik bağlantılarla sağlanır ve sizin yeni fikirlere açık oluşunuz gelen düşünceleri nasıl kabul ettiğinizi belirler. Yeni fikirlere karşı daha alıcı olan ve eski sınırlamalarınızın dışına çıkmanızı sağlayacak bir enerji formatının sizin enerji yapınız üzerine yerleştirilmesini isteyebilirsiniz. Bunu yaptığınız zaman, değişikliklerin gelmesine hazır olun ve bir zamanlar çok değerli ya da gerekli olduğunu düşündüğünüz şeylerin kaybından dolayı da üzüntü ve pişmanlık duymayın.

“Eğer kendimizi bu yeni fikirlere açarsak, hangi eski yapılar ve fikirler çekilip gidecekler?”

Sınırlarınız, kısıtlılığınız hakkındaki fikirleriniz. Genişlemenize ve kendi hakkınızda yeni şeyler keşfetmenize olanak veren yeni fırsatların ortaya çıktığını göreceksiniz. Bu bazılarınız için heyecan verici olacak; bazılarınıza ise, dünyanız sona ermiş de onu yeniden inşa etmek zorundaymışsınız gibi görünecek.

Vywamus: Dünya yeni bir düzeye geçiyor ve o sizin kim olduğunuzu berrak biçimde görmenizi engelleyen perdeyi yırtan bir enerjiyi yardıma çağırdı; foton kuşağı, sizin kim olduğunuz ve Dünya’nın ne olduğu hakkında bütünüyle yeni bir idrak sağlayacaktır. Ozon tabakasının akışında bazı istikrarsızlıklar ve değişmeler görülecektir. Onun içinde bazı yeni unsurlar ve ondan yayılan bazı yeni enerjiler keşfedilecek. Ve onun gezegenin sağlık durumunu ne kadar yansıttığını yeniden keşfedeceksiniz.

“Öyleyse bu enerji Dünya tarafından yardıma çağrıldı.”

Bu enerji zaten oradaydı ama Dünya şimdi onunla ilişki ve etkileşime girdi. Bu yürürlükte olan bir plânın bir parçasıdır; bir anlamda, Dünya’nın hazır olduğu zaman bu enerjinin himayesini dilemesine önceden karar verilmişti.

“Bu enerji Dünya’ya ve insanlığa nasıl yardım edecek?”

O benliğinizdeki daha ince ve üstün enerji yapılarına ulaşabileceğiniz yeni açılışlar, yeni kapılar yaratacaktır. O hücreler ve DNA çevresindeki bazı engelleri ortadan kaldırarak onları yeni enerjilere daha yanıt verici hale getirecektir. Böylece Işık ile çalışarak, olmak istediğiniz hali imgeleyerek, yani fiziksel bedeninizi dengelemek ve titreşim hızınızı yükseltmek için tüm yeni bilgi ve teknolojileri kullanarak kendinizi dönüşüme uğratmanız daha kolay hale gelecek. Elektronik donanımla ilgili bazı teknolojiler -ışıklar, renkler, müzik, titreşim- çok daha rafine ve bütünleşmiş hale gelecek ve etkileri de şiddetlenecek. Bir anlamda, onlar şimdi süptil düzeylerde çalışıyorlar ve etkilerini sınamak zordur. Ama Dünya bu süptil titreşim hızlarına geçtikçe, onların etkileri daha aşikâr hale gelecek: İnsanlar bu teknolojilerle çalışmanın yeni yollarını geliştirecekler. İmgeleme ve meditasyon vs. yoluyla birçok değişiklik yaratmak mümkündür ve bunlar teknoloji ile güçlendirilebilir. Teknolojinin gelişimi, bilincin gelişiminin, insan zihninin hayatın fiziksel veçhelerini etkileme yeteneğinin gelişiminin bir parçasıdır. Bu madde üzerinde hâkimiyet kazanıp, onu yaratıcı biçimde yönlendirmenin bir yoludur.

“Birkaç yıl önce fiziksel bedendeki Işık oranı -Işık bedenin ne kadarının aktive edildiği- konusunda seminerler vermiştiniz. Şu anda insanlıkta Işık oranının yükseldiğini söyleyebilir misiniz?”

Evet, çoğunuz o zaman hazır olanın büyük bir kısmıyla bütünleştiniz; ve bu yeni potansiyelin daha çoğu geldikçe, siz genişlediniz ve bu kez daha büyük bir parça Işık istediniz. Bu bir anlamda zorluğu artırdı ve çalışma yükünüzü ağırlaştırdı, bu yüzden şu anda gerçekten fazla bir ilerleme görmüyorsunuz. Kaydettiğiniz gelişmeyi göremiyorsunuz, çünkü bir zorluğun kolaylaştığı noktaya ulaştığınızda, yeni bir genişlemeyi (tekâmül hamlesini) davet etmiş olursunuz ve yine %75 başarı durumundan %50’ye gerilemek zorunda kalırsınız. Yansıyla bütünleştiğiniz (özümsediğiniz) yeni bir düzeyi davet ettiğinizde, %75 ya da 80’e ulaşana dek çalışırsınız. İşler gerçekten kolaylaşmaya başladığında ise yine yeni bir düzeyi davet edersiniz. Işığın Dünya üzerinde bu kadar hızlı genişlediği, değil milyonlarca yıldır, son zamanlarda bile görülmemiştir. Ve bu yeni Işık düzeyleriyle bütünleşmek için öylesine çok çalışan varlıkların coşkusu yüzünden, Dünya’nın bu yeni düzeye geçişi başarıyla gerçekleşmektedir. Bu genişlemede hâlâ bilinmeyen parametreler vardır, hâlâ içeri nüfuz eden ve orada burada sorunlara neden olan bilinmeyen unsurlar vardır ama genelde işler yolunda gitmektedir.

“Öyleyse insanlık kalıp gezegene yardım etmekten çok, kalıcı olarak dışına çıkmayı seçebilecek kadar yeterince Işık ile bütünleştiği bir noktaya gelecek mi?”

Birçoğu şimdiden bunu başardı ama yine de gezegeni bırakmamayı seçti, çünkü burada her şey daha yeni yeni güzelleşmeye, heyecan verici olmaya başlıyor ve daha önce meydana gelmiş tüm genişlemeyi aşacak bir genişleme potansiyeli var. Ve bir lunapark aracında hızla yapılan gezinti gibi, son büyük ve güzel dönüşten önce aşağı inmek istemezsiniz.

“Bu son büyük dönüş ne kadar yakın?”



Büyük olasılıkla, yirmi yıl içinde gerçekleşecek.

“Peki, biz onu nasıl algılayacağız?”

Genişleme, daha büyük bir anlayış, bir Işık patlaması olarak -bu bireylere göre değişecektir. Bu içinize büyük bir sevgi akışı olabilir, her şeyi bastıran bir huzur olabilir, her şeye hâkim olan koşulsuz sevgi olabilir. Bu tümüyle doyum ve heyecan verici olacak ve o noktada bir şeyin vuku bulduğunu bileceksiniz. Çünkü ağır ağır, zahmetle çalışıp çok az bir ilerleme kaydedip sonra yine zorluklara geri kayanlarınız, bu kez gerçekten büyük bir sıçrama yapacaklar.

Enerjimizi genişletmek ya da aktive etmek için Dünya’nın enerji hatlarıyla en iyi nasıl çalışabiliriz?”

Yaşam hedeflerinizi, amaçlarınızı oluşturarak; sevgiyle hizmet etmeye çalışarak ve karşınıza çıkan her fırsatı hizmet etme ve amacınızı gerçekleştirme yolunda kullanarak.

“Öyleyse bunun gerçekten imgeleme tekniğiyle bir ilgisi yok…”

Dünya’nın enerji hatları sistemini gözünüzde canlandırıp enerjinizin bu sistemle birlikte aktığını imgeleyebilirsiniz; bu kesinlikle bilinçaltınıza yardımcı olacak, onu enerjilendirecek, onun iletişim kurmasına ve dışarı uzanıp Dünya’nın enerji hattı sistemine girip, onun yaptığınız işte desteğini sağlamasına olanak verecektir. Böyle imgelemeler kesinlikle fiziksel düzeyde yaptığınız işi kolaylaştırır. Bu tümüyle sizin simgenizdir: Fiziksel düzeyde yaptığınız iş ilahi bir varlık olarak ne olduğunuzun simgesidir; ve ilahi bir varlık olarak yaptığınız iş fiziksel düzeyde yaptığınız işle simgelenir.

“Peki, bu konuda ne yapabiliriz?”

Elinizden gelenin en iyisini sevgiyle yaparak, ondan öğrenebileceğiniz her şeyi öğrenmeye çalışarak. Bu kozmik benlik düzeyinde olan bitenin küçük halidir. Dünya’da küçük bir biçimde yaptığınız şey daha yüksek düzeylerde benzeri bir akışın çok daha büyük bir ifadesini destekler.

“Biz Dünya’nın bedenine gerçekten çok zarar vermiş bulunuyoruz. Artık farkındalığımızı genişlettiğimize göre, onu temizlemenin daha hızlı yollarını keşfedebilecekmiyiz?”

Kesinlikle. Dünya’yı iyileştirmek fiziksel bedeni iyileştirmek kadar kolaydır. Bunu bilimsel yollarla yapmak mümkün olduğu gibi, mucizeler yaratmak da mümkündür. Dünya’nın ihtiyaç duyduğu şeyin farkına varanlar çoğaldıkça, bir mucize ve hızlı iyileşme olasılığı da artar.

“21. yüzyılın başlangıcına yaklaşırken, ilerlememiz daha teknolojik mi olacak, yoksa yaşamlarımız daha sade ve basit hale mi gelecek? Hangi yönde ilerliyoruz?”

Bunların bir bileşimi olacak. Teknolojiler bir anlamda daha karmaşık ama kullanımları daha basit hale gelecek. Fiziksel kazanımlar yoluyla doyum bulma arzusundan uzaklaşılıp, hayatın desteklenmesine yönelineceğini umuyoruz. Ama her şeyin bu kadar emekle meydana getirilmesi gerekmeyecek, çünkü teknoloji genel olarak ulaşılabilir ve daha ucuz olacak.

“Peki, son olarak okurlarımıza ne söylemek istersiniz?”

Yükselişin artık sizin için bir realite olduğunu. Fiziksel bedenlerinizi temizlemeyi sürdürmenizi ve çakralarınızı dengeleme konusunda çalışmanızı tavsiye ederim. Bu yeni enerjiler bedenlerinizle dengeli bir biçimde bütünleşmiyorlar, tıpkı Dünya’nın da yeni enerjilerle tam dengeli bir biçimde bütünleşemediği gibi. Bir başka deyişle, bazı noktalar yeni enerjileri çok iyi bir biçimde massederken, bazı noktalar ona direnecektir, bu yüzden her gün çakralar üzerinde çalışmak çok iyi olur. Bunun yöntemine gelince: Her bir çakrayı, yeni enerjileri içeri alıp onları yayan bir tür çark olarak imgeleyin ve her birinin bunu aynı düzeyde yaptığını gözünüzde canlandırın. Eğer içinizde neler olup bittiğini algılayabiliyorsanız, hangi çakraların dengelenmeye, hangilerinin daha fazla enerjiye ihtiyacı olduğunu fark edebilirsiniz. Eğer bu farkındalıktan yoksunsanız, bilinçaltınıza, ihtiyaç duyulan şeyi ve her bir çakranızı eşit derecede geçerli ve değerli gördüğünüzü gösterecek şekilde bu dengeyi gözünüzde canlandırın. Bu şekilde, alt çakralara da üst çakralara olduğu kadar dikkat gösteriyor ve birinci ve ikinci çakranızdan da, altıncı ve yedinci çakranızdan beklediğiniz aynı şeyi bekliyor olursunuz. Kalp çakranıza özel bir önem verebilirsiniz, çünkü o tüm çakralar üzerinde etkilidir. O, varlığınızın merkezi ve bir Dünya varlığı olarak ruh enerjileriyle bütünleştiğiniz noktadır. Kalbin, bu foton kuşağının enerjilerini içine çektiğini ve onu dışarı auranıza yaydığını ve ayrıca, kalbinizle ayaklarınız ya da ayaklarınızın altındaki zemin arasında bir enerji akımı yarattığını imgeleyebilirsiniz.

Foton kuşağının enerjisi ayaklarınızın altındaki bu çakraya çekildiğinde, o sonra kalbi desteklemek üzere ayaklarınızı, bedeninizi geçerek kalbinize çıkar ve oradan yine dışarı yayılır. Dünyayı bu enerji alışverişiyle destekleyebilmeniz ve -kendi edindiğiniz sınırlamalar ve algılar ortadan kalkarken bu yeni farkındalık içinde kaybolmamanız, fiziksel varlığınızdan çözülmemeniz amacıyla fiziksel odağınızı dengelemeniz, sürdürmeniz ve ayaklarınızı yere sağlam basmanız için bu iyi bir alıştırmadır.

Bilinciniz üzerindeki perdeler ortadan kalkarken fiziksel bir varlık olarak farkındalığınızı sürdürmeniz çok önemlidir. Aksi takdirde çözülüp, yüksek enerjiler içinde dağılma ya da buradaki yaratıcı gücünüzün gerçek genişlemesini veya güçlenmesini sağlayan fiziksel düzeydeki bilinç odağını tümüyle yitirme eğilimi vardır. Potansiyeliniz benliğin en yüksek titreşim düzeylerinde daima kullanılabilir durumdadır, ama burada geliştiren şey bu potansiyeli fiziksel düzeyde kullanma yeteneğidir. Bu potansiyeli fiziksel düzeye odaklayabildiğinizde, o zaman yaratıcı gücünüzü gerçekten genişletebilirsiniz. Bu yeni farkındalığı fiziksel düzeyde odakladığınızda, o kat kat büyür; eğer Dünya ile olan güç bağlantınızı yitirirseniz, tüm ruhsal varlığınıza gelen bu yeni titreşimi alamazsınız.

Facebook Yorumlar

Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

What's Your Reaction?

İYİ İYİ
0
İYİ
Kötü Kötü
0
Kötü
Harika Harika
1
Harika
Bana aşağıdan bakarsan Tanrıyı, yukarıdan bakarsan delinin tekini, karşımdan bakarsan kendini görürsün.

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Türü Seç
Soru cevap
Konuya dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Yazı
Biçimlendirilmiş Yazı