En Büyük Şeyler Hafif Bir Kalple Başarılır-Ramtha


Bir Üstadın Gizli Bilgisi: Benlik Simyası

Benim kızıma (JZ Knight) söylediğim ilk şey en büyük işlerin hafif bir kalple başarıldığıydı. Kalp derken fiziksel organı değil, insanlığın kalbini kastediyorum; yani, aklî benliği değil, gerçek benliği kastediyorum. Kalp daima Tanrı’yı temsil etmiştir. Akıl ise insanı temsil etmiştir. Duygular insanı temsil etmiştir. Bir yerlerde Tanrı’nın temsil edilmesi gerekiyordu, böylece ruhu kalbin tam yanına koydular; gerçekten de ruhun özü orada bulunur. Böylece en büyük şeyler hafif bir kalple yaratılır.

Eğer biraz araştıracak olsaydık, tıbbi olarak kaydedilmiş en olağanüstü iyileşmelerin hafif bir kalple başarıldığını görürdük. En büyük hastalıklar kahkahayla iyileşmiştir. En kötü hastalık siz birden maskenizi, mağdurluğunuzu, stresi ve kişiliğinizin önemli olduğunu düşündüğü her şeyi bıraktığınızda ve hayatı hafif bir kalple yaşamaya başladığınızda iyileşmiştir. Siz her sabahı yataktan kalkıp, pencereye koşup Tanrı’ya bakmak ve doğanın getirdiği şeyi görmek için harika bir sabah olarak karşılamalısınız. Güneşli bir gün en harika gün ‘ değildir; her gün en harika gündür. En önemli şey onun bir parçası olmak, canlı olmak ve o enerjiyle mutlu olmaktır. Eğer sabahın erken saatinde gözlerinizde hâlâ uyku varken gülebiliyorsanız, uzun ömürlülüğün sırrını gerçekten bulmuşsunuzdur. Her gün hafif kalpli bir varoluşu içerdiğinde, hayatınızdaki her durum onun yanında sönükleşir ve siz her şeye hafiflik ve kahkahayla yaklaşabilirsiniz. Stresin yerine hafifliği geçirmek hastalıksız bir bedene sahip olmaktır.

Eğer hafif kalplilik her hastalığın devasıysa ve eğer her hastalığı iyileştirebilecek tek varlık Tanrı ise, o zaman bizim Tanrımız çok neşeli ve hafif kalpli bir varlık olmalıdır. Tanrı en büyük şakacı, kahkahacı, mutluluk, sevinç ve neşedir. Varlığımızın Tanrısı’ndan istediğimiz her şeyi saygıyla ister, ama kahkahayla kutlarız, çünkü Tanrı neşe ve kahkahanın kutsanmış mekânıdır.

SİZ ASLA ÖLMEDİNİZ

Ben sizi bulmak için otuz beş bin yıl öteye ulaştım. Size verecek çok şeyim var. Siz onları tüketemezsiniz. Sadece, onları alıp kabul edin. Kendiniz bunu reddetmedikçe, kimse cennetin krallığının koruyuculuğunun ve kontrolünün dışında değildir. Herkes Tanrı’nın ihtişamına erişebilir, çünkü Tanrı’nın ihtişamı sessiz, aşikâr olan ya da olmayan yerde görülür. Onun güzelliği basittir ve onun -insanlığ1n dogmasını ve ıstırabını içermeyen istekleri basittir. Tanrı sevgidir. Sadece bunu kabul edin ve anın tatlılığının içinizden tam olarak akmasına izin verin. Sadece sevildiğinizi ve sizi seven Tanrı’nın korumasının ve kontrolünün dışında bulunmadığınızı bilin, bu gerçeği kabul edin. Ben sizin içinizde parlayan şeyin yoksul bir sema bolüyüm. Ben sizi beni dinlediğiniz ve hayatınızı bilmeye adadığınız için de seviyorum. Bu öğretiyi işittiğiniz ve uyguladığınız için de sizi seviyorum. Bakın, bu hayat sadece geçici bir andır. Sizin gerçek varlığınız ebedidir; dolayısıyla Tanrı var olan tek realite olduğu halde, beden size yaşam illüzyonunu verir. Bu büyük bir gerçektir. Siz asla ölmediniz ve asla ölmeyeceksiniz. Asla.

Sizin içinizde yaşayan, kafanızdaki o seslerin (kişiliğinizin ve duygusal bedeninizin seslerinin) hitap ettiği varlık Tanrı’nın kendisidir. Eğer orada dinleyen bir varlık olmasaydı, o sesler konuşmazlardı ve o varlık tüm çağların sırrıdır. O içinizdeki Tanrı’dır. O sesler mütevazı bir bedenle yapma, olma ve iradelerini uygulama izni için yalvarır, ama Tanrı olmadan onlar hiçbir iradeye sahip değildirler; Sizin Gözlemci  sadece Gözlemci haline geldiğiniz gün, hayatın doğru kullanımı için yaşadığınız, kişiliği ve bedeni yendiğimiz gün, Mesih düzeyine erişip kutlama yaptığınız gün olacaktır. O, uyanıp gerçekten yaşam üstadı olacağınız gündür.

Şunu hep hatırlayın: O sesler birisine hitap etmektedirler. Onlar kime hitap etmektedirler? O, rüzgâr kadar ele geçemez ve bir kaya kadar sabit olan bir gizemdir ve sizin o olmayı istemeniz gerekir. Siz o olmadığınızı düşünürsünüz, ama da_ ima oydunuz ve akıllı insan varlığının Tanrısı’ndan bu idraki ister. Akıllı insan varlığının Tanrısı’ndan bu kurtuluşu ister. Sizin, artık bir insan değil, o seslerin hitap ettiği şey olmayı istediğiniz gün, uyandığınız gündür. Hepinizin içinde tüm seslerin hitap ettiği 0 Gözlemci vardır. O, tek bir insanın değil, hepinizin içinde vardır. İşte bu yüzden size unutulmuş Tanrılar denir.

Ben burada ortaya çıktığım andan beri sizin Tanrı olduğunuz, hepimizin Tanrı olduğumuz mesajını verdim. Bu öğretiler asla bir grup cahil takipçisini -onların gözlerini kamaştırdığı için asla duyamadıkları bir mesajla gölgeleyen bir guru olarak verilmemiştir. Bu, bu yolculuğun seçimi değildi, başka türlü yapmak da doğru bir seçim olmazdı. Bu öğretinin amacı daima size saygı göstermek, sizi yüceltmek olmuştur. İşte bu yüzden ben bazen sizin elinizi Öperim ve önünüzde saygıyla eğilirim. Bu hayatta yaptığınız ve sıradan insanların onaylamadıkları şeyleri onaylarım.

Asla kimsenin takipçisi olmamış, ama gerçeği anlamaya uğraşanlar için ben daima gerçeği gözler önüne seren bir gizem olarak kalacağım ve buradan gittiğimde siz benim gerçekten var olup olmadığımı merak edeceksiniz. Ama içinizdeki Tanrı benim olasılıkları uyandıran bir elçi olduğumu bilecektir. Ben sizi asla sevdiğim insanlardan başka bir şey olarak kav bul ve tasdik etmedim. Bir Tanrı’nın sizin önünüzde secde etmesi, ellerinizi veya alnınızı öpmesi -karşı taraf anlamasa da bir Tanrı’nın diğerini tanıması ve kabul etmesidir. Sizin anlamamanız bu tanımayı geçersiz kılmaz.

Ben sizin bir ilkbahar çiçeği kadar mest edici bulduğum tanrısallığınızı tasdik etmek için buradayım. Ben sizi çok güzel buluyorum. Güzel bulduğum şey yüzünüz ve bedeniniz değildir; benim sevdiğim ve saygı duyduğum şey sizin enerjiniz ve ona yaşam verendir. Onunla aynı olacağınız gün benim gibi olacağınız gündür. Bazıları için bu gün yakındır, bazıları içinse bu sesi duyduğunuz ilk zamanki kadar uzaktır, çünkü siz gizemi henüz anlamamışsınızdır.

Ben sizi seviyorum ve sizin de benim yaşadığım ve çok zevk aldığım aynı özgürlüğe erişmenizi istiyorum. Bu öğretiler bununla ilgilidir. Eğer sizin olmak istediğiniz tek şey bir erkek, bir kadın, bir insan olmaksa, hepsi bu kadarsa, ben bir kez karşınızda belirip size hızlı yaşamanızı, gününüzü gün etmenizi; çılgın, pervasız ve cesurca özgür olmanızı söylerdim. Neden mi? Çünkü o zaman hiçbir sonuç olmazdı. Bedenimiz toprak olmadan önce neden gününüzü gün etmeyesiniz? Mesaj bu olurdu. Ama durum böyle değil. Birinin sizin bu evrenin piçleri değil, yaratıcıları olduğunuzu size hatırlatması gerekiyor; Buraya geldiğimden beri bunu birçok kere söylediğimi biliyorum, ama bazılarınızın onu gerçekten işitmeleri için belki yıllar gerekiyor. Sizin gerçek kimliğinizden daha büyük bir öğreti yoktur ve benim yapmaya çalıştığım tüm şey sizin Gözlemciniz’e  aşık olmanızı ve ona kulak vermenizi sağlamaktır.



Büyük Kentin Kapılarındaki Gözlemci
Benim mesajım asla değişmemiştir. Ben sadece bu mesajı yeniden doğrulamak için bilim ve tıp dünyasına derinlemesine girdim. O değişmemiştir, çünkü kaç tane peptide sahip olursanız olun, isterseniz sonsuz sayıda peptide sahip olun, eğer değişim-dönüşüm peptidine sahip değilseniz, hâlâ ölüsünüzdür. Bilim imaj* tarafından kolayca reddedilebilecek mesajı desteklemek için oradadır; çünkü imaj bilime karşı çıkmakta gerçekten zorlanır. İşte bu yüzden ben bilimi akıllıca kullanırım. Vs bilimciler size basitçe söylediğim şeyi keşfedeceklerdir. Ben amigdala, hipokamp, ön lop, beyincik, orta-beyin, retiküler oluşum gibi sözcükler kullanıyorum, ama bunu sadece mesajın verisini desteklemek için yapıyorum. En saf mesaj nedir? Sizin Tanrı olduğunuz. Bunu nasıl bilebilirsiniz? Kafanızdaki sesleri kimin dinlediğini idrak ederek.

Size bunu söyleyeceğim ve bu bir başka büyük öğretidir. Kafanızdaki sesleri kim dinlemektedir? O seslerin, o itirazların neler olduğunu biliyoruz. Onlar açlık, yorgunluk, isyan, tehditler, suçluluk, geçmişi kazmak vb. ile ilgilidir. Onları kim dinlemektedir? Bu belki zeki dinleyicilerime sormam gereken en büyük sorudur. Siz şikâyet eden olmak yerine, dinleyen olmak istemez miydiniz? Açıkça, şikâyetler bir şeyin iradesini dilemektedir. Siz dilenen olmak yerine, iradenin ateşleyicisi olmak istemez miydiniz?

 

İçinizdeki dilencinin şikâyet eden olduğunu ve onun her türlü çöpü sunduğunu görmeye başlayabilirsiniz. O bunu yaptığı sürece, (daha önce anlattığım bir öyküdeki) o büyük kentin kapılarının önünde uzun süre kalamayacaktır, çünkü hemen kaçırmış olduğu bir şeyi görecek ve koşup kentin kapılarından içeri girecektir. O asla tekrar bir Gözlemci olmayacaktır. Gözlemciler o büyük, görkemli kentin kapılarının dışında oturanlardır.

Size daha önce yükselen bir adamın öyküsünü anlatmıştım; eğer hatırlarsanız, bu adam 0 büyük kentin kapılarının önünde oturmaktaydı. O, değişik kıyafetlerle gelip kente giren insanları izliyordu, her türlü baharatın kokusunu kokluyor, her rengi görüyor, en yoksulundan en zenginine kadar herkesi görüyordu; o aslında hiç deneyimlemediği bir şeyi arıyordu. En sonunda, bir gün bu akışın tekdüzeleştiğini, Önceden kestirilebilir hale geldiğini fark etti. Örneğin, o muskat kokusunu aldığı anda, kimin geldiğini, hangi binek hayvanıyla geldiğini, ne tür bir yük taşıdığını size söyleyebilirdi. Her şey bu kadar tahmin edilebilir hale geldiğinde, adam o kentin kapılarında neden oturduğunu anladı, böylece kalkıp oradan ayrıldı. Çok güzel bir çayıra doğru yürüdü. Orada en sonunda yükselerek bu kattan ayrıldı; çünkü çevresinde nereye baksa, onu çoktan deneyimlemişti. Bu uyanmış bir varlıktı.

Öyküdeki varlık ile sizin öğrenmiş olduğunuz şey arasındaki ilişki nedir? 0 varlık Gözlemci olduğunda ve sadece gözlemlediğinde, aslında asla deneyimlememiş olduğu bir şeyi arıyordu; bu sihirli, yabancı bir yerden gelmiş bir kumaş bile olabilirdi. Ben burada bir ilişkiden bile söz etmiyorum. O süreçte bu varlık -egzotik, sade, mütevazı tüm o insanları ve tüm o şeyleri gördüğünde, sonuçta hepsini anladı. Onun, onları tahmin edebildiği ve içinde hiçbir duygunun uyanmadığı gün, sıkıldığı, kalkıp oradan ayrıldığı gün oldu. Onun bunu yapma duygusunu hissetmesi gerekiyordu.

Çoğunuz sıkıcı olan şeye tekrar yaşam verirsiniz. Peki, bunu nasıl yaparsınız? Gerçeği yadsırsınız, ikiyüzlü davranırsınız, keşif anını yeniden icat edersiniz ve tüm bu süreçte içinizde gülen bir şey vardır. Siz bu bir serüvenmiş gibi davranmaktasınızdır, ama o gerçekte öyle değildir. İşte bu yüzden ilişkileriniz çok uzun sürmez, çünkü o ilişki daha başlamadan siz sonucu bilirsiniz.

Size kendi öykülerimi anlatmayı severim, çünkü onlar birçok düzey içerir ve her öykünün en büyük düzeyi aşikâr aşikâr-olmayandır. O büyük kentin kapılarının dışındaki Gözlemci’de kim gözlemliyordu? Adam bir şey gördüğü her defasında Gözlemci’ye başvurup, “Bunu daha önce gördün mü?” diye sorardı. Birisi birisiyle konuşuyordu. Öykünün dehası, adamın her şeyi görmüş, duymuş, yapmış ve her şey olmuş olduğunu anladığında oradan ayrılmasıydı. Durum daha iyiye gitmeyecekti, çünkü insanlığın egzotik bir ortamda sunabileceği en iyi şey oydu. Adam en sonunda her şeyden, çayırdaki gelincikten den ve düğün çiçeklerinden bile sıkıldığını idrak ettiğinde orada yapacak başka ne vardı? O gitmeye hazırdı. Böylece gözden kayboldu. Bu gerçek bir öyküdür.

Öğretilerin ışığında, siz ne yapmadınız? Belki bunu yapmanın en iyi yolu kimin dinlediğini sormaktır. Bir dahaki sefere kafanızdaki sesleri duyduğunuzda, kimin dinlediğini, bedenin kime başvurduğunu, geçmişin kime başvurduğunu ve eğer o bağımsızsa neden başvurmak zorunda olduğunu kendinize sorun. Bu çok basittir. Geçmiş sadece peptitler ve bir nöronettir. Eğer siz o sesleri duyuyorsanız, o zaman siz o sesler değilsinizdir. Eğer siz o şikâyetleri ve duyguları duyuyorsanız, siz onlar değilsinizdir. Onlar sizden onları etkilemenizi ve onlar 01manızı dilemektedir, böylece açıkça siz onlar değilsinizdir.

Siz kim olmak istersiniz, hayatınızda geçmişin emir eri olmayı mı, emir vereni olmayı mı istersiniz? Ben daima bir fatih olmanın en büyük varoluş biçimi olduğunu düşündüm. Birçoğunuz bir şeyleri kaybettiğinizi düşünerek rahatsız olursunuz ve kaybetmektesinizdir. Siz ikiyüzlülüğünüzü, yalanlarınızı ve aldatmalarınızı kaybetmektesinizdir, çünkü hepiniz daha iyisini bildiğiniz halde bu şeyleri yaparsınız. Eğer daha iyisini bildiğiniz halde onları yapıyorsanız, neden daha iyisini bilmek yaptığınız şeylerden daha ağır basmaz? Bu büyük bir soru değil midir? Belki bunun nedeni sizin tanımlayamadığımız bir şey olmak üzere olduğunuz bir noktaya erişmiş olmanız ve tanımlamaya ihtiyaç duymanızdır.

Çok basit olan bu bilgeliği idrak ettiğiniz gün şöyle diye’ bilirsiniz: “Tanrım, bu sesleri kim dinliyor? Ben o dinleyen ol’ malıyım. Ya geçmişte yanılmışsam? Ben bir yakarışa teslim Ol’ muştum. O yakarış nereden geliyordu. Birinci mührümden. ikinci mührümden, üçüncü mührümden, dördüncü mührüm/ den,* insanlığımdan. Ben insanlığıma boyun eğmiştim. Eğer benim insanlığım o kadar büyükse, o zaman dinleyen o varlık kimdir? Eğer benim insanlığım o kadar büyükse, neden yapmak üzere olduğum şey için izin istemem gerekiyor?” Evet, gerçekten akıllı bir varlık “Ben kime ve neden başvuruyorum?” diye sorar. “Eğer ben hiç suçluluk, acı duymuyor ve geçmişe dönmüyorsam, bu tartışmayı neden tekrar ortaya getiriyorum? Ben bir şeyi neden ve kime analiz ediyorum? Psikoloğuma mı? Hayır, ama bir şeye analiz ediyorum.”

O bir şeyin ne olduğunu hiç merak etmediniz mi? 0 sesleri duyan (siz) Tanrı olabilir mi? Sizin dünyanın temellerini atan her şeye kadir gücü, sadece duygularınızın dileklerini bahşetmesi için kullanmış olduğunuz hiç aklınıza geldi mi? Duygularınız ne kadar aşırı gitti? Eğer sizi dinleyen varlık dünyanın temellerini atmışsa, siz onu ne için kullandınız? Sadece duygularınız ve imajınız için ricalarda bulunmak için. Siz onu tümüyle bunun için kullandınız.

Bir Üstadın Gizli Bilgisi: Benlik Simyası

Geçmişte azizler ve üstatlar sizin bilmediğiniz gizli ve okült bir bilgiyi bilirlerdi. Onlar benlik simyasını ve gerçek benliğin yapay benliğin başvurduğu benlik olduğunu anlamışlardı. Öyleyse siz kimsiniz? Siz henüz kim olduğunuzu bile bilmiyorsunuz, çünkü sizin yaptığınız tüm şey her enkarnasyonda duygusal bedeninizin dileklerini yerine getirmekti. Siz asla kanatlarınızı açıp uçmadınız. Siz “yüksek”in (içsel ve dışsal uyuşturucu maddelerle) bedeninizi ve beyninizi aldatmak olduğunu düşünürsünüz. Böyle düşünüyorsanız çok yazık. Siz yükseğin yiyecekler olduğunu düşünürsünüz. Yükseğin kendini mağdur hissetmek, kendine acımak, suçluluk ve utanç duymak olduğunu düşünürsünüz. Peki, birisinin birisine o durumu, o davayı savunduğunu bilmiyor musunuz?



Ben asla zayıf insanların lideri olmadım. Ben hayal edemedikleri bir ufkun hayalini kurmaya gönüllü olan insanlara liderlik ettim. Onlar beni inançla takip ettiler, çünkü bir yurtları yoktu. Doğa harap oluyordu. Onların ölmekten ya da ileri gitmekten başka seçenekleri yoktu. İleri neydi? Bir Tanrı, içinizdeki Tanrı’nın bir arketipi. Ben asla zayıf insanlara liderlik yapmadım. Onlar savaşın ilk belirtisiyle helak olan ya da ilerlemek ve değişmek zorunda olan insanlardı. Onlar dünyayı gördükten sonra yerleşebilecekleri güzel bir vadi bulmuşlardı ve ben en sonunda onları dinlenmeleri için bırakabilirdim. Bu dünyadan yükselmeden önceki son yüz yirmi günde onlara öğretmenlik yaptım. Ben her birinin içindeki Gözlemci’yi temsil ediyordum, çünkü ben kendim Gözlemci olmuştum.

Hakkıyla tanrısal olmayan tek bir kadın yoktur. Sadece siz kendinizi yanıltarak başka türlü olduğunuzu düşünürsünüz. Siz düşmanınızın erkekler olduğunu düşünürsünüz. Düşmanınız erkekler değildir. Düşmanınız sizin yanılgınızdır. Bu toplulukta Tanrı olmayan tek bir erkek yoktur. Siz düşmanın cinselliğiniz olduğunu düşünürsünüz. Düşmanın rekabet olduğunu düşünürsünüz. Düşman o değildir. Düşman sizsinizdir, kafanızdaki o seslerdir. Eğer bedeninizden soyuna bilseydiniz, uyanmaya, kendini hatırlamaya başlayan Tanrılar olurdunuz. Nasıl ben bu beden değilsem, siz de o bedenler değilsiniz.

Sizden Gözlemci pozisyonunu alıp gerçekten gözlemlemenizi istiyorum. Asla duyguların pozisyonunu almayın. Asla suçluluk pozisyonunu almayın. Asla kurban pozisyonunu almayın: Cinselliğinizin pozisyonunu bile almayın. Asla yoksunluk pozisyonunu almayın, hatta tüm bunları tanımayın. Ben sizin Gözlemci olmanızı, yani kafanızdaki o seslerin hep başvurdukları o varlık olmanızı istiyorum.

Ben berrak insanlar, berrak bir üstat derken, gerçekten berrak olan ve hiçbir soruna sahip olmayan bireylerden söz etmekteyimdir. Onlar bir şeyi tezahür ettirmeyi düşünürken, onun yaşamlarını nasıl etkileyeceğini asla düşünmezler. Siz benim size gönderdiğim her ulağı* zıt duygularla kabul edersiniz, çünkü onun yaşamınızı nasıl etkileyeceğini düşünürsünüz. Eğer bu konuda düşünmek zorundaysanız, siz Gözlemci değilsinizdir; siz hâlâ kafanızdaki o seslersinizdir.

KİTAP: RUHUMUZUN BİLGELİK YOLCULUĞU – RAMTHA

Facebook Yorumlar

Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

What's Your Reaction?

İYİ İYİ
2
İYİ
Kötü Kötü
0
Kötü
Harika Harika
4
Harika
Bana aşağıdan bakarsan Tanrıyı, yukarıdan bakarsan delinin tekini, karşımdan bakarsan kendini görürsün.

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Türü Seç
Soru cevap
Konuya dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Yazı
Biçimlendirilmiş Yazı