EN BÜYÜK MACERA MEDİTASYON-OSHO


Sevgili Osho,
Meditasyon gerçekten nasıl çalışır? Kişi sürekli meditasyon haline nasıl ulaşabilir? Ve kundalini uygulaması ne şekilde meditasyonla ilişkilidir?

Meditasyon bir maceradır, bilinmeyene doğru bir macera—insan zihninin yaşayabileceği en büyük macera. Ve macera derken onun içinde biçimlendirilemeyeceğini kastediyorum. İlk olarak, hiçbir şeyi önceden bilemezsin. Bilmediğin sürece, onu bilemezsin. Söylenen her şey sonuçta hiçbir anlama gelmez: gerçek söylenmeden kalır. Birçok şey söylenmiştir, hiçbir şey hakkında birçok şey söylenmiştir; ancak gerçek hakkında tek bir sözcük fısıldanmamıştır.

Bilmediğin sürece, onu bilemezsin. Ama onun hakkında bir şeyler işaret edilebilir. Bu işaretleme hiçbir zaman tam bilme olmaz, olamaz. Bilmenin doğası öyledir ki bu imkânsızdır. Bunun meditasyon olduğunu söyleyemezsin. Söylenebilecek tek şey bunun meditasyon olmadığı, şu/um meditasyon olmadığıdır. Geri kalan meditasyondur. Geri kalan işaret edilmeden kalandır.

Bunun için pek çok neden vardır. Meditasyon zihinden büyük bir şeydir. Zihinde olan bir şey değildir. O zihinde olan bir şey değildir, zihne olan bir şeydir; öyle olmasaydı zihin onu tanımlayabilir, onu bilebilir, anlayabilirdi. Zihinde olan bir şey değildir, zihne olan bir şeydir. Bu oluşum, tıpkı ölümün hayata oluşu gibidir.

Ölüm asla hayatın içinde olmaz, o hayata olur. Meditasyon tıpkı ölümün hayata olduğu gibi zihne ölümdür. Meditasyonun daha derin bir ölüm—fiziksel olarak değil, ruhsal olarak—olduğunu söyleyebiliriz. Ölüm ne kadar derin olursa, yeniden doğma olasılığı da o kadar derin olur. Fiziksel ölüm olduğunda, fiziksel olarak tekrar doğarsın. Ama sana göre hiçbir şey olmamıştır, tamamen hiçbir şey. Aynı olarak kalırsın—aynı devamlılık, aynı eski kişi.

Ölüm ne kadar derin olursa, yeniden diriliş o kadar derin olur. Eğer ruhsal olarak ölürsen, eğer zihin ölürse, sen yeniden doğarsın. Bu yeniden doğuş, fiziksel yeniden doğuş gibi değildir… Çünkü o zaman vücut değişir; yerine yenisi gelir. Ama zihinsel, ruhsal ölüm olduğunda, zihnin yerine yenisi gelmez. Bilinç zihin olmadan kalır.

Bu yüzden meditasyon zihin olmadan bilinçtir— etrafında hiç duvar olmayan açık bir gökyüzü. Bu evin duvarlarını yok edebiliriz ama odayı değil çünkü oda sadece boşluk demektir. O yüzden şimdi oda, oda olma hali olacaktır. Oda, orada, açık gökyüzünün altında olacaktır. Tabii artık onu bir oda olarak görmezsin çünkü artık onu tanımlayamazsın, gökyüzüyle bir hale gelmiştir. Ama aslında oda öncekinden fazla oradadır, sadece duvarlar yoktur. Bu yüzden eğer odayı oda olma hali, duvarlar arasındaki boşluk olarak tanımlarsan duvarlar olmadığında da oda orada olacaktır. Büyümüş, sonsuz hale gelmiş olacaktır. Böylece zihin öldükçe— zihnin öldüğünü söylerken, sadece zihnin duvarlarını kastediyorum—buradaki boşluk kalır, daha büyük hale gelir. Bu bilinçtir.

Ayrımı yap. Ben içerideki boşluğa bilinç, onu çevreleyen duvarlara zihin diyorum. Veya şöyle söyleyebilirsin: küçük ‘z’li zihin ölür, büyük ‘Z’li zihin yaşamaya devam eder. O zaman o senin zihnin değildir, senin olamaz. Eğer bu duvarlar kaldırılırsa bu oda zihin olmayacaktır. Oda orada olacaktır ama zihin olmayacaktır çünkü zihin sadece duvarlar olabilir, zihin sadece sınırlar olabilir. Saf boşluk zihin olamaz. Bu yüzden o zaman küçük ‘z’li zihin ölür ve büyük ‘Z’li zihin oradadır; sen orada değilsindir. Ve onun yerine başka bir zihin gelmez. Yerine hiçbir şey gelmez.

Meditasyon incelikli bir ölümdür senin, senin zihninin, egonun, seni tanımlayan her şeyin derin bir ölümü. Ama içeride olan kalır. Bu saf bilinçtir.

Bu yüzden ilk olarak, zihnin duvarları, zihinsel süreçler meditasyon değildir. Onlar engellerdir. Zihnin duvarları nelerdir? Zihin kendini nasıl tanımlamıştır? Sınırlı bir şey haline nasıl gelmiştir, zihnin Zihin’den ayrılmasına neden olan sınırlar, duvarlar nerededir?

Üç şey vardır: birincisi hafızadır. Zihnin en büyük parçası hafızadır. Ve bu hafıza çok uzundur; bu yaşadığın bütün hayatların gerisine gider. Zihin sadece bilinçli olarak biriktirdiklerini değil, her şeyi biriktirir. Sen uykudayken bilinç biriktirir. Bir komada, tamamen bilinçsizken bile zihin biriktirir. Zihin biriktirir, ondan hiçbir şey kaçamaz. Bilinçsiz zihin hatıraların büyük Çin seddidir—çok uzundur.

Bu hafıza sadece beyninin bir parçası değildir, o senin varlığının her hücresinin bir parçasıdır. Erkekten gelen yirmi dört hücrenin ve kadından gelen yirmi dört hücrenin seni yaratmaya başlamasının nedeni budur. Onların içinde yapılmış bir program vardır, onların içinde hazır bir program vardır. Bir gün, senin rahimdeki ilk gününde bile senin gelecekte nasıl bir burna sahip olacağını bilebileceğiz. Yeni yumurta senin ne tip gözlerin olacağını, ne kadar yaşayacağını, ne kadar akla, ne kadar egoya sahip olacağını gösterecek.

O çok basit gibi görünen hücre senin kadar karmaşıktır. Bütün ırkın hafızadır, ortak zihni taşır. Ve sonra senin ruhun, egon, zihnin onun içine girer. Bu yüzden bedeninin kendi hafızası vardır, zihnin kendi hafızası vardır. Sen bir kavşaksın—Bütün ortak ırkın, bütün ortak zihnin hafızasıyla bir zihin ve bir beden. Bedenin hatıraları zihnin hatıralarından daha güçlüdür, bu yüzden her zaman onların kurbanısındır. Ne kadar onların karşında olsan da zamanı geldiğinde beden kazanır. Zihnin onun karşısında hiçbir şey değildir çünkü o ırksal bir zihindir. Bu yüzden bütün dinler bedenle savaşmaya başladıklarında tuzağa düşerler. Onunla savaşamazsın. Eğer savaşmaya başlarsan, sadece hayatını ziyan ediyor olursun.

Bedenle savaşamazsın çünkü gerçekte o ırktır—sadece ırk da değil varlığın kendisinin bütün tarihidir. Her şey, içinde yaşamaya devam eder; var olmuş her şey senin bedeninde yaşamaya devam eder. Senin kendin içinde her şeyi taşır. Ana karnındaki bir çocuğun insanların, evrim süresince geçtikleri her aşamadan geçmesinin nedeni budur.

Rahimdeki dokuz ay bütün evrimin sıkılaştırılmış halidir. Kişi amip olarak, ilk ilkel hücreyle başlar. Bir amipin deniz suyunda başlamak zorunda olduğu aynı durumda başlar. Rahim deniz suyuyla aynı kimyasal koşulları içerir.

Rahimde evrim tekrar başlar. Tabii bu minyatür bir evrimdir. Ama bütün her şey tekrar başlamak zorundadır çünkü hücrenin bir hafızası vardır, başka türlü çalışmaz. Aynı süreçten tekrar geçecektir. Zaman kısa olacaktır. Amipin milyonlarca yıl suda yaşaması gerekti, sonra sudan toprağa çıkabildi. Bu hücre, bu yumurta hücresi bu evreyi bir haftada geçer. Ama bu yedi günde milyonlarca yılın sıkıştırılmış hali olarak aynı evrim ve aynı aşamalar olacaktır. Bu dokuz ay sıkıştırılmış evrimdir ve hücrenin içinde kurulu bir program vardır.

Bu yüzden senin vücudun bir şekilde tüm evrimdir. Çok sıkılaştırılmış, atomik bir durumda bedenin kendine has bir hafızası vardır. Meditasyonda olmayı arzulayan veya buna özlem duyan kişi önce beden hafızasını, fizyolojik hafızasını anlamak zorundadır. Onunla kavga etme. Eğer kavga etmeye başlarsan, yanlış adımı atıyorsun demektir; daha da rahatsız olursun. Onunla işbirliği yap, başka yolu yoktur. Bedeninin tamamıyla rahat olmasına izin ver. Bedeninle kendin arasında gerilim yaratma. Senin gerçek kavgan bedeninle, bedeninin hafızasıyla değil egonun hafızasıyladır—ruhunla, zihninledir. Ve bu başka bir şeydir, tamamıyla farklı bir şey. Bu yüzden bedeninle kavga etme.

Bedenle kavga ettiğimizde, zihinle kavga edecek zamanımız kalmaz. Ve eğer bedenle kavga etmeye başlarsan bu devam eder gider. Bu, intihar etmek gibi olur, yıkıcı olur, sadece kendi yenilgisinin tohumlarını eker. Kişinin yenilmesi kaçınılmazdır—tek bir hücrenin tüm insanlığa, tüm oluşa karşı savaşması mümkün değildir.

Bu yüzden bedenin hatıralarını kendi hatıraların olarak alma. Örneğin açlık bir beden hatırasıdır. Onunla savaşabilirsin ama yenmek çok zor, çok çetin, neredeyse imkânsız olacaktır. Eğer kazanırsan bu zafer senin tam yenilgin olacaktır çünkü eğer açlığı yenebiliyorsan intihara doğru bir adım atmışsın demektir. Doksan gün içinde ölürsün. Beden bile sana onu beslemen gerektiğini belirtmez. Bu yüzden hiçbir zaman kazanmaman iyidir yoksa intihar olur. O zaman seninle bedeninin hatıraları arasında bir köprü olmayacaktır. Bu kazanmak için tek yoldur—ama gerçekte kazanmıyorsun, kendini öldürüyorsun.

Seninle bedeninin arasındaki köprüyü yıkabilecek metotlar vardır. Köprüyü yıkmak için pek çok metot, pek çok hatha yoga metodu vardır. Beden açlık, açlık, açlık diye bağırmayı sürdürür… Ama sen anlamazsın, köprü yıkılmıştır. Beden devam eder ama sen hiç anlamazsın, ona duyarsız hale gelmişsindir. Seni veya senin vücudunu duyarsız hale getirecek bir şeyi asla deneme çünkü meditasyon tam duyarlılıktır.

Meditasyon yaptığında vücudun çok duyarlı hale gelir—henüz vücut organlarının ne kadar duyarlı olabileceğini anlayamıyorsun. Hiçbir zaman tam olarak duyamıyoruz, tam olarak göremiyoruz—bunları sadece şöyle böyle yapıyoruz. Bir bahçenin içinden geçiyorsun ve bakıyormuş gibi görünüyorsun ama sadece bakıyorsun, görmüyorsun. Gözler duyarsız hale gelmiş, gözlerle savaşmışsın. Vücut duyarsız hale gelmiş, vücutla savaşmışsın.

Bütün kültür bedene karşıdır—bütün bu kültür, nerede olursa olsun, Batı veya Doğu hiç fark etmez. Bu gezegende gelişmiş kültür bir şekilde hastalıklıdır. Bedene karşıdır ve beden büyük bir gizemdir. Bedenin karşısında olursan evrenin karşısında olursun; o minyatür evrendir. Evrenle ilişkin, evrenle köprün, evrene erişme araçların hep beden yoluyladır. Bedenin sadece bir yol istasyonudur.

Bu yüzden bedenle kavga etme. Beden hafızası ile zihin hafızası arasında her zaman açık bir ayrım yap. Açlık bir beden hatırasıdır ve bunu bilebilirsin. Ama zihnin de kendi hatıraları vardır. Varoluşçu değillerdir; aslında hiçbir yaşamsal değerleri yoktur. Beden hatıralarının yaşamsal değeri vardır ve bu en önemli farktır. Eğer beden hatıralarını inkâr edersen, eğer onlarla kavga edersen yaşayamazsın. Fakat psikolojik hatıraların gerçekte hiçbir yaşamsal değeri yoktur. Onlar sadece birikmiş çöptür—eğer biriktirdiysen atılacak bir şey, atılması gereken bir şeydir. Sadece onunla kendine yük edinmişsindir. Ve bu zihin hatıraları çok uzak geçmişe dayanır.

Öfkeli olduğunda iki olasılık vardır: Bu bir beden hatırasıdır veya bir zihin ha tıraşıdır. Bunlar arasında belirli bir ayrım yapılmalıdır. Eğer öfkenin yaşamsal bir değeri varsa, onsuz yaşayamayacaksan o zaman vücut- sal bir ortamı vardır. Ama öfkenin yaşamsal değeri yoksa, o zaman bu, sadece zihnin bir alışkanlığı, sadece zihnin mekanik bir tekrarlamasıdır. O zaman bu bir zihin hatırasıdır. O kadar çok defa öfkelenmişsindir ki, bu sende bir koşullama haline gelmiştir. Biri seni ittiğinde, düğmeye bastığında yine öfkelenirsin. Bu yüzden uyanık ol.

Zihinsel olarak, alışkanlık olarak hiç öfkelenmeyen kişinin bedensel öfkesinin kendine has bir güzelliği vardır. Hiçbir zaman çirkin olmaz. Sadece kişinin ölü olmadığını, yaşadığını gösterir. Ama ne kadar çok alışkanlık olarak öfkelenirsen, bedensel öfkelenme kapasiten o kadar azalacak ve öfken sadece çirkin olacaktır. Sana hiçbir şey eklemeyecektir, kendin ve diğerleri için rahatsız edici olacaktır.

Bunu başka bir yoldan da anlayabiliriz, örneğin cinsellik yoluyla. Bu bedensel bir hatıra olabilir, o zaman yaşamsal değeri olur. Fakat beyinsel, zihinsel, sadece alışkanlık nedeniyle de olabilir. O zaman hiçbir yaşamsal değeri olmaz. Ve bir alışkanlık düzeninde tuzağa kısılmış kişinin cinselliği çirkin olur. İçinde hiçbir sevgi ve güzellik barındırmaz. Herhangi bir müziği, daha derin bir tepkisi olmaz. Cinsellik ne kadar beyinsel olursa bedenin kapasitesi o kadar azalır. Onun hakkında daha fazla düşünürsün ve tam olarak ne olduğunu, en büyük gizeminin ne olduğunu bilemezsin. Zihin cinsellik hakkında düşünmeye devam edecektir ve beden de zihni izlemek zorunda kalacaktır. Ve ne zaman beden zihni izlerse içinde hiç hayat olmaz; sadece ölü bir ağırlık gibi taşınır.

Herhangi bir şey olabilir—cinsellik, öfke veya hırs… Her zaman yaşamsal bir değeri olup olmadığının ayrımını yap; o zaman onunla kavga etmen gerekmez. Eğer sadece bir zihinsel alışkanlıksa, o zaman ona karşı uyanık ol. Geçmişteki bütün davranışlarımızın zihinsel hatırası koşullu bir şey haline gelmiştir: Onları tekrarlamayı sürdürürsün, tıpkı bir makine gibi davranırsın. Buna karşı bilinçli ol. Şunu şaşkınlıkla fark edeceksin ki eğer öfkende zihin yoksa ve bu öfke bütün vücudunla ve hiçbir ön koşullanma olmadan sadece duruma karşı tam bir tepkiyse pişmanlık olmaz. Durumun tam içinde, durumun gerektirdiği gibi davranmışsındır. O zaman hiç pişmanlık olmaz.

Başka bir şey de şudur: pişmanlık yoksa hiçbir psikolojik birikme olmaz. Hiçbir şey sende alışkanlık haline gelmez. Hiçbir şey biriktirmek zorunda değilsin. Zihin neden hatıra biriktirmek zorundadır? Çünkü durumun içinde tam olarak hareket edebileceğinden emin değildir. Hazırlanır, birçok provalar yapar. Eğer şöyle şöyle bir durum olursa ne yapacağından emin değildir. Daha önce olanları bilmek zorundadır, bunları sınıflandırmalıdır, belirli bir durumda neler yapılacağı konusunda programlar yapmalıdır. Bu yüzden zihin hatıraları biriktirir ve 11e kadar fazla biriktirirse tam olarak hareket etme kapasitesi o kadar azalır. Ve tam olarak hareket etme kapasitesi azaldıkça zihne daha çok ihtiyaç duyulur.

Bu yüzden bedeninle hareket et, zihninle değil. Bu garip bir şey gibi görünebilir, böyle bir şey dindar birinden beklenmez—bedenle hareket etmek. Bu durumda davranış ölçülemez, tepki tamdır. Zihninin araya girmesine izin verme. O zaman hiçbir hatıra, hiçbir zihinsel birikme, hiçbir pişmanlık olmaz. Davranış olur, biter. Durum şöyleydi, olayın içine girenler şöyleydi ve geride hiçbir şey bırakmadan tam olarak hareket ettin. Bu yüzden kimse pişmanlık duyamaz. Tam olarak onun içindeydin. Yoksa geride kalan bölüm sonradan pişman olurdu.

Beden tam olarak hareket edebilir; zihin asla tam olarak hareket edemez. Zihin her zaman bölünmüştür, ikilik halinde çalışır. Bu yüzden zihnin bir bölümü öfkelidir, aynı zamanda diğer bölümü pişmandır veya pişman olmaya hazırlanıyordur. Buna da dikkat edilmelidir—eğer bir bölüm sürekli diğerinin karşısındaysa beden yoluyla değil zihin yoluyla hareket ediyorsun demektir. Beden her zaman tamdır; bölünmüş olarak hareket edemez. Beden tıpkı bir akış gibidir, bölünmeler yoktur. Âşık olduğunda, âşık olan bütün bedendir. Önce başın mı âşık oldu, yoksa ellerin mi sevmeye başladı hiç ayrım yapamazsın. Bütün vücut işin içindedir. Ama zihin hiçbir zaman tam olarak bir şeyin içinde olamaz. Bir parçası her zaman eleştiriyor, yargılıyor, emir veriyor, onaylıyor olacaktır; bir parçası hep koltukta oturup yargılıyor, mahkûm ediyor olacaktır. Bu yüzden zihninin bir parçasının ne zaman davranışına karşı çalıştığını görürsen, onu beyinsel, zihinsel olarak yaptığını bil.

Her şeyi bedenle yapmaya başla. Yemek yerken bedenle ye. Beden ne zaman duracağını gayet iyi bilir ama zihin asla bilmez. Bir bölüm yemeye devam edecek ve başka bir bölüm de kınamayı sürdürecektir. Beden tamdır, bu yüzden bedene sor. Yemek veya yememek, durmak veya durmamak konularını zihne sorma. Bedenin neye ihtiyaç duyulduğunu bilir. Yüzyılların bilgeliğini biriktirmiştir. Ne zaman duracağını bilir.

Zihne sorma, bedene sor. Bedenin bilgeliğine güven. Beden senden daha bilgedir. Bu yüzden hayvanlar bizden daha bilgece yaşarlar. Daha bilgece yaşarlar ama tabii ki düşünmezler. Düşündükleri anda tıpkı bizim gibi olacaklardır. Bu bir mucizedir: Hayvanların insanlardan daha bilgece yaşayabilmeleri! Saçma görünüyor. Hiçbir şey bilmiyorlar ama daha bilgece yaşamayı sürdürüyorlar. İnsanoğlunun daha becerikli hale geldiği yegâne yetenek her şeye karışmaktır. Bedenine müdahale etmeyi sürdürüyorsun. Müdahale etme, vücudunun çalışmasına izin ver. Yolunu kapama ve o zaman neyin zihinsel hafıza, neyin beden hafızası olduğu konusunda açık bir ayrım yapabilirsin.

Bedendeki hafıza yaşamaya bir yardımdır, zihinsel hafıza ise engelleyicidir. Bu zihinsel hafıza yok edilmelidir. Yok etmek derken, hiçbir şey hatırlamayacaksınız demek istemiyorum. Aslında hafızayı yok etmek derken hafızayla tanımlanmaman, onunla bir olmaman gerektiğini söylüyorum. Hafıza otonom bir şey olmamalı, kendini sürdürmemelidir.

Kendini sürdürür. Oturursun ve hafıza çalışır. Uyursun ve hafıza çalışır. Çalışırsın ve hafıza çalışır.



Hafıza sürekli olarak çalışır. Ne yapmaktadır? Hafıza ne yapabilir? Sadece gelecek için de aynısını arzulayabilir. Başka bir şey yapamaz. Kendisini sürdürüp geleceğe yansıtır: “Bütün olmuş olanlar tekrar olmalıdır veya olmuş bir şey tekrar olmamalıdır.” Hafıza her zaman gelecek için senin etrafında bir model örmektedir. Ve senin için bir kere bir model örmesine izin verirsen asla özgür olamazsın. Her zaman modelin içinde olursun.

Bu düzen bilincin boşluğunun etrafındaki duvarları oluşturur. Sen geleceğe doğru bir adım atmadan önce hafıza pek çok adım atmıştır. Yol açık bir yol değildir, bir hapis haline gelmiştir; hafıza onu devamlı daraltmaktadır. Ama biz aldanırız çünkü hafızanın bize geleceği daha iyi yaşamamız için yardım ettiğini sanırız. Yardım etmez, sadece geleceğinin de geçmişinin aynısı olmasına yardım eder.

Hafıza bilmediği bir şeyi yansıtamaz. Sadece bilineni yansıtabilir ve bunu yapacaktır. Tuzağa düşme. Bir an için bile olsa zihnin geleceği tasarlamasına izin verme. Tabii ki bu ölü alışkanlıktan kurtulmak zaman alacaktır. Bunun farkına varmaya başlamak meditasyon- dur. Ve bir kere farkına vardığında, tamamen farkında, yoğun olarak farkında, uyanık olduğunda hafıza senin için geleceği örmeyecektir; onu sadece sen düş kurarken örebilir.

Hafızanın çalışması için temel koşul düş kurmaktır. Bu yüzden uykuda çok gerçek görünen düşler— gerçek olandan daha gerçek görünen düşler—yaratır. Rahat koltuğunda otururken de gündüz düşleri, hayaller vardır. Birazcık uykulu ol ve hafıza örmeye, tasarlamaya başlar. Uyanık, bilinçli ol ve hafıza gelecek için çalışmayı durdurur. Uyanıklık, içeride ve dışarıda daha fazla uyanıklık meditasyonun başlangıcıdır.

Bu uyanıklık pek çok yoldan yaratılabilir. Sana uyanık olmanı söylememle uyanık olmayacağını biliyorum. Bunu düş kurar bir durumda duyarsın ve hafıza tasarlar: “Evet, yarın uyanık olacağım.” Ve hafıza bunun üstünde çalışır ve bunu bir proje haline getirir. Eğer bunu duyarsan—”Uyanık ol!”—bunu bir proje haline getirirsin. “Evet, bir ara uyanık olacağım,” dersin. Ve eğer mutluluğun uyanıklığı takip ettiğini, mutluluğun sana uyanıklık yoluyla geleceğini söylersem daha da hayalci olursun ve hafıza olaylar tasarlar.

Sana uyanık olmanı söylemek seni meditasyon yapar hale getirmez; hiçbir fark yaratmaz. Bu yüzden araçlar yaratıyorum, uyanık olmadan duramayacağın durumlar, düş kurmanın imkânsız olduğu durumlar yaratıyorum.

Sana bir şey söyleyeceğim… Eğer etrafında daha fazla karbon dioksit varsa hayalci olma olasılığın artar; daha hayalci olursun. Gündüz gece olduğu kadar hayalci olmamanın nedeni budur. Kimyasal bileşenler değişir. Gece havada daha fazla karbon dioksit ve daha az oksijen vardır. Bu yüzden eğer tersi de doğruysa, eğer sende ve çevrende oksijen fazlaysa ve karbon dioksit dışarı anlıyorsa hayalci olamazsın. Kuvvetli nefes almanın üstünde bu yüzden duruyorum. Bu, senin içindeki kimyasal atmosferi değiştirmek için bir araçtan başka bir şey değildir. Orada oksijen daha fazla olmalıdır. Oksijen ne kadar fazla olursa düşlere o kadar az yenik düşersin. Ve senin hatıraların hayalcilik ortamı olmadan çalışamaz.

Sabahları tazelik hissederiz. Sabah güneşin doğmasıyla ne olur? Karbon dioksit azalır ve oksijen çoğalır. Bu yüzden senin içinde de aynı kimyasal değişikliğe ihtiyaç vardır. Bugünlerde meditasyon kamplarımızda kullandığımız teknik, vücutta fazla oksijen yaratmak için en etkili metottur. Ve üçüncü aşamadan sonra, dördüncü aşamada öğrenci, onu çok uyanık hale getiren muazzam bir hayat enerjisi ile dolar.

Seni uyanık hale getirecek başka bir araç kundalini uygulamasıdır. Bu, cinsel enerjiyi meditasyon ve farkındalık için dönüştürmeye yarayan bir sistemdir. Cinsel enerjisi kolayca ve doğallıkla meditasyon amaçlarına yönlendirilebilen kişiler için uygundur. Vedalar ve Upanishadlar’ın zamanında, eski Hindistan’da insanlar basit ve doğaldı ve cinsel enerjilerini kolayca dönüştürebiliyorlardı. Onlar için cinsellik zihinsel bir sorun değildi, hiç sorun değildi. Bu, sorun haline geldiğinde, zihinsel hale de gelir.

Bugün, modern dünya cinsel açıdan öyle yoldan çıkmış ve cinselliği öyle kötüye kullanmış durumda ki kundalini—ruhsal enerjinin belirli bir ruhsal kanalda hareketi—zorlaşmıştır. Ama bu metotla bazen kundalinin yükselmeye başladığı hissediliyor. Bu başka bir şey. Eğer bir kişi kundalinisinin yükseldiğini hissediyorsa, ben onun kundalinisinin üzerinde çalışmaya başlıyorum, üzerinde çalışmak için ona teknikler vermeye başlıyorum. Ama kendiliğinden bir kundalini hissi olmadığı sürece, bu noktaya hiç dokunmam bile. Onun hakkında konuşmam. Onu es geçebilirsin ve bu çağ öyle bir çağ ki onu es geçmen gerekecektir. Kundalini sadece doğal, fiziksel, içinde zihin olmayan cinsellikle çalışabilir—masum zihinlerle çalışabilir.

 

Yolun bir yerinde, meditasyonda daha elerine gittiğinde zihnin senin üzerindeki kavrayışını kaybeder. Sana söylediğim gibi, meditasyonda daha derine gittiğinde beden hafızası ve zihin hafızası arasında bir ayrım yaparsın. Bu iki hafıza arasında bir ayrım ve ayrılma olduğunda beden hakkında daha az zihinsel olursun ve bedenin kendi başına kendi bilgeliğiyle görevini yapmasına izin verirsin.

Sonra bazen kundalini aktif hale gelir. Bu yüzden eğer kendiliğinden çalışıyorsa iyidir. Onun doğrudan denenmesine izin vermem. Dolaylı olarak kendi kendine çalışır. Ve bu çok sık olur—bu metot üstünde çalışanların en az yüzde otuz, yüzde kırkı kundaliniyi hisseder. Onu hissederlerse, ben hazırım, ilerleyebilirler. O zaman bu metot yoluyla kundalininin kapısından ilerlerler. Ama bu metot, kundalini ile sadece dolaylı olarak bağlantılıdır, doğrudan değil.

Bana göre, dünya cinselliği doğal bir olay olarak görmediği sürece, doğrudan kundalini metotları için gelecek yoktur. Ve cinsel olgunluktan önce kullanılan hiçbir kundalini metodu yoktur. Senin içinde kundalini yolu cinsel olgunluktan önce yaratılmadığı sürece her türlü olasılık vardır—cinsellik doğal olarak görülse bile—yoldan çıkmakla kalmaz, sadece bir hayvan olursun.

Sana Upanishadlar’dan bir hikâye anlatayım…

Bir rishi karısı ve oğluyla oturmaktadır. Oradan bir adam geçer ve karısına âşık olur. Onun, evine kadar kendisine eşlik etmesini ister. Kadın adamla gider. Rishi’den gelen herhangi bir eleştiri veya itiraz yoktur ama oğul kızar ve babasına, “Bu hayvanlık. Bu tıpkı hayvanların yaptığı gibi bir şey. Buna izin verilemez. Bir ahlak kanunu yaptığımda buna izin vermeyeceğim. Bu tıpkı hayvanların yaptığı gibi bir şey,” der. Baba, “Bu hayvanların yaptığı gibi bir şey değil. Aksine senin hiddetin, senin öfken hayvanların yaptığı gibi. Ahlaki şiddetin bir izdüşümü, tıpkı bir hayvan gibi. Aslında hiçbir hayvan biraz önce olana izin vermez, dövüşür,” der.

Bu tutum, babanın bu tutumu gerçekten yüksek bir tutum. Senin tutumunun aynen bir hayvanınki gibi olduğunu söylüyor. Hayvanlar eşleri için dövüşürler. Onların bölgesel, sahiplenici bir akılları vardır ve eğer onların hakkına tecavüz edersen dövüşürler. Ama baba, “Ben insanım. Eğer birisi anneni görüp âşık oluyorsa kimsenin kusuru yoktur. Ve eğer annen hazırsa ben de kim oluyorum? Ben de ona aynı şekilde âşık oldum.. Arada hiç fark yok. Tıpkı bunun gibi ona âşık oldum. Evlenmeyi kabul etti, karım olmayı kabul etti, malım olmayı değil. Başka biri de âşık oldu. İnsanların zayıflıklarını biliyorum çünkü kendimi biliyorum, ben de âşık olmuştum, bu yüzden ortada yanlış bir şey yok. Ve ben bir hayvan değilim, bu nedenle bunun için dövüşemem. Onun da benim gibi bir insanoğlu olduğunu biliyorum. Ve annen güzel. Ben de ona âşık olmuştum,” diyor.

Ancak bu çok yüksek bir tutumdur ve bu ancak cinsel olgunluktan önce öğrenilebilir—eğer eğitim aldıysan, yoksa olmaz. Cinsel olgunluktan sonra enerjiyi yönlendiremezsin; bu çok zordur. Ama eğer kanallar önceden hazırlandıysa, enerji onların içinde cinselliğin aktığı doğallıkla akar.

Ve bu adam, bu baba, bu rishi kundaliniyi biliyor olmalı yoksa olduğu gibi olamazdı, bu imkânsızdır. Bu rishi kundalinisini geliştirmişti—enerjisi yukarıya gidiyordu—yoksa bu tutum hiç ortaya çıkmazdı.

Aşağıya giden enerji her zaman şiddete doğrudur. Yukarı giden enerji ise her zaman sevgiye, anlayışa, şefkate yöneliktir.

Bu yüzden bu metot dolaylı bir metottur. Birçok kapıyla çalışır. Eğer senin kundalinin kullanılabilirce metot onu kullanacaktır. Onun yolunu kullanacaktır, esnektir. Metot tamamen esnektir. Eğer kundalinin hazırsa ve onu kullanamıyorsa, eğer tehlikeliyse, onu kullanmayacaktır. O zaman başka kanallar, başka rotalar vardır. Başka rotaları kullanabilir.

Bu başka rotaların isimleri yoktur çünkü hiçbir eski öğreti onları kullanmamıştır. Ama başka rotalar vardır. Mahavira hiçbir zaman kundaliniden bahsetmedi, hiçbir zaman. Buda hiçbir zaman kundaliniden bahsetmedi, hiçbir zaman. İsa onu bilmiyordu, Lao Tzu onu hiç duymamıştı. Onlar başka rotaları takip ettiler.

Buda’nın gittiği yol, kundalini yolu olamazdı. Onun için cinsellik tamamen sıkıcı bir şeydi, cinselliğe karşı en ufak bir ilgisi yoktu. Ve bu böyle olmak zorundaydı çünkü babası ona krallığının pek çok güzel kızını ayarlamıştı. Güzel olan her kız onun sarayındaydı. O da bıktı. Bunun olması kaçınılmazdı; bu durumda herkes bıkardı. Cinsellikten o kadar bıktı ki bu enerjinin dönüştürülebileceğini anlamadı. Bunu biç denemedi. Ve birisi ona seks enerjisinin Tanrısal enerji haline gelebileceğini söyleseydi bile ona inanmazdı çünkü cinselliği o kadar çok tanımıştı ki onda onun için Tanrısal hiçbir şey yoktu. Onun için cinsellik sadece şehvetle dolu bir şeydi. Buda başka bir yol kullandı. Kundalini hakkında hiç konuşmadı ama merkezler, çakralar hakkında konuştu. Çakralar üstünde çalıştı.

Kundalini için çalışırsan, yavaş bir ilerleme olur. Kundalini bir devamlılıktır, bir termometre gibi bir devamlılığı vardır. Bir termometre gibi yavaş yavaş yükselir. Geçit devamlılık gösterir. Buda bu geçidi hiç kullanmadı, o, ani sıçramalarla çalışan çakralardan bahsetti. Kişi bir çakradan diğerine zıplar. Devamlılık yoktur, kişi sadece zıplar. Bu sıçrama süreci yüzünden Buda bütün dünyayı çok yeni bir şekilde algıladı. Dünyada hiç devamlılık olmadığını, sadece sıçramalar olduğunu söyledi.

Hiçbir şey devamlı değildir. Çiçek, tomurcukla devamlılık göstermez; çiçek bir sıçramadır. Gençlik, çocukluğun devamı değildir; bir sıçramadır. Ve bu yüzden bu günlerde Budist filozoflar çok mutlu çünkü bugün bilim de devamlılığın olmadığını, her şeyin sıçradığını, sadece sıçramaların olduğunu söylüyor. Devamlılığı görüyoruz çünkü aradaki boşlukları görmüyoruz.

Işığı devamlıymış gibi görüyorsun ama devamlı değildir. Elektronlar zıplıyor ama boşluklar o kadar küçük ki gözlerin bunu bilemiyor. Devamlı değil zıplıyor ama sıçramalar öyle hızlı oluyor ki bir parçacık öldü- günde yenisi geliyor ve aradaki boşluğa dikkat edilmiyor. Sadece ani bir sıçrama var. Akşam ışığı açıyorsun ve sabah kapattığında aynı ışığı kapattığını sanırsın. Oysa o buharlaşmış gitmiş, yerine yenisi gelmiştir. Ama devamlı görünür.

Heraklit aynı nehirde asla iki adım atamayacağını söylemiştir. Nehir aktığı için, onun içinde iki adım atamazsın. Buda bir adım bile atamayacağım söylerdi çünkü nehir akmaktadır; yüzeye değdiğin anda gitmiştir. Sen daha derine gitmeden yine gitmiştir. Sadece bir tek adım ve o arada pek çok nehir geçmiş olacaktır. Ve bu her zaman bir sıçrama sürecidir.

Bu sıçrama kavramı Buda’ya geldi çünkü o hiç kundaliniden geçmedi. O bir sıçramadan, bir çakradan diğerine geçti, bu yüzden yedi çakradan bahsetti. Bu da mümkündür. Senin evine zıplayarak gelebilirim, böylece sadece bazı noktalara değerim. Boşluklar oradadır, devamlılık yoktur.

Mahavira çakralardan veya sıçramalardan bahsetmez, patlamalardan bahseder. Busundur ve sonra şu- sundur. Zıplayacak duraklar bile yoktur. Bu başka bir rotadır—patlama, sadece patlarsın. Bir saniye önce Pusundur, bir saniye sonra şu olursun. Devamlılık veya sıçrama yoktur, patlama vardır. Geçilecek bir orta nokta yoktur.

Zen’de iki mezhep vardır: birincisi ani Zen okulu, diğeri kademeli Zen okuludur. Ama kademeli Zen Okulu bile kundaliniden bahsetmez. Başka bir yol kullanmıştır. Zen’de, kademeli okulda bile kundaliniden hiç bahsedilmemiştir, başka bir yol kullanılmıştır.

Bedenin birçok rotası vardır. Kendi içinde büyük bir dünyadır. Nefes alma vasıtasıyla çalışabilirsin ve nefes alma vasıtasıyla sıçrayabilirsin. Cinsellik vasıtasıyla çalışabilirsin ve cinsellik vasıtasıyla sıçrayabilirsin. Uyanıklık vasıtasıyla çalışabilirsin—doğrudan bilinç yoluyla—ve sıçrayabilirsin. Bilincin üzerinde doğrudan çalışmak en derin yollardan biri olmuştur ama sadece bir yol bile pek çok şekilde kullanılabilir. Bunun karmaşıklığını anlamalısın.

Örneğin, bir yol pek çok şekilde kullanılabilir. Bir kişi onu arabayla kullanır, bir başkası at arabasıyla ve bir başkası da sadece yürüyerek. Yol aynıdır ama metot tamamıyla farklıdır. Yürümekle bir arabada oturmak arasındaki ortak şey nedir? Hiçbir şey ortak değildir. Arabada sadece oturuyor, hiçbir şey yapmıyorsundur. Hiçbir şey yapmıyorsundur. Bu yüzden bir kişi, “Ben bu yolu sadece oturarak geçtim, “diyebilir ve yanlış bir şey söylemiş olmaz. Ama yürüyerek geçen ve yolun sadece oturularak nasıl geçileceğini bilmeyen bir kişi bu yolu inkâr edecektir. O da haklıdır.

Tek bir rota bile pek çok farklı şekilde kullanılabilir—örneğin farkındalık. Gurdjieff onu kullanır ama ona hatırlama der ve metot farklıdır. Yol aynıdır—bilinç kullanılır—ama farkındalık olarak değil hatırlama olarak. Ve fark nedir? Hatırlamak demek bu yolda olduğunu, sadece olduğunu hatırla demektir. Bir an için dur ve olduğunu hatırla. Olduğunu tam olarak hatırlayarak etrafına bak. Tek bir an için bile olduğunu unutma.



Ama biz unutuyoruz, asla hatırlamıyoruz. Eğer seni görürsem, kendimi unutuyorum ve seni görüyorum. Farkındalık tek oklu hale geliyor, diğer ok orada olmuyor. Gurdjieff onu iki oklu hale getirmemizi söylüyor. Diyelim ki bir konuşma dinliyorsun. Konuşmacının dediklerini dinlemek birinci oktur ve eğer kendinin— dinleyicinin—farkındaysan bu ikinci oktur. Dinlerken kendini unutma, dinlediğini hatırla. Birisi konuşuyor ve sen dinliyorsun; ikisinin de ötesinde ol ve hatırla, iki oklu ol. Yol aynı ama metot farklı.

Krishnamurti, “Bu yolu hatırlama, bu gerilimli bir çaba haline gelecektir. Sadece bütünlüğün farkında ol. Senin burada olmanı ve onun orada olmasını seçme. Seçme. Sadece her şeyi içeren bir farkındalık olsun. Onu odaklama—odaklanmayan farkındalık: Ben konuşuyorum; sen oturuyorsun; korna çalıyor; araba geçiyor… her şey ortada—ve farkındalık odaklanmamış. Okları kullanma, odaklanmamış olsun,” derdi. Yol aynı ama metot oldukça farklı.

Tantra aynı metodu, aynı yolu başka bir şekilde kullandı. Hayal edilemez bir şeydi. Uyarıcı maddeler— bhang, charas, ganja, şarap—kullandılar. Ve metot şöyleydi: uyarıcı maddeyi al ve farkında ol. Farkındalığı kaybetme. Uyarıcı maddeyi almaya devam et ve farkında olduğunun farkında ol. Bilincini kaybetme. Hiçbir zehrin etkili olmayacağı metotlar vardı, bu nedenle yılan zehri kullanıldı. Yılanın dili ısırması sağlanırdı. Ve eğer yılan, dilini ısırdığında hâlâ farkında isen, sıçramayı yapmışsın demekti—yoksa olmazdı. Yol aynı ama metot oldukça farklı.

Bu Tantra uygulamasında eğer hiçbir zehirli madde çalışmıyor ve sen bilinçli kalmayı sürdürüyorsan, bilinçli davranıyorsan içinde bir şey kristalleşmiş demektir. Bir şey vücut kimyasının ötesine geçmiştir; yoksa kimya seni etkilerdi. Şimdi vücut kimyasının ötesinde- sindir. Kimya vücudunda bir yerde çalışmaktadır ama sen uzaktasındır; sana dokunamaz.

Dolayısıyla birçok yol vardır ve her yol birçok metotla kullanılabilir. Benim metodum doğrudan hiçbir yolla ilgili değil. Uçabilen, yüzebilen ve yolda gidebilen bir taşıt gibi. Kişiliğinin gerektirdiği neyse, gereksinim metodu, yolu değiştiriyor. Onu çoklu metot olarak adlandırabilirsin. Dolaylı bir yol, direkt olamaz. Sana metodu veriyorum; senin vücudun, senin oluşun metodu belirliyor. Ve uyanmış enerji her rotayı kullanabilir: Tantirik, Budist, Jaina, Gurdjieff, Sufi… Her hangi bir yolu kullanabilir. Ve ben bunu bir varsayım olarak söylemiyorum. Böyle çalıştığım için söylüyorum.

Bana değişik rotalarda çalışmış kişiler geliyor. Bu metodu kullandıklarında, bu onlara rotalarında yardım etmeye başlıyor. Eğer kundalini üzerinde çalışan biri bana gelirse ve bu metotla çalışırsa, bu ona kendi rotasında yardım ediyor. “Bu metot harika, önceki kundalini metodu bu kadar yoğun ve amaca uygun çalışmıyordu,” diyor. Ve bu bir kundalini metodu değil ama esnek bir metot. Metot yolu buluyor. Sen onu yapıyorsun ve geri kalan her şey metodun kendisi tarafından yapılıyor.

Geleceğin dünyasında ve bugünün dünyasında da sadece böyle esnek metotlar kullanılabilir çünkü şimdi pek çok değişik tipte insan var. Eskiden dünyada durum böyle değildi. Belirli bir bölgede belirli tipte insanlar yaşıyordu. Eğer bir yerde Hindular varsa, orada sadece Hindular vardı, hiç Müslüman yoktu. Aslında birbirlerinden haberleri yoktu. Birbirlerinin uygulamalarını bilmiyorlardı, bu yüzden kafaları karışmıyordu. Tek bir tipteydiler. Eğer Tibetli Budistler idiyseler, Tibetli Budistler idiler, başka bir şey duymamışlardı. Herkesin koşullanması aynıydı, herkes aynı ortamda yetişmişti. Bu yüzden çalışan sadece bir metoda gereksinim vardı.

Bu şimdi çok zor. Zihinler karışık; aslında tek bir tip yok. Herkes çok—tipli. Birçok etken, birçok çelişkili etken var. Bütün dinler, “Diğerlerini çalışma. Başka öğretmenlere gitme,” diyor. Bu sadece dogmatizm değil. Dogmatik gibi görünüyor, temelde kendi tiplerini korumak amacındaydılar. Bu, gereksiz karışıklığa yol açardı. Hiçbir metot, bu ya da şu, tam olarak kullanılmazdı. Bu kimsenin kafası karışmasın diye yapılıyordu.

Ama şimdi bu imkânsız. Şimdi herkesin kafası karışık ve bunun çaresi yok. Şimdi tek bir tip olamaz ve tipler korunamaz. Bu yüzden hiçbir tipe ait olmayan ve her tiple kullanılabilen yeni metotlara ihtiyacımız var. Bu yüzden bu metot esnek. Ben özellikle kundalini ile ilgili değilim, hiçbir şeyle özellikle ilgili değilim ama hepsiyle derinden ilgiliyim.

Bu metodu kullanıyorsun ve metot yolu buluyor— sende çalışabilecek yolu. Bunu metoda bırakıyorum. Metot onu buluyor ve senin bulabileceğinden daha kesin olarak buluyor. Ama bu buluş bilinçsizdir. Seni sadece bir duruma sokuyor—tıpkı evde yangın varmış gibi. Sen bir duruma giriyorsun. Eğer koşabiliyorsan, koş. Eğer zıplayabiliyorsan, zıpla. Durum orada ve durum seni, senin için mümkün olana doğru itecektir.

Ve bilinçsiz zihin her zaman en az dirençli yolu seçecektir. Bu, matematik, zihnin içsel ekonomisi nedeniyle böyledir. Bilinçsizce herhangi uzun bir yolu seçmezsin, her zaman en kısayı seçersin. Sadece bilinçli zihinle hiçbir yere gitmeyen yolları ya da ölmeden istediğin yere varamayacağın kadar uzun yolları seçmeye başlarsın. Ama bilinçsiz her zaman en kısa yolu seçer. Bu yüzden bu metot durumu yaratacaktır ve senin bilinçaltın da potansiyel olarak kendi tipi olan yolu seçecektir.

OSHO

Facebook Yorumlar

Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

What's Your Reaction?

İYİ İYİ
0
İYİ
Kötü Kötü
0
Kötü
Harika Harika
1
Harika
Bana aşağıdan bakarsan Tanrıyı, yukarıdan bakarsan delinin tekini, karşımdan bakarsan kendini görürsün.

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Türü Seç
Soru cevap
Konuya dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Yazı
Biçimlendirilmiş Yazı